|
|
Bir zamanlar bende
Yazar |
: Abdurrahman ÖZ |
Yorum Sayısı |
: 0 |
Okunma |
: 143 |
Tarih |
: 09 Mart 2010 11:51 |
Bazen aşağı indim, bazen çıktım yukarı... Ararken birer birer, tarihsel yapıları Yer ile yeksan olmuş, görünce ağlıyordum, Bir zaman derman olan, muhteşem kapıları.
“TIRNAK İÇİNDE” “Bakınca Çamlıca’dan köpüklü Marmara’ya “Kalmadı hiçbir derdim merhem buldum yaraya” “ Daldım kendimden geçtim, haşmetine Çınar’ın; “Sinyaliyle uyandım, birden Işıkpınar’ın”.
Askerden dönen bir genç, yaşamını yitirmişti, Edincik’in Çınardibi mahallesinden. Aslında Mahallenin adı; Karakadı. Hürriyet haber ajansında yeni göreve başlamıştım. Haber ilginçti. Ancak ajans öyle haberler için kesinlikle ölenin fotoğrafını istiyordu. Ailesinin o acılı gününde fotoğraf istemek sakıncalıydı. Bazısı olumlu karşılarken, bazıları da küfüre yakın oluyordu. Hemen kararımı verdim: Tüm Edincik halkının fotoğrafını çekip, arşivleyecektim. DAR FİLM’ DEN ROLL FİLM İstanbul Galata Yeni Çarşı Caddesi’nde bir DAR FİLM A.Ş. vardı… Orasını iyi biliyordum. Komşum Ahmet Kemal Çakmak Terzi Ahmet Kayhan’dan makastarlık öğrenmek için gitmişti. Terzi Kayhan da Dar Film binasındaydı. Oradan birkaç kez film aldım, yani Dar film’den Sonra (rahmetli) Orhan Dayışen Bandırma bayileri oldu, Atatürk Caddesi Ataylar Pasajı’nda. Elimdeki makine LÜBİTEL 2’ydi. Muhsin Ozarlar’dan 415 liraya almıştım. Oysa HHA aynı fotoğraf makinesini bize 450 liraya verecek, parasını da primlerimizden kesecekti, aydan aya… Ne olursa olsun veresiye ve taksitle almak ilkelerime aykırı olduğundan, affedersiniz bastım peşin parayı, aldım Ozarlar’dan makineyi… Ancak o makinede Roll film kullanıyordu. 6x6’ lık 12 kare vardı. Bir haber için bir film feda ettiğim oluyordu. Roll filmi kesmek çok zordu.90 liraya 10 tane film almıştım Dayışen’den. SONRA 35 MİLİMETRELİĞE Kesme olanağı zor olduğundan makineyi değiştirdim ve 35 mm.lik film kullanmaya başladım. Ne de olsa 36 kare vardı. İstediğim zaman kesip, banyosunu yapardım. Çok da yararını gördüm. Hiç olmazsa filmlerim heba olmuyordu. Birkaç kez kesebiliyordum. Şimdi yapacağım bir şey vardı: Edincik’i mahalle, mahalle cadde, cadde sokak, sokak dolaşacak, eski yapıların fotoğrafını çekecektim. Neden mi yapacaktım bunu? Bir zamanlar çok güzel yapılar vardı Edincik’te… Hepsi de Anıtlar Yüksek Kurulu’nun ilgi alanına giren türden. Birkaç gün sonra baktım o çok beğendiğim antika yapı yer ile yeksan olmamış mı? Ne kadar üzüldüğümü anlatamam. Gitti onunla birkaç tanesi. Üzüldüm ama ne çare. Uçan kuşu bir daha bulmak olası mıdır? Tarih’de uçmak üzereydi. AKILLANDIM AMA BİRAZ GEÇ OLDU Evet, akıllanmıştım, ama biraz geç oldu. Eh nerden dönülürse kardır, diyerek aldım elime makineyi kendi evimizi (güzel evimizi, yaşamımın 80 yılını içinde geçirdiğim, acı tatlı günleri yaşadığım evimizi (F:1) çektim. Arşivime koymak için. Sonra da Kümbet Mahallesi, Kümbet Caddesinde Belediye eski Başkanlarından rahmetli Fehmi Kümbetoğlu’ (F:’2) nunkini kareye aldım. Daha önce saptadıklarımı gözden geçirmeye, beğendiklerimi’de kare içine almaya başladım. Örnek olarak yazmam gerekirse Ulu caddede Çarşı camisinin de içinde bulunan (F:3) deki ev ilgimi çekti. Erdek yönüne doğru yürümeye, Ulu camiye doğru ilerlemeye başlarken yine aynı cadde üzerinde Çakır Hüsameddinler’in (Soyadı: Köklem) evi (F:4) “Beni de duadan unutma…” der gibiydi. Hemen deklanşöre bastım. Orası burası derken geriye dönmek zorunda kaldım. YOK, CANIM VAZGEÇMEDİM, ÇEKİYORUM Altımda arabam yok, taksi tutmaya cebimde param yok. Ne yapayım? Topal eşekle kervana yetişmek kolay mı? Ters yüz ettim taa Harmanlara kadar gittim. O gün öylesine yorulmuştum’ ki… Sırtımdan çatlayacak gibiydim. Haziranın 18’iydi ve hava da iyice sıcaktı. Şuradan bir kare çekeyim ve bugün bu işe ara vereyim diyerek (F:5)’i çektim ve makineyi çantaya sokarken gören bir arkadaşım: “Sabahtan beri’ deli danalar gibi’ ne dolanıp duruyorsun? Elinde makine neler çekiyorsun? Senin’de yaptığına şeytanın aklı ermez ki… Şimdi’de ne filmler çeviriyorsun? Deyince tepem atmadı değil. Kendisine, film çevirmiyorum film çekiyorum. Bu filmler sinemada oynamayacak ama ilerideki yıllarda büyük bir tarihsel belge olacak.
BİNALAR TEKER TEKER GİDİYOR Bak şu tarihi binalara, yıkılmaya yüz tutmuş vaziyette. Birer, birer yıkılarak tarihin karanlığına gömülüyor. Burası tarihi bir yer. Her ne kadar küçük’de olsa tarihe ışık tutacak yapıların erimesine gönlüm razı olmadığından elimden geldiğince bunları kare içine almaya çalışıyorum. Bunun şeytanlıkla ne ilgisi var? Tarihe yardımcı olmak suç mu? Dedim ve yürüdüm, haydi ‘Kız dedesi’nin’de bir kare görüntüsünü zapt edeyim diyerek Hisar Mahallesinde soluğu aldım. Deklanşör ‘şıp’ diye enstantaneyi yakaladı. (F:6) ama bakın bunların içinde, hiç birinde ‘İnsan unsuru ‘. yok. Oysa fotoğrafta insan unsuru olmasının en büyük kural olduğunu bilmeyene gazeteci’ demezler ama dur bari bir kare’ de içinde insan unsuru olsun, hem de yetkilisiyle diyerek orada Belediye eski Başkanlarından Sayın Fevi İpek ile şimdiki Başkanımız Sayın Mehmet Yağcı’nın sağ kolu Sayın Raif Sevinç’i görünce sevinmedim değil. Haydi, Ulu Caminin içine. Oradaki sanıyorum 200 yüz yıllık bir mazisi olan Ulu Caminin görkemli saatinin önünde onların kare içine girmesi için deklanşöre basıyor ve makinemi kapatıyorum. RAİF SEVİNÇ KIZMASIN DİYE Şimdi başkan Yağcı’nın bir an bile yanından ayrılmayan Sevinç’in sevinci gözlerinden okunmuyor mu? Bu (F:7-Sağdaki) fotoğrafın çekildiği tarihi anımsayamıyorum. Onu da herhalde Sayın Sevinç söylerse, gibi bende sevinebilirim. Ve şimdiden Raif Sevince teşekkür ederim. Başkan Sayın Yağcı, alınma be kardeşim. Doğal olarak bir selam ve teşekkürü size de sunuyorum. RAİF GÖREVİNİ YAPTI Yedi numaralı fotoğrafın 1992 çekildiğini 03.03.2010 Çarşamba günü B.B.Mehmet Yağcının makamında söyleyen Raif Sevinç:S” Çocukluğumda babam (rahmetli) Mehmet Sevinç, O saatin 150 yıllık olduğunu söylerdi. Ki aradan 50 yıl geçti. Şimdi tam 200 yıllık olduğunu yazabilirsiniz” dedi. Saatin bir eşinin Konya’da olduğu söyleniyor.
|
SON DAKİKA HABERLERİ
|