Bugün: 23.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • :ÜST AKLIN TUZAĞINA DÜŞMEDEN…

:ÜST AKLIN TUZAĞINA DÜŞMEDEN…


En son eğitim alanında gerçekleşmesi öngörülen 5. sınıflarda yabancı dilin seçmeli olarak 1 yıl boyunca okutulması ve öğretilmesi gündemde konuşulmaya başlandı. Yabancı dil eğitiminin yanında tabi ki, Türkçe dersleri verilecek. Bu proje, 2 yıldır Milli Eğitim Bakanlığı’nca hazırlanmakta.


Öğrencilerin gelişmesi için, hem de eğitim sistemindeki eksik dil eğitimi için umut arz eden bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Onları geleceğin dünyasına hazırlamak ve daha donanımlı insanlar haline getirip, gelişmiş toplumlar seviyesine eriştirmeliyiz.


Geçmişe ve günümüze baktığımızda dil, toplumlar arası ilişkilerin gelişmesinde çok önemli bir yere sahiptir. Hele ki, Türk gençlerinin dil bilmesi kesinlikle önemlidir. Varoluşumuzdan bu yana sürekli başka toplumlarla ilişkileri, tarihine mal olmuş bir toplum için bir çok dil konuşabilmesinin zaruri olduğu kanaatindeyim.


TÜRK TARİHİ VE DİLLERİNİN ÖNEMİ!


Tarihimiz, köklerini neredeyse dünyanın her yerine sarıp sarmalamış, izlerini ise binlerce yıllık bir kayda dökmüştür. Bunun içindir ki, kendi tarihimizi başka devletlerin arşivlerinden okuyabilmekte, öbür devletlerin de tarihlerinde büyük bir etkiye ve bir yere sahip olduğumuzu görebiliyoruz.

Bunun içindir ki, tarih pınarlarından su içmek istiyorsak sadece yabancı dilleri değil aynı zamanda eski Türk dillerini de öğrenmek zorundayız. Çağatayca, Uygurca, Kazakça, Kırgızca,Özbekçe, Tatarca vs. bunlara ek olarak yazı dilleri dahil öğrenmeliyiz.


Osmanlıca’nın özellikle son yıllarda sıkça kamuoyunda söz edilir hale gelmesi, bunun gereksinimi geçmişte anlatılmasına rağmen, büyük bir yankı uyandırmıştır. Toplumda ise, merak haline gelmiş, bir çok insan halk eğitim kurumlarında verilen Osmanlıca kurslarına bu yazı dilini öğrenmek için gider hale gelmiştir. Bu geleceğimiz için önemli bir adımdır. Geçmişe atılan bir adımın geleceğimizi nasıl aydınlattığının paradoks olmaktan çıktığının bir göstergesidir. Ve bir kurtuluştur…


OSMANLICA TERK EDİLMEMELİYDİ!


Eğitim sistemimiz günümüze baktığımızda halen çözümlenmekte olan bir sorundur. Çünkü, gerçekten bakıldığında eksiklikler ve olabilirlik safhasındadır. Bu düğümün çözülebilmesi ve anlaşılabilmesi için tarihimize başvurmalıyız. Bunu incelerken ise, iyi bir analiz yapmalıyız. Çünkü, dışarıdan belli mihrakların nasıl eline düştüğünü ve nasıl dizayn edildiğini görmek zorundayız. Yetiştirdiğiniz çocuklar, sadece kendi gelecekleri ve yaşamları olmasının yanı sıra bu vatanın da geleceğidir, bir teminatıdır.


Osmanlı’dan günümüze kadar nasıl ayarlarımızla oynamışlar!


Bunda Osmanlı’nın gel-git yaşadığı dönemi başlangıç sayabiliriz. Tarihçilerin tespitlerine göre Yeniçeri Ocağı 1582’de, ilmiye sınıfı da 1594’te bozulmaya başlamış. Avrupa’da, Osmanlı ilerlemesini sağlayan Akıncı Ocağı da 1595’te Eflak’ta tamamen yok edildikten sonra Osmanlı’nın Avrupa’daki ilerlemesi durmuş; savunma, geri çekilme, tekrar ilerlemelerden oluşan bir gel-git dönemi başlamıştır.


OSMANLI`NIN BATININ YEMİ OLMASI SÜRECİ


Askeri gücüne güvenen ve Avrupa’yı hakir gören Osmanlı, aslında bir yanılgıya düşmüştür. Savaşlarda alınan yenilgileri, Anadolu’da çıkan isyanlar, yönetim sisteminin bozulması, sürekli maddi kayıplar, Osmanlı’yı Avrupa’nın gelişmesine nazaran geri konuma düşürmüştür.


Osmanlı aydınları, Avrupa’dan daima üstün oldukları varsayımına bağlı kalarak, Avrupa’da ki ilerlemeyi takip etmemiş ve gelişmeleri önemsememişlerdir. Daha sonra ise, batının üstünlüğünün nedenlerini anlamışlar bu da onlarda bir aşağılık duygusu ve taklitçilik ortaya çıkarmıştır.


Osmanlı, Avrupa’yla arasındaki gerilemeyi görse de, devlet yapısındaki eksikliklerin panzehirini Fransız uzmanlarında bulmuştur. Bu uzmanlar devlet yapısını kendi isteklerine göre dizayn etmişlerdir. Topçu birlikleri, Hendesehaneler, Mühendishane-i Bahri-î Humayûn vs. gibi alanlarda Fransız uzmanlara göre teşkilatlandırılmışlardır. Müfredat programı olarak Fransız okulları örnek alınmıştır. Fransız ekolüyle içimize kadar giren Batı, İngilizler ve Almanlarla şekillenmeye devam etmiştir. Bunda ülkelerin kendi aralarındaki rekabetin hareketliliğini de görmekteyiz.


Fransızların 1830’da Cezayir’i işgal etmeleri Osmanlı-Fransız ilişkilerini gerginleştirmiş, kara ordusunda Alman subay ve uzmanlarının, deniz ordusunda İngiliz etkisi artmıştır; Bahriye Mektebinde Fransızca seçmeli, İngilizce ise mecburi yabancı dil durumuna gelmiştir; öyle ki bu okulda 1900’lerden sonra İngiliz müfredatı uygulanmaya başlanmıştır. Yani devletler arası ilişkiler Osmanlı’nın kaderini belirler duruma gelmiştir! Ki daha tarihimizden göreceğimiz türlü örnek vardır!


OSMANLI, İÇERDEN FETH EDİLDİ!


Resmen görmekteyiz ki, Osmanlı içten içe fethedilmiş, bütün devlet yapısı Batı tarafından dizayn edilmiştir ve bir hasta adam haline getirilmiştir. Günümüzde yapılmaya çalışıldığı gibi…


Devleti yönetenler Fransız, İngiliz ekolüyle yetiştirilmiş, zamanla öz yapısı kaybettirilmek ve unutturulmak istenmiştir. Ancak oyun, bir Osmanlı paşası olan M. Kemal Atatürk’le bozulmuştur. Atatürk’ün önderliğinde bir millet kendi vatanını canıyla kurtarmış, millet ve devlet tekrar vücut bulmuş, bir millet silkinerek yeniden doğmuştur. Batı’lı devletlerin devlet yapısı, bilgisi ve teknolojisi örnek alınarak yeni Türkiye yaratılmıştır.


Atatürk 1938’de vefat ettikten sonra ise, emperyalizme karşı yürütülen TDK ve TTK ile devam eden eğitim mücadelesi, Fransız, İngiliz ve Amerikan oyunlarıyla tekrar sarsılmaya Türkiye’nin içine sokulduğu Osmanlı’da oynanan oyun tekrar oynanmaya başlandı.


ATATÜRK VE SONRASI


Atatürk daha ölmeden planlanan oyunlar, 1946’dan itibaren gerçekleştirilmeye başlandı. Evet Türkiye’de köy enstitüleriyle kaliteli bir eğitim-öğretimin kapıları açılmıştı ancak Amerika’yla yapılan antlaşma sonucunda kapatıldıktan sonra eğitim-öğretim tekrar dizayn edildi. Ve günümüze kadar gelen ezberci-tekdüze eğitim amaçlanmış, herkesin eşit seviyede, farklılıkları ortaya çıkartılmadığı, yeteneklerinin geliştirilmediği, kapitalist düzen için kullanıma hazır robotlar yetiştirmek amaçlanarak, Türk gençliği köreltilmeye çalışılmıştır. Zamanında bu oyunu gören ve mücadele veren gençler ise, emperyalizmin kurbanı olmuşlardır. Gerçekleştirilen darbeler de bunun en gerçek kanıtıdır.


2.MİLLİ KURTULUŞ SAVAŞI VE YENİ TÜRKİYE!


Tarihine bakıldığında; ele geçirilmek ümidiyle yanıp tutuşulan, sürekli üstünde deneyler yapılan, böl-parçala modeline sokulmaya çalışılan Türkiye Cumhuriyeti, bu küresel güce karşı asırlarca mücadele vermiştir. Bu mücadele bugün bakıldığında, yeni bir boyut kazanmıştır.

Çünkü, millet yeniden kendi iradesine sahip çıkmakta, kendi haysiyetini müdafaa etmekte, bunları korumak için ise kendi canını gözünü kırpmadan vermeye hazırdır.


Yeni Türkiye daha bilinçli ilerlemeli, daha planlı ve programlı olarak, çağın gerektirdiği şekilde kendini yenilemeli ve geliştirmelidir. Bunda başta bahsettiğim gibi, bir dil öğrenmemizi kolaylaştıracak eğitim reformuna (Akıllı geçinen Üst Aklın tuzağına düşmeden) gidilmesi bile önemli bir adımdır. Çünkü, altyapısı güçlü olan bir devletin ve milletin geleceği de bir o kadar sarsılmazdır.

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 347