Bugün: 11.12.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • ORTA DOĞU`DA SELÇUKLU-TÜRKİYE SENTEZİ

ORTA DOĞU`DA SELÇUKLU-TÜRKİYE SENTEZİ


Yıllardır Türkiye’nin içinde kanlı emellerini gerçekleştirmek  isteyen FETÖRİSTLER’e karşı Türk Milleti, vatan evlatları, kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla, genciyle, 15 Temmuz kurtuluş mücadelesini kazanmış ve ülkesine, milletine, devletine sahip çıkmıştır. Aziz milletimizin üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirdiğini düşünüyorum. Devletin kılcal damarlarına kadar sızmış hainler, devlet tarafından hala temizlenmeye devam etmektedir ve devam edecektir. Ve bu temizlikle beraber devletimiz temizliği sınır ötesine de taşımış Fırat Kalkanı Operasyonuyla, yıllardan beri Orta Doğu’da hain emellerine ulaşmaya çalışan, masumların canına kast eden, milyonlarca insanı yurtlarından eden Misak-ı Milli sınırlarımızdaki bu hainlere karşı operasyona başlamıştır. Bugün bu operasyon Musul’a kadar gelmiş ve başarılı bir şekilde devam etmektedir.

 

    Ben bu tarihi günleri Osmanlı’nın yeniden canlanması olarak görüyorum. Çünkü, bugün Türkiye terör belasından ötürü yurtlarından terk edilmeye zorlanmış milyonlarca mülteciye kapılarını açmış, onları son derece iyi şartlarda kamplarda ağırlamış, maddi ve manevi destek sağlayarak, adeta bir Osmanlı hoşgörüsü benimsemiş ve din, dil, ırk, mezhep ayırt etmeksizin kendi vatandaşı gibi görerek sahip çıkmıştır. Hatta ve hatta terör yüzünden yıkılmış şehirlerine yatırım yapmakta bile gecikmemiş ve bir görev bilmiştir. Bir çok önde gelen uluslararası kuruluş  ve Batı’nın yaptığı gibi üç maymunu oynamamış, kendi milletinden ve vatanından sayarak tüm dünyaya örnek olmuştur.

 

     Türkiye’nin bugün Suriyelileri sahiplenmesi, Fırat Kalkanıyla sınır ötesi güvenlik koridoru oluşturarak, terörist uşaklara ve maşalara karşı izlediği politika kesinlikle çok önemlidir. Bu operasyonlarla Türkiye bu sahada da, masada da ‘ben varım’ demiştir.

    

PEKİ NEDEN TÜRKİYE HEM SAHADA HEM MASADA OLMAK ZORUNDADIR?

 

Türkiye bulunduğu coğrafya gereği zaten bugün operasyonun yürütüldüğü coğrafyaya yabancı değildir. Neticede bakıldığında bir çok devlet kurmuş Türkler, son olarak şimdi sınırları belli olan Türkiye’de yaşayabilirler ancak, tarihsel bağların hala sıcaklığını koruduğu ve koruyacağı ortada değil midir? Ki baktığımızda bunun en büyük kanıtı Suriyeli mültecilerin hem uluslararası alanda savunulması, İngiltere, Fransa, Almanya, Yunanistan gibi ülkelerin eksikleri ve yanlışları devletimiz ve siyasilerimiz tarafından sürekli olarak eleştirilmiş, Suriyeli mültecilere sahip çıkılmıştır. Bugün Musul’dan da gelse Halep’ten de gelse Türkiye kapılarını sonuna kadar açacak gerekli hoşgörüyü ve adaletli duruşunu gösterecektir. Osmanlı’da da bu böyleydi. Hiç bir zaman değişmedi. Hangi ırktan, dinden olursa olsun hep kendi tebaasıyla eşit haklara sahip oldu. Bu yüzden Osmanlı 6 asır hakimiyetini devam ettirebildi. Yıllardan beri gelen İslam ve Türk kültürünün eşsizliğini bugün canlanışını, hatta dallanıp budaklanmasını izliyoruz. Bu yüzden Türkiye bu masada hak sahibi olmalıdır.

 

     Özellikle burada Türkiye’nin şu anki durumunu bir tarihsel örneğe çok benzetiyorum. 960’lardan sonra Samanlılarla Karahanlılar savaş halindeydi. Samanlılar döneme baktığımız zaman güçlerini kaybetmiş bir devletti. Karahanlılar mücadelede üstün durumdaydılar. İlginçtir ki, Selçuklular, Samanlı devletinin saflarında yer almıştır. O dönemde Selçuklu Camilerinde Samanlı devletinin üst düzey yöneticilerinin adına hutbeler okutuluyordu. Hem de ilk sıradan! Samanlılara bu mücadelede yardım etmişler, güçsüzün yanında saf tutmuşlar, Samanlıları sahiplenmişlerdir. Bu tabii ki, Karahanlı tehdidini de arttırmıştı.

 

                              PEKİ SELÇUKLU NEDEN GÜÇSÜZÜN SAFINDA YER ALDI?

 

Sekçuklu Samanlı safında yer aldı. Samanlıya sahip çıktı. Selçuklu’nun burada asıl hedefi, Samanlı’nın hakimiyetinde ki önemli topraklardır. Ve Samanlı yıkıldıktan sonra topraklarında kolayca hak sahibi olabilmiş ve o dönemde sorgusuz sualsiz kimse sesini çıkartamamıştır.

  

Bugün Türkiye’nin devletler nazarında ki konumu, uluslararası kamuoyunda sergilediği duruş, mazlum halklara karşı yürüttüğü hoşgörü ve adalet politikasıyla bir ilgisi yoktur. Ancak, şunu belirtmeliyiz ki, Selçuklu bir toprak emeli dahi olsa izlediği politikayla önemli bir başarı elde etmiştir. Ve orada yaşayan halk buna karşı çıkamamıştır yani hakimiyeti kabul etmiştir.

 

    Bu örnekten yola çıkarsak vurgulamak istediğimiz asıl önemli olan nokta şudur;

İlk olarak Türkiye bu topraklara hakim olmak ve emelleri olduğu için değil, bölgede yaşayan ve yurtlarından göç etmek zorunda bırakılan mazlumun yanında yer almış, kapılarını sonuna kadar açarak, vatandaşlık verebilecek hoşgörüyü bile sağlamıştır. Yani halkları sahiplenen, koruyan, mazlumun ahını değil, duasını almıştır. Müslümanlıkla yoğrulan yurdu, kin, nefret ve kanla yoğurup ele geçirme emelleriyle yanıp tutuşan zihiniyete karşı mücadele vermektedir. 

 

İşte, bu yüzden diyorum ki, Türkiye’nin bu masada yer alması, bu topraklarda yaşayan halkın düzenini, adaleti, güvenliği, birlik ve bütünlüğü sağlayacaktır. Oynanmak istenen oyunları bozacak, algı operasyonlarıyla, orta doğuyu bir terör yuvası gibi gösteren, terör yuvası haline getirmeye çalışanların oyunlarını suya düşürecektir. 

 

Ve şunu kimse unutmamalıdır ki. Türkler, asırlar boyunca cihana hükmetmiştir. Bunun temelinde eşi benzeri olmayan devlet politikası vardır,bir öz devlet yapısı vardır. Evet, devletler yıkılmış ve devletler kurulmuştur, ama devlet gelenekleri, devlet yapısı, devlet felsefesi değiştirilme çabaları olsa da, bu organizma er ya da geç kendini yenilemiş ve geliştirmiştir. Bunu günümüzde Misak-ı Milli’yi konuştuğumuz, Misak-ı Milli sınırlarımıza sahip çıktığımız günlerde çok net bir şekilde görmekteyiz.

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 276