SON DAKİKA

BALTOK BAN BAN'A SPONSOR OLDU         

Bugün: 21.09.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN FİKİR DÜNYAS

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN FİKİR DÜNYAS

20. Ve 21.yüzyıla damga vurmuş tüm fikir adamları ve devlet yöneticileri dikkate alındığında Mustafa Kemal, tüm bu tarihsel ve toplumsal süreçte kendi döneminin tüm fikir adamları ve devlet yöneticileri şu veya bu oranda (Hitler, Lenin, Stalin gibi)bir bi

Mustafa Kemal’in  fikir dünyası ve düşünceleri  tüm yaşamı boyunca  hem uluslararası açıdan ülkeler ve devlet yöneticileri açısından, hem de Osmanlı ve Genç Türk Devleti’nin kuruluşu sonrasından başlayarak günümüze kadar araştırma, inceleme ve yorum konusu olmuştur.

20. Ve 21.yüzyıla damga vurmuş tüm fikir adamları ve devlet yöneticileri dikkate alındığında Mustafa Kemal, tüm bu tarihsel ve toplumsal süreçte kendi döneminin tüm fikir adamları ve devlet yöneticileri şu veya bu oranda (Hitler, Lenin, Stalin gibi)bir bir tarihin derinliklerine gömülürken, Mustafa Kemal, hala anlaşılmaya ve  algılanmaya çalışılan düşünce adamlarından ve devlet yöneticilerinden biri olmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı devletinin çöküş yıllarında fikirsel açıdan 1789 Fransız Devrimi ile 1917 Ekim Devrimi’nden etkilenmiştir. Her iki devrime de yön veren ve alt yapısını oluşturan fikir dünyasından, bu fikirlerin toplumsal açıdan farklı örgütlenmelere ve eyleme dönüşmesinden etkilenen Mustafa Kemal, Fransızcayı da ana dili gibi bilmesinin avantajıyla bu fikir dünyasını ana kaynaklarından okuyup, inceleyerek, sentezlemesi ve bu fikirleri Anadolu gerçeğine uyarlaması, esin kaynağının Türk tarihi ve kültürü, milleti  olması ile öne çıkmaktadır.

Mustafa Kemal’in fikir dünyasını merak edenler, Bugün Anıtkabir’de ziyaretçilerinin ilgisine sunulan Kitaplığını gezmeli ve fikirsel dünyasının zenginliğini, merakını ve ufkunun genişliğini görmeliler. Döneminin bir çok eserini Fransızca basımlarından ve asıllarından okuyarak, inceleyen Mustafa Kemal’in önemli gördüğü satırların altını çizmesi ve kitapların kenarlarında aldığı notlar, dikkat çekicidir. Bu kitapların arasında Türk ve İslam tarihi ve kültürü ile ilgili kitapların yanı sıra Fransız Devrimi’nin ve Bolşevik Devrimin öncülleri ve fikir adamlarının kitaplarını görmeleri şaşırtıcı olmasa gerek.

Mustafa Kemal için 1789 Fransa’sında bir çağı kapatıp yeni bir çağın kapılarını açan Jean -Jacques Rousseau ve döneminin ihtilalci düşünürleri ve eylem adamları, devlet yöneticileri ne kadar önemli ise 1917 Çarlık Rusyası’na son veren Lenin ve Bolşevik düşünürler, eylem adamları, devlet yöneticileri de bir o kadar önemliydi.

Mustafa Kemal, bu tarihsel ve toplumsal dönemlerin fikir dünyasını incelerken, aynı zamanda aynı ilgi ve merakı dönemin kültür ve sanat dünyasına da göstermiş, dönemine damga vurmuş tüm uluslararası ve ulusal kültür ve sanat elçilerinin eserlerini yakından takip ederken, entellektüel ve estetik açıdan kendisini geliştirmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk, daha Harbiye’de öğrencilik yıllarında genç bir subay namzeti olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülüşü ve çöküşünü  önceden görmüş(sezmiş), buna bağlı olarak Anadolu’da kurulacak yeni devletin düşünsel açıdan  idari, siyasi, hukuki, askeri, ekonomik  yani hemen her alanında nasıl oluşturulması ve kurulup, inşa edilmesi gerektiği konusunda  yapısal işçiliğe, organizatörlüğe soyunmuş bir önder ve liderdir. Tarih yapıcıdır.

Bu noktada Mustafa Kemal Atatürk’ün  fikirsel dünyasından öte fikirsel dünyasının oluşumundaki evrimsel sürecin ve bu süreçte etkileyici ve tamamlayıcı unsurların iyi bilinmesi gerekiyor. Mustafa Kemal’de tarih bilinci  yaşadığı ortam, etrafında olup bitenler, çevresiyle etkileşimi, dünyada olup bitenler, ülkesinin içinde bulunduğu durum gibi onlarca tarihsel ve toplumsal verinin sonucudur. Kuşkusuz, bu gelişimde kendisinin ve ailesinin öznel koşulları yanı sıra Selanik’in özel bir yeri vardır.

Selanik, Osmanlı’da Avrupa’ya açık, en özgürlükçü düşüncelerin vücut bulduğu, örgütlenebildiği ve mutlakiyete karşı toplumsal tepkilerin dışa vurulabildiği kentlerin başında gelmektedir. Mustafa Kemal, daha öğrencilik yıllarında Fransız Devrimi ve devrime öncülük etmiş Jean -Jacques Rousseau gibi düşünürlerin ve devrim önderlerinin kitapları ile tanışmış, Namık Kemal ve Tevfik Fikret gibi özgürlük tutkunu şair ve edebiyatçıların eserleriyle beslenmiş, ”özgürlük”, ”adalet” ve “kardeşlik” ülküsüne sarılarak, mutlakiyete  karşı kurduğu “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti” örgütlenmesiyle  düşüncelerini adım adım sistemleştirmenin ve olgunlaştırmanın aşamasını kaydetmişti.

1789 Fransız Devrimi’nin ve Jean -Jacques Rousseau’nun Mustafa Kemal’in tüm yaşamında vazgeçilmez bir önemi ve yeri vardır. Öyle ki, daha öğrencilik yıllarında Jean -Jacques Rousseau ile tanışan ve zamanla onun özgürlük  düşüncesine ve siyasal açıdan Cumhuriyet aşkına dört elle sarılan Mustafa Kemal, Rousseau’nun bütün eserlerini okuduğunu TBMM kürsüsünden övünçle açıklarken, kuvvetlerin ayırımı, temsili sistem ve Halk Hükümeti konularında bilgi verirken, Fransa’da saltanatın zorbalığının ve sultasının geri dönmemesi için  atılmış adımları örnek gösteriyordu.

Ancak, Mustafa Kemal, düşünce olarak, dogmatik ya da şabloncu da değildi. Fransız Devrimi’ni alkışlıyor, esinleniyor ama yeni Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olarak Le Malin gazetesi muhabirine verdiği ve 8 Mart 1928 günkü Hakimiyet-i Milliye`de yayımlanan demecinde şöyle diyordu:

“Fransız İhtilali bütün dünyaya özgürlük düşüncesini yaymıştır ve bu düşüncenin bugün de esas ve kaynağı bulunmaktadır. Fakat o tarihten bu yana insanlık ilerlemiştir. Türk demokrasisi, Fransa ihtilalinin açtığı yolu izlemiş, fakat kendine özgü belirgin nitelikte gelişmiştir. Çünkü, her ulus, devrimini, toplumsal ortamın baskılarına ve gereksinmelerine bağlı olan durum ve konumuna ve bu ihtilal ve devrimin olduğu zamana göre yapar.”

Kuşkusuz, Fransa’da ve Kıta Avrupası’nda yaşandığı gibi istibdat rejimlerinin yıkılması ve ulus esasına dayalı Cumhuriyet rejiminin kurulması düşüncesi ve siyasal isteği tek başına bir şey ifade etmiyordu. Feodal rejimlere karşı burjuvazinin gelişiminde ve 1789 Fransız Devrimi’nin düşünsel alt yapısında  “Akılcılık(Rasyonalizm)” ve “Olguculuk(Pozitivizm)” yani aklın ve bilimin rehberliğinin kabul edilmesi ve doğal olarak “Laisizmin” anlaşılması ve iyi kavranması gerekmekte. Bu çerçevede Cumhuriyet Türkiye’sinde Atatürk’ün talimatları doğrultusunda  Descartes’in ve Kant’ın kitaplarının bastırılması, Laisizmin Cumhuriyet Devleti’nin vazgeçilmez kurucu değeri olarak kabul edilmesi ve Anayasa’da yer alması rastlantısal değildir.

Ancak, Mustafa Kemal, Auguste Comte`un olgucu düşüncelerini dile getirdiği “Cours de philosophie positive” isimli kitabına “özel kitapları” arasında yer verir ve incelerken, Comte’nin pozitivizm konusundaki düşüncelerine mesafeli yaklaşıyordu. Bilimsel gelişmeler  ve teknik ilerlemeler ile Allah kavramını, inanç olayını karşı karşıya getiren ve birbiriyle  zıtmışçasına ele alan görüşleri red eden Mustafa Kemal, akıl ve bilim dışı düşünceler yanı sıra mesnetsiz inanç gösterileri ve hurafelere de şiddetle karşı çıkıyordu.

Mustafa Kemal Atatürk açısından Batılı her düşünce adamının fikirleri ve öngörüleri mutlak doğru anlamı hiçbir zaman taşımamıştı. Her türlü düşünceye eleştirel bir anlayışla yaklaşıyor ve farklı düşünceler arasında sentezlemeye giderek, ulus gerçeğini, tarihi ve kültürünü dikkate alarak, gerçeğe yöneliyordu. Mustafa Kemal, dünyayı ve yaşadığı coğrafyayı, milletini, içinde bulunulan koşulları  daha iyi anlayabilmek ve gerçekçi bir fikir dünyasına sahip olabilmek için  bir asker olarak cepheden cepheye de koşsa bulduğu her fırsatta yabancı ve yerli düşünürlerin, yazarların, şairlerin sürekli kitaplarını okuyor, inceliyor, değerlendiriyordu.

Örneğin, Birinci Dünya Savaşında XVI . Kolordu Komutanı olarak Doğu Anadolu`da bulunduğu sırada tuttuğu ve 7 Kasım - 25 Aralık 1916 günlerini içeren anı defterindeki kayıtlara göre, `49` günlük süre içerisinde okuduğu kitaplar bize bir fikir verebilir: Namık Kemal, Tarih-i Osmani, İstanbul, 1 889. Makalat-ı Siyasiyye  ve Edebiyye, İstanbul, 1327 ( 1911)Mehmet Emin ( Yurdakul) , Türkçe Şiirler, İstanbul, 1316 ( 1900)Tevfik Fikret, Rübab-ı Şikeste, İstanbul, 1316 (1900)Ahmet Hilmi, Şehbender-zade, Filibeli, Allahı inkar Mümkün müdür?, İstanbul, 1327 (1911)Georges Fonsegri ve, Mebadi-i Felsefeden Birinci Kitap : llmünnefs.Çev. Ahmet Naim, İstanbul, 1331 (1915)Alphonse Daudet, Sapho, Moeurs Parisienne…

Mustafa Kemal’in bu anlamda yaşamında Namık Kemal, Tevfik Fikret ve Mehmet Emin Yurdakul’un özel bir yeri var. İstibdat yönetiminin zorbalığı ve zulmü altında her üçü de  milletin bağrından yükselen bir “çığlık” tır..!

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu “çığlığı” “özgürlük”, “vatan” ve “millet” adına kutsaması farklı bir şey ancak her üçünün de sahip oldukları düşüncelere ve öngörülere katılması ise daha farklı bir şeydir.

Fransız Devrimi’nin manifestosu 26 Ağustos 1789 tarihli Fransız Yurttaş ve insan Hakları Bildirisi`dir ve bu manifesto da “özgürlük” kavramı 18.yüzyılda olduğu gibi 19 ve içinde bulunduğumuz 21.yüz yılda da insan soyunun temel manifestosudur.

1924 Anyasasında ve 1930 yılında ders kitaplarında yer verilen “özgürlük” bölümünde de İnsan Hakları Bildirgesi’ne atıfta bulunularak, Atatürk’ün ifade ettiği gibi, “"Özgürlük, insanın düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir."

"Bu tanım, özgürlük sözcüğünün en geniş anlamıdır. İnsanlar, bu anlamda özgürlüğe hiçbir zaman sahip olmamışlardır ve olamazlar.

". . Anlaşılıyor ki salt bir kişisel özgürlük olamaz. Başkasının hak ve özgürlüğü ve ulusun ortak yararı, kişisel özgürlüğü sınırlar. Kişisel özgürlüğü sınırlandırma devletin de adeta esası ve görevidir… Özgürlük, başkasına zararlı olmayacak her türlü kullanımda bulunmaktır denildiği zaman, vatandaş özgürlüğünün, yalnız bunun amaç olduğu, devletin bu amacı sağlamak için bir araç sayıldığı anlatılmış olur. Fakat bu araçtır ki ulusun genel yararını ve amacını koruyacaktır. O halde, kişisel özgürlüğe sınır olarak, başkalarının özgürlük sınırını gösterirken kişisel özgürlüğün, ulusun genel yararının gerektirdiği dereceden daha fazla sınırlandırılmayacağı kabul edilmiş olur…

"Çünkü, bu sınır ancak yasa yoluyla saptanır ve belirtilir."

1789 Fransız Devrimi ve “Yurttaş ve İnsan Halkaları” bildirisi ile “özgürlük” kavramı, zaman içerisinde düşünce, özel mülkiyet ve girişimcilik, siyasal özgürlük yanı sıra vicdan özgürlüğü gibi insan soyunun tüm yaşam alanlarını kapsar halde evrildi.

Ancak, Mustafa Kemal, “sınırsız” ve “sorumsuz”, “kuralsız” özgürlük anlayışına yaşamı boyunca şiddetle karşı çıktı. Tek tip düşünce ve inanç dayatmalarına da yaşamı boyunca karşı çıkan Mustafa Kemal, Cumhuriyet döneminde şahsına ve cumhurbaşkanlığı makamına yönelik yurt dışı ve içeriden yönelen eleştirileri büyük bir demokratik hoş görüyle karşılamış, şahsını ve makamını eleştiren yayınların, kitapların ülkeye girişinin engellenmesine yönelik tüm teklifleri red etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’e ait olduğu söylenen " Vücudumun babası Ali Rıza Efendi, heyecanlarımın babası Namık Kemal, fikirlerimin babası ise Ziya Gökalp`tir" sözleri ile birlikte Cumhuriyet tarihi boyunca Gökalp’in Atatürk’ün düşünce sistematiği ve fikir dünyası üzerine etkileri hep tartışma konusu olmuştur. Gökalp’in Genç Türkiye Cumhuriyeti ve toplum yaşamı üzerindeki etkileri, özel rolü ve önemi yadsınamaz.

Ancak, Gökalp’in düşünceleri bir bütün olarak ele alınıp, irdelendiğinde Gökalp ile Mustafa Kemal arasında başta ulus, kültür, uygarlık, din, dil  kavramları olmak üzere bir çok konuda ciddi görüş farklılıkları olduğu görülecektir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün fikir dünyasında en önemli ayrıcalığı  gerek yurt içi gerekse yurt içi düşün insanlarının fikirleri konusunda ön yargılı tutum takınmaktan uzak durması veya birbirinden farklı düşün insanlarının fikirlerine tabi olmaktan kaçınmasıdır. Atatürk, bu konuda eleştirel bir yaklaşım içerisindedir ve tüm yaşamında okuduğu ve incelediği tüm kaynaklar karşısında eleştirel bir tutum benimsemekte, objektifliğini yitirmekten kaçınmaktadır. Kaynaklar arası kıyaslama yöntemi ve düşüncenin yaşam karşısında fiili gerçekliği temelinde her türlü bilgiyi ve fikri sorgulamaktadır.

Bu yönü ile Mustafa Kemal’in düşünce dünyasını  oluşmasında  en etkili isimlerin başında  Şehbender-zade Ahmet Hilmi’yi sayabiliriz. Ahmet Hilmi’nin bir çok konuda görüşlerinden yararlanan ve kendisi için esin kaynağı oluşturmasına karşın Mustafa Kemal’in aynı eleştirel anlayış ve yaklaşımla, Ahmet Hilmi’nin İslam Tarihi eserinde yer verdiği Türk Tarihi konusundaki görüşlerine şiddetle karşı çıktığını da biliyoruz.

Mustafa Kemal, ulus devletin kurulması ve inşaası sürecinde Türk tarihi ve uygarlığına bütüncül bir anlayışla yaklaşarak, özellikle bu alana eğilmiş Mustafa Celaleddin, Leon  Cahun, Deguignes’in eserlerine büyük önem verdiği ve bu eserlerden esinlendiği görülmekte.

Cumhuriyet döneminde Mustafa Kemal Atatürk bir yandan Cumhuriyet Devleti’nin kurumsal alt yapısını inşa işiyle uğraşır ve Cumhuriyet rejimini sağlam temeller üzerinde kurabilmek amacıyla “yeni insan”ın yaratılması sürecinde  milli eğitimin birleştirilmesi; Türk tarihi ve kültürünün çağdaş uygarlığın gereksinmelerine uygun geliştirilmesine çalıştı.

İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrası Türk tarihinin ve kültünün gelişimini ve İslam Tarihini,hilafet sorununu ve İslamiyeti kabul etmeleri sonrası Türklerin üstlendiği rolü Leone Caetani’nin ünlü İslam tarihi eserini Hüseyin Cahit Yalçın’ın 9.cilt olarak Türkçeye çevirmesi ve kazandırmasıyla inceledi.

Mustafa Kemal Atatürk, bizzat okullarda okutulan Tarih kitaplarının yazımı ve hazırlanmasında  sorumluluk aldı.

Mustafa Kemal’in dünya tarihini bir bütün olarak değerlendirme, uluslararası işbirliği, bölgesel antlaşmalar ve bir Dünya Federasyonu kurma konularında da  İngiliz Herbert  George Wells’in kitaplarından ve görüşlerinden etkilendiğini  görüyoruz. Wells’in Birleşik Dünya Devleti  kurma düşüncesini bir “düş” olarak nitelendiren Mustafa Kemal’in  ülkeler arasında bölgesel birliklerin kurularak, barışa dayalı dış siyasetin  ana ilkelerini oluşturduğunu, “yurtta barış cihanda barış” belgisiyle Genç Türk Devleti’nin dış siyasetini belirlediğini görüyoruz.

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1245