Bugün: 23.06.2017

80 MİLYON TEK VÜCUT


Soğuk Savaş ve sonrasında da, devletler doğu ve batı olmak üzere, hep bir tarafın safında olmak zorunda kalmışlardır. Jeopolitik olarak oyun dizayn edilmiş, Rusya ve Amerika’nın hesaplaşması içerisinde yer alan toplumları etkilemiş , sürekli olarak birbirlerine karşı üstünlük sağlamaya çalışmışlardır ve tabiki soğuk savaşta ABD üstün gelmiştir.. Bu günümüzde de hala devam etmektedir.


Rusya’nın yanında yer alırsanız bir anda kötü duruma düşebilirsiniz aynı anda Amerika’yla ilişkileriniz ilerlerse onun yanında olan devletler nezdinde ilişkileriniz bozulabilir. Bunun için Türkiye M. Kemal Atatürk zamanında da bir Osmanlı politikası olan “denge politikası” yla hareket ediyordu, ilişkilerini bu doğrultuda kuruyordu.


Ancak şunun altına çizmeliyiz ki dönemin koşulları buna en büyük etkendir. Savaştan yeni çıkmış ve hızlı bir şekilde organize edilmeye çalışılan taze bir devlet vardı, bir nevi küllerinden doğmaya çalışan bir millet vardı. Bugün ise palazlanmaya çalışan bir devletiz ve milletiz yani zincirlerimizden kurtulmaya ve göklerde şahin edasıyla uçmaya çalışan ve gayret gösteren bir devlet olma yolunda ilerliyoruz.Denge politikasını gerekli görülen yerlerde tabikiİ de uygulayacağız, ancak emin adımlarımızı atacak ve çıkarlarımızı da koruyacağız, buna hiç şüphe olmasın!


Bu konuyla alakalı olarak meşhur jeostratejist ve ABD’nin bugünkü politikasında önemli rol oynayan Zbigniew Brzezinski’den bahsetmek istiyorum. Bugün onun şekillendirdiği stratejileri aynen uygulamaktalar. ABD’nin bugün hakimiyet alanının ne kadar geniş olduğunu görebilmekteyiz. Kuş uçsa ABD orada. PEKİ NEDEN? Nihai hedefleri Brzezinski’nin ortaya attığı ve organize olarak neler yapılması gerektiğini söylediği Avrasya Projesidir.


Brzezinski, Soğuk Savaş’tan ABD’nin galibiyetle çıkmasını sağlayan jeostratejileri üretmiş, uygulanmış ve başarılı olunmuştur. Akademik yazılarında siyasi olarak öneriler sunmuş, bu sebeple 50’li ve 60’lı yıllarda yıldızını parlatmıştır.


Siyaset Planlama Konseyi’ndeyken Kennedy’den sonra ki Başkan Johnson’la beraber birebir çalıştı. Sonra ise Hubert Humprey onu bir numaralı politika danışmanı olarak seçti. Seçimleri kaybedince çok ilginçtir ki, David Rockefeller’la çalışmalara başladı. Rockefeller’a üç taraflı komisyonu kurmasında yardımcı oldu. Unutmamak gerekiyor, Jimmy Carter döneminde de Ulusal Güvenlik’te çalışıyordu. Bugün hala “Brzezinski Jeostrateji Enstitüsü” ’nde öğrenci yetiştirmektedir. Bunları anlattım, çünkü, bugün “siz burada ne yapıyorsunuz?” sorusunun cevaplarından birisi bu stratejisttir.


ABD politikasının devletlere karşı yürüttüğü ekonomik,siyasi boyunduruk ve baskılarının uygulanması silah kullanımı yerine çoğu zaman bu baskıların yapılmasını savunmuştur. Bunun artık saldırganlığa dönüşmüş halini de 15 Temmuz günü hain kalkışmayla gördük ve millet olarak gereken cevabı verdik. Ve boyun eğmedik eğmeyeceğiz, yolumuza daha kararlı bir şekilde devam edeceğiz. Ki zaten sorun da bu! Çünkü Avrupa’nın yaptığı gibi yanlarında yer almasak biz biteriz, biz yapamayız, anlayışımızın olmadığını göstermiş olduk.


ABD’nin dizaynında önemli bir stratejist olan Brzezinski;özellikle Avrupa’yı stratejik olarak sınıflara ayırdığında İngiliz’lerin sınıfta kaldığından, Fransa ve Almanya’nın lokomotif görevi gördüğünden bahsediyor. Britanya’nın akıl oyunlarında ve müttefik olarak ABD’ye yakın olduğunu ve önemli bir askeri üst olarak görüyor. Bir diğeri ise, İngilizlerin jeopolitik üstünlüğünün Almanya ve Fransa kadar olmamasıdır. Yani eski Britanya’nın gücü mazide kaldı, diyor!


Esas olarak dikkatimizi çekmemiz gereken nokta ise şurasıdır. Avrupa’da ki devletleri ikiye ayırmışlar. Biri NATO’ya üye olan yani ABD’yi destekleyen bir diğeri gizliden Almanya ve Fransa’nın arkasına dizilenler olarak. Ve ABD’nin yanında saf tutmayanların politik olarakta jeopolitik olarakta bir önem arz etmediklerini söylüyor.


Aslında onların tarafından bakarsak ABD kendini burada vazgeçilmez bir vücud olarak görmekte, bu vücudun dışarısında kalanlar ise pasif duruma düşmekte. Ancak bünyesine aldıklarını da köklü kültürel ve geleneksel yapılarını yok etmekten kendini geri çekmez. Tam olarak da bünyeyi ele geçirip hakimiyet kurabilir. Bunu emperyalist bir içgüdüye sahip olduğu için yapar. Bunda kimsenin kuşkusu olmadığına eminim!.


Burada en önemlisi ise, Türkiye ve İran’ın jeostratejik eksen rolüdür. Yani oyunu değiştiren oyuncular. İşte özellikle Türkiye gibi bir devleti hakimiyet altına alabilirseniz bu savaşta üstün konuma gelmiş olursunuz. Çünkü, onlar içinde büyük bir sıkıntı olan Avrasya’da Türkiye’nin etkisi çok önemlidir. Bunda tabiki de sadece Avrasya rolünü söylemek doğru olmaz. Yer altı ve yerüstü kaynakları bakımından çok zengin bir coğrafyada yaşıyoruz. Konum itibariyle bakıldığı zaman jeostratejik olarak yine çok önemli bir noktadayız. O yüzden ABD’nin ne olursa olsun bizimle ilişkisini bozması onun zararına olacaktır, bunu onlar çok iyi biliyorlar.


Ancak esas olarak, asırlardır Türklerin devlet organizmasının işlemesini ve canlı kalmasını sağlayan İslamı anlayış ve Türk devlet anlayışı, bu jeostratejik politikalarını da yıkmaktadır. 1919’da M.Kemal’in önderliğinde başlayan bir milletin savaşı 1938’e kadar başarılı bir şekilde ilerlemiştir. Bu dış mihrakların oyununu bozmuş, planlarının uygulanamamasını sağlamıştır. Bunları takiben 21 YY’ a kadar devletin kılcal damarlarına girilmiş, 15 Temmuz’da gereken cevabı misliyle vermiştir. Güçlünün yanında yer almalıyız söylemlerini FETÖ gibi emperyalist güçlerin uşağı olmuş kansızlar, sürekli dile getirmiş, ve yine tarih tekerrür ederek, Atatürk önderliğinde zamanında oyunu bozan millet, bugün yine kutlu bir zaferle yerle bir etmiştir.


Yeni Türkiye, bugün attığı adımlar ve gerçekleştirdiği yatırımlarla bölgede ve Dünya’da söz sahibi olabilecek bir devlettir. İşte biz Türk Milleti olarak gönülden inanmalıyız. Kendi zengin topraklarımıza, zengin kültürümüze, köklü tarihimize sahip çıkmalı, geleceğin Türkiye’sini yerel olan öz varlığımızı, değerlerimizi ülkü edinmeli ve uluslar arası boyuta taşımalı, bu ülkü meşalesinin ateşini tüm dünyaya ışımalıyız.


Kendi benliğimizi, köklerimizi, devletimizi, geleceğimizi, başkasının himayesine terk etmemeli, kaderimizi teslim etmemeliyiz.

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 410