Bugün: 23.05.2018

BİZE DE DERLER ÇAKIRCALI


Çakırcalı Muhmet Efe, on beş yıldan fazla bir zaman boyunca eşkıya olarak Osmanlıya baş kaldırmış, binden fazla insanı öldürmüş, öte yandan fakir fukaranın koruyucusu olmuştur. Yaşar Kemal,Çakırcalı`yı öldüren müfrezenin kumandanı Albay Rüştü Kobaş`ın verdiği bilgiler ışığında eşkıyanın hayat hikayesini, tanıklarının yorumlarına kitabında yer verir... Bu hafta büyük yazarımız Yaşar Kemal`in Çakırcalı öyküsünü okurlarımızla paylaşacağım... Bu kitabı tüm okurlarımız mutlaka okumalı diye düşünüyorum...


Efeler namını duyurmak, namus meselesi, intikam, devlete başkaldırı vs. gibi sebeplerden dağa çıkarlar. Yaşadıkları coğrafyanın her bir köşesine öyle hakimdirler ki, avucunun içi gibi bilirler. Yoksa mimlenir, bir pusuya kurban giderler. Onlar, Anadolu’nun ayaklı kılavuzları, 18. y.y’dan 20.y.y’a kadar köylünün gayrı resmi koruyucusu olmuştur. Öyle ki Çakırcalı da zenginden alıp köylüye vermiş, köylü de onu yöresinde bir devlet bilmiştir.


Çakırcalı, babasının intikamını alır, babasının kanını yerde komaz. Zabitler onu dağlarda arar ama Çakırcalı bu, bilir ki kovalayan her zaman “yem” olur. Efelerin bir namussuz kurşuna kurban gitmeleri de hep bundandır. Kurnazdır. Öyle bir safi iradesi vardır ki, anasını,karısını ve kızını jandarmalar alıkoysa, hapse atsa da teslim olmaz ve bir yolunu bulup onları kurtarır.


Her defasında devlet, hangi mıntıkanın başına paşa gönderse, Çakırcalı alt eder. Bir türlü bu kurdu avlayamayan devlet, bükemediği eli öpmek zorunda kalmış, Çakırcalı’nın af karşılığında tüm şartlarını kabul ederek, yüze inmesine izin verir.


Çakırcalı dağları oldu olası sevmez, hep bir bahçesi olsun, toprağını işlesin ister. Bu efelik işleri ona göre değildir. Ancak, bu efe, diğerlerine benzemez. Aynı babası gibidir. Ağaları dağa kaldırır, bir şekilde binlerce altını alır köylülere dağıtır. Köydeki gençleri evlendirir, çeyizlerini düzmesi için kızlara ve yoksul ailelerine hayatları boyunca kazanamayacakları kadar altın verir. Dertlerini dinler ve Osmanlı Devleti’nin o dönemde sağlayamadığı nizamı, filintasıyla çözer. Zamanla namı öyle yayılır ki, Avrupa’da bile duyulur.


Ege dağlarının en namlısı olan Çakırcalı’yla köylüler arasında çok sağlam bağlar oluşur. Efeyi arayan devlet ve eşkiyalar ne kadar işkence ederlerse etsinler, nerede olduğunu söylemezler. Çarkıcalı tüm halkın hayatında öyle bir yer eder ki, köylüler bir istihbarat ağı gibi çalışır olmuşlardır. Efenin yerini bulamasınlar diye yanlış yönler tarif ederler, onu arayan kimse henüz gelmeden Çakırcalı’nın haberi olurdu. Tabii düşmanını da gafil avlardı. Çok iyi nişancıydı. Her gün talim yapardı. Meteliği havada vururdu.


Efe hiçbir zaman halka zulüm edeni, onun malına,ırzına zarar vereni asla affetmez. Hatta bir gün dağlarda gezerken bir Yörük çadırına denk gelir. İçeri Hacı (yoldaşı ve kızanı) girer, adamla kadın ağlaşıyordur. Öğrenir ki, ‘Çakırcalı’ namıyla birkaç başıbozuk eşkiya koyunlarını ve kızını kaçırmıştır. Hışımla üstlerine çöker Çakırcalı… Ailenin hem namusunu hem de malını kurtarır. Bir o kadar da acımasız olan Çakırcalı, adamları tek tek ateşte yaktırır. Adaleti kendi yöntemleriyle sağlayan Efe, eğer acırsa acınacak hale geleceğini bilir.

Efelik’in kanunu budur!


Ne yiğitler Çakırcalıyı indirmeye gelmiş, ama hepsini haklamıştır. İlk defa bir yiğidi öldürdüğünde, oturup ağlamış, Müslümanlara yakışır bir tören düzenletmiştir. O yiğidi aslında hiç bir zaman öldürmek istememiştir. Ama bilir ki, o öldürmezse, bir gün onu öldürecekler… Efe de, şunu bilirdi :“Yiğidi öldür, hakkını yeme.”


Çakırcalı gibi efeler her zaman bölgenin asayişini sağlamak zorunda kalmışlardır. Çünkü, Osmanlı Devleti son dönemlerinde iç asayişi sağlamakta zorluk çekiyordu. Devlete göre gayri resmi bir hareket olsa da, köylünün baş tacı olmuşlardır. Efeler ve zeybeklerin bir çoğu daha sonra vatanın kurtuluşu için Kuva-yı Milliye kuvvetlerini oluşturdular ve ülkenin kurtuluşunda başı çektiler. Onlara minnet borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Hayatlarını dağlara yazmış olan efeler, karış karış dağları biliyorlardı. Çakırcalı neredeyse Egenin tüm dağlarını gezmiştir. Bu dağlarda kendilerine siperler kazıyor, en yaman yerlerden çıkılacak yolları ve patikaları biliyorlardı. Deyim yerindeyse “Kuşun kanadıyla varamadığı, yılanın göbeğiyle giremediği..” yerler. İşte Kuva-yı Milliye birliklerinin bu mücadeleyi yürütmelerinde en büyük avantajı bölgelerinin coğrafyasını iyi bilmelerinden gelir.


Çakırcalı Mehmet Efe, halkla öyle bütünleşmişti ki, tıpkı onların bir kahramanı haline gelmişti. Kızını evlendiremez… kızı kaçırılır… ağalardan biri hakkını yer… eşkiya saldırır… vs… Hemen köylü Çakırcalı’ya koşar. Çakırcalı’da bu sorunları hallediyor, köylü onu sığınacak bir kahraman olarak görüyordu. İşlediği suçlar unutulmuş, sadece kahramanlıklarıyla anılıyordu.


Efe, ağaları dağa kaldırıp, kötü muamele edip, bazılarına karşı iyi davranıyordu. Zannımca bu, ağaların halka ve efeye karşı tutumlarıyla ilgili gözüküyor. Çünkü, ağalardan bir kaçına dağda ziyafetler verdiği, aslında onlara zarar vermek gibi bir derdinin olmadığı, sadece halkın ihtiyaçlarının karşılanmasını istemiştir.


Efeler namını duyurmak, namus meselesi, intikam, devlete baş kaldırı vs. gibi sebeplerden dağa çıkıyordu. İçlerinde muhakkak devlet yanlısı ve karşıtı efeler olmuştur. Ama ülkelerinin işgal altında olduğunu gördükleri vakit bir araya gelebilmişler, vatanımızın kurtuluşunda önemli bir rolü üstlenmişlerdir.


Bugün, ÖSO Kuva-yı Milliye’dir deniyor. Kuva-yı Milliye, tek çıkarları vatanın işgalden kurtulması olan gönüllü eşkıya,efe,halktan vs. oluşmaktadır. ÖSO ile sadece Kuva-yı Milliye benzetilebilir. Ancak, “tıpkı bir Kuva-yı Milliye gibi “denmesi kesinlikle doğru değildir. TSK ile ÖSO’nun birlikte yürüttüğü mücadele tabii ki, kutlu bir mücadeledir.


Ancak bir yandan da şu söylenenleri dile getirmeden edemeyeceğim;Ülkenin böyle bir harekata giriştiği andan itibaren ÖSO’yu karalamaya karşı kampanya yürütenler, Amerikan emperyalizmiyle aynı safları tutmuşlardır.Çünkü Mehmetçiğimize, bölgeyi aynı efeler gibi bilen ÖSO, bölge de askerimizin ilerlemesinde yardımcı oluyor.


Bu millet artık uyandı, birileri bunun farkında!


Bugün nasıl vatan için çarpışmaya giden Mehmetçiğe kurban kesen analarımız, elinde avucunda ne varsa feda eden halkımızla, o dönemde Çakırcalı’nın imdadına yetişmesiyle kurban kesen anamız aynı minnetle yapıyordu. Aynı şekilde tekalif-i milliye kanunları yayınlandığı zaman milletimiz hiç düşünmeden elinde avucunda ne varsa veriyordu. Analar oğullarını kınalayarak düğüne gönderir gibi oğullarını gönderiyorlardı. Bu millet yiğitlerini her zaman baş üstünde tutmuş, onu gözetmiş,gözetmeye de devam edecektir..


Bugün Çakırcalı Ahmet Efe’nin oğlu Mehmet Efe’nin mezarı Ödemiş’in Kayaköy mezarlığında bulunuyor. Çakırcalı Efe’ye bir de bugün sizin “İzmir`in Kavakları” diye bildiğiniz “Ödemişin Kavakları” türküsü yakılmıştır.


Öyle ki, eskiden Çakırcalı’nın mezarı bir türbe haline getirilmiş. Çakırcalı’nın mezar toprağı bir çok hastalığa iyi gelir diye söylenceler bile yayılmış. Bunlar hiç şaşırtıcı değil, Anadolu insanı oldu olası böyledir.


Öldürüldükten yıllar sonra bile o yoldan geçen köylüler mezara yarım saat kala bağırırlarmış:

“Çakırcalı Efe! Çakırcalı Efe! Yol ver geçelim.Yaban değiliz…”


  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 100