Bugün: 21.08.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • SADECE BİR TARAFIN DEĞİL, BÜTÜN TARAFLARIN KATKISI GEREKLİ !..

SADECE BİR TARAFIN DEĞİL, BÜTÜN TARAFLARIN KATKISI GEREKLİ !..


Bu gün ülke olarak sosyal ve siyasi olarak karşılaştığımız büyük sorunlara baktığımızda hemen hemen tamamında geçmişe dönük izlerin olduğunu söyleyebiliriz.

Özellikle  Osmanlı’nın son 50 yılından bu güne doğru tarih yapraklarını araladığımızda inanılmaz  önemli örneklerin yaşandığını görebiliyoruz.  19. Ve 20. Yüzyılın ilk yarısında dünyanın süper gücü olan başta İngiltere olmak üzere Fransa, Almanya  gibi Avrupa’nın güçlü ülkeleri sayesinde  Osmanlı olarak iç işlerimize nasıl karıştırıldığını, Balkan milliyetçiliklerinin gizliden gizliye nasıl büyütüldüğünü ve  20. Yüzyılda da benzerlerini yaşadığımız darbe öncesi  iç karışıklar  ile darbeler sonrası her yönden olumsuzluklara taşınan bir ülkeye nasıl dönüştürüldüğümüzü büyük üzüntülerle hatırlıyoruz.  Ve de ne yazık ki hiç ders almadığımız içinde ülke olarak 1908, 1960,1980 gibi aynı darbe senaryolarını izlemeye  devam eden bir ülke konumundayız.

Burada en dikkat çekici noktanın ben  yaşanan hemen hemen tüm olumsuzlukların temelinde hep ÖZGÜRLÜKLER VE DEMOKRASİ adına  yapılmakta olduğudur. Maalesef ortaya çıkan yani yaşanan münferit demokrasi ve özgürlük eksiklikleri bir şekilde abartılarak dış basın yoluyla ülke içimize aktarılarak toplumu ayrıştırıcı bir uygulama içine sokma ve sonunda bölmeye varabilecek gelişmeleri önleme adına bence haklı bulduğum askeri müdahale  senaryolarını yaşıyoruz.

Ne yazık ki yapılan her denemeler sonunda  kaybedenler, sağcısı ve solcusuyla, Türküyle, Kürdüyle, Alevi ve Sünnisi ile hep Anadolu insanları oluyor  ve hep söyledikleri gibi sözü edilen demokrasi ve özgürlüklerde ülkemize bir türlü gelemiyor hala.

Usta tarihçi Cemal Kutay’ın  ‘Trablusgarb’da  Bir Avuç Kahraman’ isimli kitabında yazdığı şu cümleyi aradan geçen onca yıllara rağmen hala güncelliğini koruduğunu düşünmem nedeniyle bir kez daha sizlerle paylaşmak isterim. Kitabının öz sözünde şöyle demiş ünlü yazarımız. “ Çünkü biz, meşrutiyeti ilan edince Batı’nın güvenini kazanacağımıza, hakkımızdaki olumsuz düşüncelerin mutlakıyet rejimimizden kopup geldiğine inanıyorduk. Tunus, Fas ve Cezayir’den sonra elimizde son kalmış Afrika beldesini yirmi dört saatlik ültimatom sonu işgal edileceğini asla hatırımıza getirmiyorduk.”

Bakınız o çok karışık dönem olan 1885- 1905 aralığından hemen sonra 1908 darbesi sonrası sadece Trablusgarp değil kaybettiğimiz, tüm Balkanları ve ardından da tüm Orta Doğu’yu nasıl kaybettiğimizi iyi bildiğimizi düşünüyorum.

 Ve ardından biraz yakın tarihimize baktığımızda 1950 yıllar sonrası komşularımız Bulgaristan, Yunanistan ve hatta o tarihlerde Kıbrıs’ta  yaşayan Türk toplumuna karşı yapılan uygulananları da  hatırlıyoruz. Demem o ki bize her zaman özgürlükler bağlamında laf yetiştirmeyi adetten sayan Batılılar her ne dense bize yapılanlar konusunda bu ülkelere hiç de laf etmediler mesela. Kısacası Balkan Türkleri veya Kıbrıs Türkleri olsun karşılaştığımız sorunlar karşısında sessizliğini koruyan Batı dünyası konu Türkiye olunca her nedense demokrasi ve özgürlükler aslanı kesilerek Türkiye devletini eleştirmekten hiçbir zaman geri kalmıyorlar. Ve ne yazık ki bu konuda ülkemizde var olan Batı hayranlığı nedeniyle kendi sorunlarımızın çözümünü batıdan bekleyen aydın geçinen vatandaşlarımızın da az olmadığını görmemiz gerekiyor artık.

Tamam, bende bir asker olarak darbeleri uygun bulmuyorum ama ortaya konulan karışıklıklar sonucu kötüye giden ülke durumunun da kurtarılmasının çok gerekli olduğunu ve bu manada şanlı ordumuzun kısa süre de olsa ülke  yönetimini  devir alarak karışıklıkları önleme isteklerini ( aydınlarımızın ve siyasilerimizin de bu konulardaki uzlaşmaz inatçı tavırlarını ne yazık ki dün olduğu gibi bugünlerde de görüyoruz) normal bulanlardan birisiyim.

Bütün meselenin ben dış dünyaya pabuç bırakmayacak yönde Anadolu topraklarında yaşayan tüm vatandaşlarımızın Türk Milleti olarak yan yana gelebilmek meselesi olduğunu düşünüyorum. Bir birini dışlamadan, hoş görüşü büyük, faklılıklarımızı bir zenginlik olarak kabul eden bir anlayışla kucaklaşabilmenin yollarını bulabilir ve başarabilirsek eğer yaşanan filmlerin tekrarını önlemek pekala mümkün olabilir ama aksi durumda işimizin dünlerde olduğu gibi yarınlarda da zor olacağı açıktır.  . 
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 388