Bugün: 21.08.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • BİR KONUDA DEĞİL ÇOK KONU DA ÇEVRECİLİK GEREKLİ

BİR KONUDA DEĞİL ÇOK KONU DA ÇEVRECİLİK GEREKLİ


Son zamanlarda Erdek Körfezini çevreleyen topraklar üzerinde yapılması gündeme gelen sanayi tesisleri üzerine ortaya konulan söylem ve tavırlara baktığımızda yanına siyasi rüzgârları da alarak estirilen karşıt bir toplumsal hareketlenmenin olduğunu görüyoruz.

Baktığımız zaman çok değerli yaşam alanlarının üzerine gelişi güzel tesislerin yapılarak çevreye verilecek zararların önlenmesi konusunda yapılan çalışmaları desteklemenin gerekli ve de önemli olduğunu düşünüyorum. Elbette sanayi konusu bir ülke için önemlidir. Ve ekmek kapısı olduğu da açıktır. Özellikle eğitimli gençlerin istihdamı için ileri teknoloji ile çalışan ve yüksek katma değer üreten tesislerin belli bir yasa kontrolü içinde yapılması bizim gibi gelişmekte olan bir ülke geleceği için çok daha önemli bir konu olduğunu düşünüyorum.

Şimdi bu konuyu bir yana bırakarak ben daha güncel olan ve toplumsal yaşamı daha da kolaylaştırabilen ve hatta toplumsal sağlığımızı yakından ilgilendiren ama yıllardır yazılan ve işaret edilmesine rağmen bir türlü hareketlenemediğimiz doğa ve çevre çalışmalarına dikkatimizi çekmek istiyorum.

Örneğin sokak çöp konteynerlerinin usulüne uygun kullanılması gibi. Bu konuda hem belediyeler hem de kullanıcı olarak bizlerin bu konuda azami hassasiyet göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Tamam, konteyner iç temizlikleri yapılsın ama vatandaş olarak bizlerde bu temizlikleri koruyacak yönde uygun çöp torbalarını kullanmamız gerektiğini bilmeliyiz. Yani marketlerden aldığımız poşetleri bilahare evsel atıkları atmak için kullanılması gibi. Delik, yırtık market poşetlerinin kullanılmasıyla atılan her çöp bir süre sonra atıldığı yerden bizlere sinek üretim aracı olarak döneceğini hepimizin iyi bilmesi gerekir diyorum.

Bu gün Avrupa ülkelerinde ev ve lokantalarda kullanılan yağların kızartma işlemi sonrası lavabolara dökülmeden bir yerde toplanıp biriktirildiklerini iyi biliyoruz. Acaba diyorum, 40 yıldır Avrupa’da yapılan bu çevre çalışması bizim ülkemiz de neden hala hayata geçirilemiyor? Yoksa atık yağların denizlere verdiği zararları iyi anlatamıyoruz mu acaba?
Atık piller konusu da böyle. Yine okunmuş gazete ve kullanılmış kâğıt toplama konularında da sıfıra yakın bir çalışma tempomuz bulunmak da.

Bakınız bu gün Marmara Denizini korumalıyız diyerek sloganları atıyor değil mi? Ama diğer yanda yüzbinlerin denize girdiği bu kapalı denizimize kanalizasyonlarımızı bağlayarak bu güzelim Marmara denizini lağım çukuruna çevirdiğimizi ne görüyoruz, ne de bu konuda itirazlarımızı yapıyoruz. Neden acaba?

Yine çevre konusu derken bu gün kömürle çalışan kaloriferli apartmanlarımızda da sıkıntılar oluyor. Bazı binalardaki bacalar bazen dumandan adeta görünmüyor çevremizde. Bunları kim veya kimler görüp ikazlarını yapıyor ki?
Ve zaman zaman hepimizin yakındığı caddelerde korna çalınması meselesi var önümüzde. Hele hele o düğün konvoylarında çalınan kornaların kime nasıl faydası var birileri bunu halkımıza mutlaka anlatabilmelidir artık…
Aslında çevre derken daha toplum olarak çözmemiz gereken onlarca sorun olduğunu da düşünüyorum. Örneğin araçlardan izmarit, kâğıt, pet şişelerin yol kenarlarına savrulması gibi.

Daha da önemlisini söyleyelim. Su ve elektrik gibi her zaman bizlere lazım olan iki ana konu üzerinde tasarruf yapılmasının da önemli bir çevrecilik olduğunu görmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Yine çevre derken güncel yaşamı kolaylaştırmak adına yaya kaldırımlarında, hastane ve okul merdivenlerinde, ışıklı kavşaklarda daha kolay geçebilmek ve yürüyebilmek adına devamlı olarak sağ tarafların kullanılmasının da ben sağlıklı bir çevre için gerekli olduğunu söylemek isterim.

Bu arada ana yollara tekerleklerinde onlarca kilo çamurla çıkabilen traktörlerimizin de çevreye zarar verdiklerini görmemiz ve bunları aza indirebilmemiz için çalışmalar yapmamız gerekiyor.

Unutmayalım ki çağdaşlaşma dediğimiz şey, kurallara uyum noktasında ancak fark edilebiliyor. Yani, biz çağdaşız demekle çağdaşlık olmuyor, güncel yaşam içindeki hareketlere bakmamız gerekiyor.

Dolayısıyla mesele, sadece yerel yönetimleri, belediye başkanlarını eleştirmek meselesi de değildir. Mesele insan ve doğa, çevre sağlığı noktasında toplumu harekete geçirebilme meselesidir. Bir şekilde iyi örnekleri topluma sunabilme ve de inandırabilme meselesidir. Siyaset ise hiç değildir, olmamalıdır da. Söyleme çalıştığım gibi önce insana sonra doğa ve ardından çevreye verilebilecek zararların önlenebilme meseledir. Bununda ben çok geniş bir çalışma yelpazesi ile ancak değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Demem o ki bıkmadan, usanmadan istikrarlı bir çalışmanın içinde olmamız gerekiyor.
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 387