Bugün: 19.10.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • ZAMANA KARŞI VERİLEN MÜCADELE

ZAMANA KARŞI VERİLEN MÜCADELE


6.2016 13:14

Türkiye’de yerel seçimler Mart 2014 tarihinde gerçekleşti. Seçimlerin üzerinden  iki yılı aşkın bir zaman geçti. Görmüş geçirmiş ve belli bir yaşa gelmiş olanlar bilirler ki, günlük hay huy içinde ne geçen zamanın ne de günlerin, ayların, mevsimlerin ve yılların farkındayız. Toplum olarak en kolay tükettiğimiz şey, zaman’dır. Bir anlamda zamanın sarkaçında öğütülür, gider.

 

RAMAZAN BİTSİN, ÇAYLAR BENDEN..!

 

Haziran ayının  şu hastalıklı sıcak ,bunaltıcı günlerinde, kendinize gölgelik, serin yer bulup, bir kenara ilişin ve düşünün. Zaman, su gibi akıp gidiyor. Çocukluk yıllarınızı, ergenlik  ve sonrası yıllarınızı bir düşünün. Eminim ki, ince bir tebüssüm dudaklarınıza yapışacak,  yaşadığınız acılar, kederler bile  hafızanızdan  bir an için de olsa silinip gidecektir. Sonra büyüklerinizin, atalarınızın size aktarıp, paylaştıklarını bir anımsayın. Siyah beyaz bir film gibi  dünü bugününüze taşıdığınızda yıllar içinde fukara dünyanızdaki hareketliliğe, dönüşüme, değişime tanık olup, derin  derin nefeslenip, ‘vay be’ diyeceksiniz. Ramazan bitsin, çaylar benden..!


Türkiye’de orta yaş ve üstü kuşaklar dün ile bugünlerini kıyasladıklarında, çok değil, doksan küsur yıl öncesinde işgal ve savaş görmüş bu memleketteki  yaşananları ve yaşamlarındaki değişimi çok iyi bilirler. ‘Milli Şef’İnönü , onlar için, işine geldi mi duyan işine gelmedi mi duymayan, ‘sağır’dır. Karne dönemindeki yoklukları ve süpürge tohumlarına muhtaç oldukları günleri hikayeleştirip anlatırlar. Şekerin tadı yoktur. Çünkü, şeker yoktur! Bir de Atatürk’ün ölümü sonrası  ilk iş olarak Türk Liralarına ‘Milli Şef’in nasıl kendi resmini koyduğunu, dramatik şekilde anlatırlar.


Menderes ve Bayar ikilisi, ithal  edilen traktörlerle, ‘her mahallede bir milyoner’ esprisiyle anılır. Koca bir el ve Demokrat Parti’nin kuruluş felsefesini özetleyen, ‘yeter, söz milletindir’ belgisi unutulmaz. Cumhuriyet sonrası  Kore savaşına  neden ve niçin asker gönderildiğine  hiç bir zaman anlam veremeseler de şehit ve gazilerini, savaşta dillere düşmüş kahramanlıkları unutmazlar. Artık, günlük yaşamlarında ‘karne’ olmasa da,  iktidarın ‘Vatan Cephesi’ adı altında toplumu kutuplaştırmasının Menderes, Polatkan ve Zorlu’yu idama sürüklediğine ve ilginçtir, kendilerine ‘yazık’ ettiklerine  inanırlar.

 

O GÜNLER BELKİ ZORDU AMA GÜZELDİ…

 

Tüm bunlar ve  yaşanmışlıklar ‘memleket meselesi’ dir, onlar için. Memleketin ahvali, şu gelmiş bu gitmişle, zaman içerisinde sürekli değişse de  onlar bu dünyanın yabancısıymışçasına, kendi yaşamlarının izini sürer, keyfini sürer, çilesini çekerler.


‘Patiska yoktu be çocuğum, babamızın anamızın şalvarını bozup ,kendimize don eylerdik’le başlayan,’ kara’ ile ‘şeher’ ekmeğini anlatan, at arabası ve faytonun dışında ‘otomofil’le ilk  tanışmasını kahkahalarla aktaran, postanede bir telefon  edebilmek için isim yazdırıp, sırada saatlerce isminin bağrılmasını bekleyen, ‘bak postacı geliyor’ şarkısını yaşamına taşıyan, radyo kulaklı bir kuşaktır söz konusu olan.

 

KASABADAN  KENTE VE  ‘BÖYÜKŞEHRE’…!


Bu ülkenin 90 yıllık tarihinde böylesine yaşanmış değişim ve dönüşüm içerisinde kuşak kuşağın içine hiç böylesine girmedi, hiç bir kuşak insan yaşamında  önemsiz sayılabilecek bir zaman diliminde böylesine alt üst oluşlar yaşamadı.


Çok değil,70’li yıllarda Bandırma’da belli cadde ve sokakların elektrikle aydınlatılmasına geçildiği günlerde, şenlik havasında  çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı yollara dökülmüştü. Ya hanelerimizin ilk buzdolabı, siyah beyaz  televizyonla, çamaşır makinesiyle  tanıştığı günleri anımsıyor musunuz? Edinilmesi  bile hane  ve mahalleli için olay ve zenginlik  kabul  edilen beyaz eşyalar, evin büyükleri tarafından gelinlik kız gibi en itinalı, en göze çarpan yere konulur, dantellerle süslenir, çoluk çocuk elini bile süremezdi. Evet, çok değil, 70’li yıllardan,40-50 yıl öncesinden söz ediyorum.


Şimdi, geriye dönüp, gelip geçen zamana ve yaşananlara şöyle bir baktığımızda, anımsadığımızda  hele bir de yurt dışına gidip-gelmişliğiniz, o diyarları da görme imkanınız olmuşsa, zaman kavramı daha bir anlam kazanıyor. Ülke ve insanınız nerelerden nerelere gelmiş!


Balıkesir’in günlük gazetelerini karıştırıyor, internetten günlük olarak takip ediyorum. Yazımızın başında dedik ya, Balıkesir topu topu iki yılı aşkın bir zamandır ‘böyükşeher’ olmuş! Nazım’ın değiği gibi, ‘dert çok, derman yok, yüreklerin kulakları sağır, bağır bağır bağırıyorum, koşun kurşun eritmeye çağırıyorum’  dercesine  merkezinden ilçelerine, köylerine (pardon mahallesine)  şimdi herkes yaşamıyla ilgili bir şeyler istiyor. Ayrıca, isteyecek  tabii ki! En doğal hakları…

 

BU ÜLKENİN HİZMETKARLARINA DURMAK YOK…!


Balıkesir büyükşehir belediye başkanı Uğur, Ramazan dememiş, daire müdürlerini yanına katıp, Balıkesir Sanayi Odası ve Ticaret Odası Başkanlarıyla birlikte büyükşehir yatırımlarını yerinde incelemiş. İnceleyecek, tabii ki! Balıkesir’in de, ülkenin de derdi, talebi, ihtiyaçları bitmez! Topu topu iki yıllık bir zamanda büyükşehir belediyesinin  kamuoyunun gündemine taşıdığı, gerçekleşmeye soyunduğu projeleri burada saymaya kalksam, yerimiz yetmez! Yeterli mi,hayır! Yapılacak, daha çok iş var.


Siyaseti, yerel yöneticiliği, milletvekilliğini, muhtarlığı, oda başkanlıklarını  ‘hizmetkarlık ‘ bilinciyle ele alanlara, oturmak, oturduğu yerden ahkam kesmek, gün öldürmek haram! Ayrıca, bu ülkede ‘yıkmak’ hep kolay oldu. Aslolan ise yapmak ve üretmek olmalı! Çünkü, bu ülkenin insanları bunu fazlasıyla hak ediyorlar.


Kuşkusuz, bir kolaycılığımız da yok değil. Millette hizmete, yıllardır yapılmasını bekleyip de bir türlü yapılmayan ne var ise, hepsine ulaşmak adına, bir açlık, bir özlem de var. Ben ve eminim ki, millet de boşa geçen, geçirilen ,heba edilen yıllara yanıyor. Dedik ya, en büyük düşmanımız cehalletse de, cehaletin de bizlerden çaldığı en değerli şey ,  zaman!


Sedat ile Serhat, şimdiden başlamışlardır, ’Engin ağbi, geç kaldın, yazın gelmedi’ diye…Evet, zaman, önemli! Zamanın sarkaçında sıkışmadan, kurban olmadan ve ülkeyi, Balıkesir’i, insanlarımızı  kurban etmeden, zaman denilen kavramın bilincine varıp, zamanı en iyi kullanmasını beceren  ustalar olmalıyız!

 

Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 408