Bugün: 20.11.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • YUMRUK OLMAK VE TEPELERİNE İNMEK ZAMANI..!

YUMRUK OLMAK VE TEPELERİNE İNMEK ZAMANI..!


15 Temmuz darbe ve işgal girişiminin bastırılmasının 1.yıldönümüne anma ve kutlamaya günler kala yurtiçinde   yurtdışında  ve özellikle AB ülkelerinde  hiç de garip ve düşündürücü olmayan şeyler yaşanıyor.


Cumhurbaşkanı Erdoğan`ın "15 Temmuz Türkiye`nin ikinci bir kurtuluş savaşıdır. 1920`de bize Sevr`i gösterdiler, 1923`te Lozan`ı bize razı ettiler. Birileri de bize Lozan`ı zafer diye yutturmaya çalıştılar."sözlerinin kamuoyunda nasıl değişik yorum ve tartışmalara neden olduğunu bir anımsayın…


Erdoğan’ın  tarihi açıdan ezber bozan bu beyanlarının anlaşılabilmesi  gerçekten önemli ve aynı zamanda bugün yaşadıklarımız dikkate alındığında  güncel bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Tarihi bir tartışmanın  içerisine girecek değilim. Ancak, sadece tarihi açıdan  bugünümüzü  hatta varlığımızı  doğrudan ve derinden etkileyen bazı konulara dikkat çekmekle yetineceğim.


Osmanlı, 1.dünya savaşında yenildi ve yengisini 30 Ekim 1918’de  İtilaf devletleri ile imzaladığı Mondros antlaşması ile kabul etti. Yenilginin kabulü ve sonuçları Osmanlı için ağırdı ve Mondros hükümleri ile  İtilaf Devletlerinin siyasi, askeri ve ekonomik kıskacı ve  yükümlülükleri altına giren Osmanlı da  sömürgeciliğe karşı ulusal bağımsızlık ve egemenliğin yeniden elde edilmesine dönük kıpırdanışları ve mücadelenin gelişmesi, şekillendirilmesi ve örgütlendirilmesi arayış ve çabalarını 15 Mayıs 1919 da  İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali ve yaşananlar ateşledi.


SEVR’İ ONLAR HİÇ UNUTMADI YA BİZ..?


Tarihi açıdan bilinçli ve sistemli olarak hep bir şeyler gözden kaçırıldı ve atlandı. Resmi tarih anlayışı bir gerçeği ısrarla milletten gizledi. Osmanlı, İttifak Devletleri olarak, Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ile birlikte savaşta yer alırken İtilaf Devletleri’nin başında  Birleşik Krallık(İngiltere) ,Fransa, Rusya, İtalya, Sırbistan, Belçika, Japonya, ABD, Romanya, Yunanistan ve Brezilya yer aldı.


Evet, Osmanlı bu savaşta yenildi ve yenilgisini 30 Ekim 1918’de imzaladığı Mondros antlaşması ile kabullendi. İtilaf Devletleri; Almanya`ya 28 Haziran 1919`da Versailles`da, Bulgaristan`a 27 Kasım 1919`da Neully`de, Avusturya`ya 10 Eylül 1919`da Saint-Germain Antlaşması`da, Macaristan`a da 4 Haziran 1920`de Trianon`da anlaşmalar imzalatırken  hesaplaşılmayan tek mağlup Osmanlı İmparatorluğu kalmış, 10 Ağustos 1920`de Sevr`de yenilginin faturası Osmanlının önüne konmuştu.


Versailles antlaşması Almanya’da Hitler faşizminin gelişmesinin ve 2.dünya savaşının başlamasının ana nedeni olurken,  başlayan 10 Ağustos 1920’de Osmanlı’ya dayatılan Sevr antlaşmasını milli uyarış ve mücadele cephesinin merkezini oluşturan Ankara Hükümeti, kabul etmeyerek, TBMM’nin şiddetli tepkisini çekerek, antlaşmayı imzalayanlar  vatan haini ilan edildi. Milli mücadelenin başarıyla sonuçlanması  Sevr antlaşmasının taslak olarak kalmasını beraberinde getirirken, İzmir’in kurtuluşu ve  Mudanya anlaşmaları ile Lozan’a uzanan süreçte ve Lozan da, İtilaf Devletleri ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasında bağımsızlık ve egemenlik haklarımızı güvence altına alan antlaşma imzalandı.


Lozan, hiçbir zaman ve hiç bir şekilde Misak-ı Milli sınırlarını gözeten bir antlaşma olmadı, değildi..!


ABD,TÜRKİYE’NİN HİÇ BİR ZAMAN DOSTU OLMADI..!


1.Dünya Savaşı sürecinde İttifak ülkeleri cephesinde yer almış ve Osmanlı Devletinin bölünüp parçalanmasında, etnik ve mezhep temelli ayrıştırılmasında  fiilen rol oynamış başta Birleşik Krallık, Fransa, İtalya olmak üzere dönemin sömürgeci devletlerinin yanı başında saf tutan ve tara olmuş ABD hep resmi tarihimize göre pass geçildi…Bir anlamda hem ulusal kurtuluş mücadele tarihimiz yanı sıra Türkiye Cumhuriyet Devleti tarihi  daha sonraki yıllarda  ekonomik, siyasi, askeri açılardan bağımlı hale getirildiğimiz ABD lehine ve çıkarları gözetilerek yazılıp, dillendirildi.


Biz tarihsel ve toplumsal gerçeklerimizi resmi tarihçiler ve işbirlikçiler sayesinde unutur ya da unutturulurken, onlar bir şeyi hiç mi hiç unutmadı..!


Neyi..?


Mondros ve Sevr antlaşmaları ile bize sömürgeciler tarafından biçilmiş rolü kabullenmememizi ve ret etmemizi hiç mi hiç unutmadılar.


İşte, bugün ülkemizde yaşanan mücadelenin ana nedeni burada aranmalıdır..!


15 TEMMUZ YENİDEN KUVA-YI MİLLİYE DEMEKTİR..!


Türkiye,  tarihsel ve toplumsal açıdan iki kez sömürgecilerle ulusal bağımsızlığı ve egemenliği için hesaplaşmanın ve yenmenin mitletçe onurunu yaşadı.

1.si, 1918-1922 arası ulusal bağımsızlık mücadelesi ve Cumhuriyet Devleti’nin kurulmasıdır.

2.si ise, 15 Temmuz askeri darbe ve işgal girişimine karşı milletin kanı ve canı pahasına verdiği bağımsızlık ve egemenlik  mücadelesini zaferle onurlandırmasıdır.


Türkiye’nin bugün ulusal bağımsızlık ve egemenliğini devlet ve iktidar anlamında yeniden elde etmesi, kazanması 2.bir milli kurtuluş savaşı verilmesini kaçınılmaz kılmakta ve zaten bu mücadele bugün verilmekte ve bu mücadelenin muhteşem bir tarihsel ve toplumsal geçmişi var.


Evet, bu 2. Kuvayı Milliye mücadelesi  ve hareketidir…!


KEMALİSTLER PARTİLERİNE, TARİHLERİNE SAHİP ÇIKMALI..!


Bu mücadelenin partilerle ya da kişilerle doğrudan bir ilgisi olmadığı gibi partiler ve kişiler üstü bir mücadeledir. Bugün, verilen bu mücadeleyi kişiselleştirip, partisel bir mücadeleye indirgeme çabaları emperyalizmin ya da bir diğer ifadeyle ABD ve NATO’nun başını çektiği sömürgeci kampın küresel algı operasyonundan başka bir şey değildir.


Dikkat edilirse, ülke ve toplum, dört bir yanından kuşatılarak, içeriden ve dışarıdan yoğun bir ideolojik bombardımana tabi tutulmanın ötesinde fiilen devlet kurumlarının ve siyasal iktidarın ele geçirilmesi, ya da  15 Temmuz da yaşandığı gibi yine becerilemiyor ise, işgal edilerek, her türlü terörist yöntem ve sabotaj yöntemiyle diz çöktürülmeye ve teslim alınmaya çalışılmakta.


Günümüz Türkiyesi’nde bu emperyal saldırının en  önemli siyasi ve toplumsal ayağını  Ata’nın CHP’si değil, Yeni CHP oluşturmakta ve ülke adım adım insan hakları, düşünce özgürlüğü, hak hukuk, demokrasi denilerek  adım adım toplumsal açıdan bir kaosa sürüklenerek, ulusal bağımsızlığını ve egemenliğini koruma yolundan çark ettirilmeye, teslim edilmeye çalışılmaktadır.


15 Temmuz’un 1.yıldönümünü anmaya ve kutlamaya hazırlandığımız bu günlerde devletin varlığına ve toplumun geleceğine yönelik saldırıların yurtiçi ve yurtdışında tavan yapmasının, fütursuzluğun sınır tanımamasının ana nedenlerinden birisi  Türkiye ve millet karşıtı cephenin bir şekilde gelişip, güçlendirilmesi çabalarından ibarettir.


Onun içindir ki, 15 Temmuz da şahlanmış olan ulusal irade yeniden birlik ve beraberliğini güçlendirerek, şehit ve gazilerine sahip çıkarak,  içerdeki mandacı ve muhiplerle ve emperyalizmle tarihsel hesaplaşmasını bir kez daha yükseltmenin onurunu yaşamalıdır.


Evet, yüzleşmek bir millet için bir şeydir ama yüzleşmek hesaplaşmayı içermiyor ise  ulusal bağımsızlığımıza ve egemenliğimize sahip çıkmak muzaffer olabilmek için asla yeterli olmayacaktır.


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 72