Bugün: 24.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • YENİLMEYE MAHKUMSUNUZ VE YİNE YENİLECEKSİNİZ!

YENİLMEYE MAHKUMSUNUZ VE YİNE YENİLECEKSİNİZ!


Gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni  Sedat  Boldan, 7 Ağustos’ta gerçekleşen Yenikapı  ve 80 vilayette gerçekleşen, milyonlarca yurttaşın katıldığı mitingi ‘MİLLİ DEVRİM’  manşetiyle verdi.


‘Milli Devrim’, derinliği olan ve onlarca yıldır bu ülkede toplumun değişik kesimlerinin ama en önemlisi gençlerinin tüm zorluklara, özverili fedakarlıklara, çilelere karşı dile getirdiği bir kavram. 1960’lı yılların ikinci yarısından başlayarak üzerinde fırtınaların koptuğu, ayrışmaların yaşandığı ve 1970’li yıllara da taşınmış bir  siyasal terminoloji.


TÜRKİYE’NİN ‘YERLİ’ VE ‘MİLLİ’ ÖZLEMİ TEMENNİ OLMAKTAN ÇIKMALI


O yıllarda, Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunu, ülkenin ulusal bağımsızlığını ve egemenliğini kazanmasında tamamlanamamış bir tarihsel ve toplumsal atılım dönemi olarak görenler, bu sürecin tamamlanmasını  ‘Milli Demokratik Devrim’ olarak, teorize ediyor ediliyor, bu siyasal stratejiyi savunanlar MDD’ciler olarak tanımlanıyordu.


Sevgili Boldan, ‘Milli Devrim’ manşetiyle, bir anlamda, geçmiş yıllarda ülkemiz siyasetine ve toplumsal hareketlerine damgasını vurmuş, bu tartışmaları bana  anımsattı. Ancak, son yıllarda yaşanan siyasal ve toplumsal olaylar zinciri ve 15 Temmuz darbe kalkışmasının kendisi de geçmiş de yaşanmış olan MDD polemiklerini ve ayrışmalarının fitilini yeniden ateşleyecek cinsten.


Yaşananlar, tanık olduklarımız şöyle de yorumlanabilir: Su akar ama her ne olursa  olsun ve ne yaşanırsa yaşansın, bir şekilde yatağını bulur!


O yıllarda dert ve dava, ne idi?


MDD tartışmalarını,60’lı ve hatta 70’li yıllarda ateşleyen ne idi?


‘YA ÖZGÜR VATAN YA ÖLÜM’ DİYE KAÇ  CAN  FEDA OLDU?


Türk aydınları ve gençleri, halkı  ulusal kurtuluş savaşının öncüsü ve TC Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal ve arkadaşlarının  emperyalizme karşı  verdikleri zorlu savaşın  önemini ve elde ettikleri zaferin büyüklüğünü ve muhteşemliğini anlamakta hiç bir zaman güçlük yaşamadılar. Bu, onlar için Anadolu’nun  ‘Kutsal İsyan’ı  idi!


Anadolu insanı, emperyalizme ve taşeronu Yunan işgaline karşı ulusal bağımsızlığı  ve özgürlüğü için savaşırken mandacılık ve muhipliğin, ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik önünde nasıl bir engel olduğunu da  gördü, yaşadı.


Onun içindir ki, 1923’ü bir ‘devrim’, bir ‘Aydınlanma’ ,tarihsel bir ‘milad’ olarak adlandırdı. Bu tarihsel  ve toplumsal sürecin ‘başkomutanı’ Mustafa Kemal Atatürk’tü. Bugüne kadar 1923 ve Atatürk’ün yaşama veda ettiği 10 Kasım 1938 yılları arasındaki  15 yıllık dönemle ilgili çok şey yazıldı, anlatıldı. Oysa ki, Atatürk’ün en büyük eserim dediği, Cumhuriyet Devleti üzerinde tartışmalar, çekişmeler, karalamalar, içi boş öykünmeler  hiç bitmedi.


EMPERYALİZM,LOZAN’I  HİÇ BİR ZAMAN SİNDİREMEDİ!


Atatürk, başta İngilizler olmak üzere emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı verilen  ulusal bağımsızlık mücadelesinin, Mondros ve Sevr dayatmalarını param parça eden bir milletin, bağımsızlığın elde edilmesi , ‘Yeni’  ve ‘Genç Türk Devleti’nin Lozan’da varlığını düşmanlarına kabul ettirmiş olmasının gelecekte nasıl bir dişe diş bir mücadelenin kapısını aralayacağını çok iyi biliyordu. Su uyur düşman uyumaz, deyişine uygun olarak, daha yaşarken,  en yakın çevresindeki insanların ulusal bağımsızlığı ve egemenliği nasıl tırpanlamaya çalıştıklarını ibretle izledi, gücü yettiğince müdahale etmeye çalıştı.


10 Kasım 1938 ile 1945 yılları arasındaki, 7 yıllık süreç, Atatürk Cumhuriyeti’nin ve kanla, ateşle kazanılmış ulusal bağımsızlığın ve ulusal egemenliğin, işbirlikçiler eliyle ,altın tepsi içinde emperyalizme yeniden sunumunun, tarihsel miladı  oldu. Atatürk’ün silah arkadaşlarının, Atatürk ile yakın mesaide bulunmuş insanların anılarını açın okuyun! Bugün de,15 Temmuz darbe kalkışmasıyla ve FETÖ çetesiyle bağlantılarıyla deşifre olmuş ABD/CIA ve NATO belasının tarihini inceleyin!


MİLLET, DÜŞMANINI ER MEYDANINDA BEKLİYOR!


15 Temmuz, itin iti bulduğu ve yaşadığımız coğrafyayla, devletle ve milletle hesaplaşmasının tarihsel ve güncel yol ayrımı ve miladıdır! Devletle ve milletle onlarca yıldır hesaplaşmayı iş edinenler, milletin ordusunu, uçağını ,tankını, silahını millete karşı kullananlar, katiller sürüsü bir gerçeği unuttular: Bu millet, onlarca yıldır, bir gün hesaplaşma saatinin geleceğini özlemle bekliyordu. O an geldi ve  ‘başkomutanı’nın çağrısına kulak verdi, sokaklara ve meydanlara indi, ölümüne hesaplaşmaktan bir an olsun geri durmadı ve kazandı!


15 Temmuz gününden bugüne de bu millet kadını erkeğiyle, yaşlısı genciyle sokaklarda ve meydanlarda, bekliyor! Düşmanı sinmiş, düşmanı şaşkın, gizleniyor, saklanıyor, kaçıyor ama millet meydanlarda, sabırsızlıkla  bekliyor!


‘Kahpeliğin alemi yok. Hadi hesaplaşalım’ diye  günlerdir bekliyor…Evet, uyuyan dev, uyandı bir kez…Köyünü, kentini, fabrikasını, iş yerini, evini ‘savaş ocağı’ yaptı ve  elinde bayrak, düşmanını bekliyor!


‘KORKMA’ DİYEN AKİF’İN MİLLETİ VE  ‘YENİ TÜRKİYE’ SEVDASI!


İşte, bunun adı, ‘Milli Devrim’ ya da devrim istiyorsanız devrim yapalım, diyen, ‘Milletin Devrimi’dir! Başbakan Yıldırım’ın ifadesiyle Türkiye Devleti ve millet, ‘ruhlarını dolara satanlarla’ karşı karşıya geldi ve yaşanan devleti ele geçirme, iktidarı devirme ve işgal hamlesini savuşturup, düşmanını yendi!


Türkiye, bugün düne göre, daha ‘yerli’ ve ‘milli’ bir orduya, emniyete ve istihbarata, devlete sahip.15 Temmuz, bana  Sakarya Savaşı sonucunda, muhabere alanını gezen  Başkomutan Atatürk’ün sözlerini anımsatıyor. Daha ,Büyük Taarruz  Savaşı yaşanmamış olmasına karşın, savaşın kaderini öngören ve işgalci düşmanın yenileceğini gören Mustafa Kemal, ‘Asıl savaş, şimdi başlıyor” sözleriyle yanmış, yıkılmış bir ülkenin ekonomik olarak ayağa kalkması, kaldırılmasını işaret etmişti.


Cumhuriyet Türkiyesi’nde millet ikinci kez, cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Mustafa Kemal  Atatürk’ün payesine layık görerek, ‘başkomutan’ olarak gördü ve sahiplendi. Aynı Mustafa  Kemal’in çağrısı gibi, Erdoğan’ın da çağrısına kulak verip, 15 Temmuz gecesi cephede yerini alıp, ölümüne direndi, savaştı. O gün bugündür, ‘gündüz işe akşam direnişe’ diyerek, sokaklardan ve meydanlardan çekilmedi.


Türkiye de, 15 Temmuz akşamından bugüne bir rüzgar esiyor. Türkiye, bu güçlü rüzgarın onurlu esintisiyle  ciğerlerindeki pis havayı temizliyor, silkiniyor ve güç tazeliyor. Bu rüzgar, milletin rüzgarıdır.Bir aydın, bir gazeteci ve yazar ama en önemlisi bir yurttaş olarak, bu rüzgarın önünde saygıyla eğiliyorum.


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 261