Bugün: 29.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • YAŞANAN SÜRECİ NE KADAR OKUYABİLİYORUZ?

YAŞANAN SÜRECİ NE KADAR OKUYABİLİYORUZ?


Geçtiğimiz günlerde  Milli Görüş ekolünden gelen  bir çok arkadaşla bir araya geldik. Birikimli ve deneyim sahibi insanlardı. Başta 15 Temmuz darbe kalkışması, FETÖ, AK Parti olmak üzere zengin bir sohbet ve tartışma ortamı oldu.

Cumhuriyet dönemi siyasal tarihinde siyasal süreci besleyen ve etkileyen belli damarlar vardır. Rahmetli Erbakan ve  Milli Görüş ekolü bu damarlardan birisidir. Bu damar, daha sonra AK Parti’yi kuran  ve liderliğini üstlenmiş, Partisini 2002 genel seçimlerinde iktidara taşımış ve başbakan olmuş Recep  Tayyip Erdoğan, Aralık 2003 de bir konuşmasında, "Milli görüş gömleğini çıkardık" beyanında bulunmuş olsa da , Milli Görüş’ün gölgesi,  hep AK Parti’nin üzerinde oldu.

‘YENİLİKÇİLER’  VE  ‘GELENEKÇİLER’!

Refah Partisi’nden başlayarak Fazilet Partisi’nin oluşum ve kuruluş süreci ve Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış olmaları, parti içinde Yenilikçiler ve Gelenekçiler  ismiyle yaşanan yol ayrımı ve ayrışmanın Yenilikçiler tarafından AK Parti’nin kurulması, Gelenekçiler kanadının da Saadet Partisi’ni kurmasıyla sonuçlanmasının siyasal ve sosyal yaşamdaki  derin izleri, doğal olarak,  hala tartışma ve sorgulama konusudur.

14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan Ak Parti’nin  kurucuları arasında Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, İdris Naim Şahin, Binali Yıldırım ve Bülent Arınç isimleri öncelikle göze çarpar. AK Parti’nin bünyesinde Millî Selamet Partisi-Refah Partisi-Fazilet Partisi (Millî Görüş), Anavatan Partisi (Özal`a yakın isimler) ve Demokrat Parti-Adalet Partisi-Doğru Yol Partisi (merkez sağ) kökenli isimler yer almaktadır.
‘MİLLİ GÖRÜŞ’ DAMARI VE AK PARTİ!

Erdoğan öncülüğü ve liderliğinde AK Parti’nin  oluşumu ve kuruluş sürecindeki  siyasal dar kadro hareketi olma özelliği, muhafazakar merkez sağın beklenti ve taleplerine yanıt verdiği için, toplumda hızla karşılık buldu. Ancak, başlangıçta, AKP Genel Merkezi, il, ilçe ve belde teşkilatlanmasında öne çıkan  isimler genelde Milli Görüş ekolünden gelen isimler oldu. Parti politikaları il, ilçe ve belde teşkilatlarında genelde bu isimler üzerinden yürütüldü. Ancak, 2001 Ağustos’undan Aralık 2003’e  AK Parti genel başkanı ve başbakan Erdoğan için, parti için düz bir ideolojik ve siyasal hat asla oluşturmadı. Milli Görüş ekolünden gelen kadroların parti teşkilatında üstlendikleri  taşıyıcılık misyonu, partinin muhafazakar demokrat ve merkez sağa açılımıyla  2010’lara kadar kademe kademe daraldı, etkisizleşti ,küçüldü  ve  parti tabanındaki genişleme, çok renklilik, zenginleşme genel merkez, il, ilçe ve belde yönetimlerine de yansıdı.

AK PARTİ VE  FETÖ VAKASI!

Dikkat edilirse, Fazilet Partisi bünyesinden Yenilikçiler’in ayrılması, yeni bir parti  oluşturma ve kurma faaliyetleri, partinin kuruluşu  ve çok değil, 1 yıl sonra girdiği ilk seçimlerden iktidar partisi olarak çıkması ve ‘siyaset yasaklı’ olduğu için Erdoğan’a seçilme ve başbakanlık yolunun kapatılması nedeniyle Gül’ün başbakanlığı ve sonrasında Erdoğan’ın milletvekili seçilme ve başbakan olabilme şansını yakalaması sürecinde ne AK Parti’nin, ne iktidarın, ne de  ülkenin gündeminde Fetullah Gülen vakası gibi öne çıkmış bir konu ve sorun yoktu.

Gülen ve örgütlenmesi, AK Parti ve Erdoğan’ın  Milli Görüş gömleğini çıkarttık dediği dönem içinde ve sonrası süreç de, partiye ve iktidara yapıştı, yapıştırıldı. Ne demişler, kurt puslu havayı sever…Öyle  de oldu! ‘Hizmet Hareketi’ içinde yıllarca yetiştirilmiş, eğitimli, kariyerli  muhafazakar insanların varlığı, parti, iktidar  ve Erdoğan için, pragmatik bir anlayışla,  politik ve örgütsel  bir avantaj olarak görüldü. FETÖ ile gerçek anlamda ilişkili olmayan bir çok AK Partili, inancı, muhafazakar eğilimleri ve farklı nedenlerle  taban anlamında ‘hizmet hareketi’ ile içselleşti, şu veya bu şekilde hamiliğini üstlendi, destek verdi. Burada ölçü ve temel kriter, Erdoğan’dı!

Bu bir siyasal vakadır.!

AK PARTİ İLE FETÖ’NUN YOL  AYRIMI!

Ancak,  2007 genel seçimlerinden  başlayarak 2009 yerel seçimleri ve 2011 genel seçimlerine uzanan süreç de, devlet, iktidar, yerel yönetimler, parti teşkilatlarından yükselmeye başlayan farklı kaygı ve endişeler, kuşkular, eleştiriler ‘hizmet hareketi’ ile Erdoğan, siyasal iktidar  ve AK Parti arasında yol ayrımının hızla netleşeceği sürecin adeta kapılarını açar.
Sonrası malum…

Dersanelerin kapatılması  süreci…Şubat 2012 MİT krizi…Gezi Parkı provakasyonu  gibi sayısız provakasyon… 17/25 Aralık darbe girişimi…gibi sayısız FETOCU hamle ve operasyon sonunda 15 Temmuz darbe kalkışması…

Yakın zamanda tüm bu  siyasal tarihsel alt üst oluşu izleyen Milli Görüş ekolünden insanlar, ‘Erbakan Hocamız, haklı çıktı’ diye gerinseler de, Saadet Partisi’nin bu zaman sürecinde yönetim  ve liderlik bazında  yaşadığı iniş ve çıkışlar, yalpalamalar, hatta  Fetörist algı operasyonlarından siyaseten etkilenmeleri de  bugün için bir vaka! Sn. Kamalak’ın olaylar karşısındaki duruşu, beyanları, tavırları  ortada!

Şu söylenebilir: Rahmetli Erbakan, siyaseten endişelerinde ve uyarılarında bir çok açıdan  haklıydı!

Siyaset bilimcileri, sosyologlar, sosyal psikologlar, tarihçiler, istihbaratçılar, stratejistler bu süreci  eminim ki, çok farklı, çok yönlü, nedensellikleri  ve karşılıklı ilişkileri ile değerlendireceklerdir.

‘MİLLİ GÖRÜŞ’ EKOLÜ, YAŞAYAN BİR DAMAR!

Milli Görüşçüler, yaşanmış tüm bu siyasal süreç konusunda, dışlanmış, unutulmuş, örselenmiş oldukları için kırgınlar. “ABD/CIA, İsrail/MOSSAD ve NATO ile  hesaplaşmak bizim yıllarca davamız oldu. İhanet, işbirlikçiler ve hainler bize hiç yabancı olmadı. ’Yerli’ ve ‘Milli’ olmanın bedelini hep ödedik. Körle yatan şaşı kalkar, denir. Şimdi bunu yaşıyoruz. Gömlek değiştirmekle, ne ülke ne dünya değişiyor. AK Parti, özüne dönmeli ve kendisini  ‘milli’ ve ‘yerli’ kılabilmeli. Tespit ettikleri gibi, iktidar kibrini ve şımarıklığını aşıp, kendi içindeki gayri milli unsurları  hızla temizlemeli.” diyerek, yaşanan belalı sürecin hayra dönmesi için her zaman hazır olduklarını beyan ediyorlar.

Evet, cumhurbaşkanı  Erdoğan’ın  da sıklıkla vurguladığı gibi,  79 milyonun her türlü ideolojik ve siyasal kaygının ötesinde,  ‘önce vatan’ diyerek, birbiriyle  kucaklaşmasının ekmek, su gibi, hava gibi  varlığımız ve geleceğimiz için elzem olduğu günleri yaşıyoruz.

Esen kalın…
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 251