Bugün: 18.12.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • `UYU YAVRUM UYU`, HEP BİRLİKTE SAMSUN`A ÇIKACAĞIZ!

`UYU YAVRUM UYU`, HEP BİRLİKTE SAMSUN`A ÇIKACAĞIZ!


“Uyu yavrum ninni uyutayım seni

Masallarla ninnilerle avutayım seni

Şarkılarla türkülerle uyutayım seni

Seksi  meksi  filimlerle avutayım seni

Çekilişle mekilişle uyutayım seni

Öpe öpe, seve seve avutayım seni…”

 

 Bandırma Kuşcenneti Festivali’ne davet edilen Can Dündar, davete icap edemese de, gönderdiği mesajı okuyunca, Yıllar önce Melike Demirağ’ın  dillerden düşmeyen 70’lerdeki  ‘Ninni’ şarkısını anımsadım.


Ne demiş Dündar;

Bandırma vapuruna binmek ve yola çıkmak üzereyiz…"

Mustafa Kemal ve Kuvayı Milliye damarını bilenlerin, bu ruhu taşıyanların(ki, Balıkesir,  bir Kuvayı Milliye kentidir)  Dündar’ın bu davetkar sözüne verebileceği tek yanıt var: Ha  s..tir!


Aslında, bu sözlere hiç şaşırmadım da.. Çünkü ,  adeta , ‘TAVERNA’ya dönüştürülmüş  garibim Bandırma’dan, ancak, böyle bir davet çıkabilirdi… Davet kadar davetin sahibi de önemli…Büyük olasılıkla, bu davetin arkası da şöyle bağlanırdı: Siz ,Bandırma  Vapuruna hele bir binin, ben arkanızdan gelirim!


Erdem de, konuşmasında ısrarla ‘casus ‘ olmadığını anlatmış. Savcılığın bu iddiasından vazgeçtiğini ve mahkemenin de kendilerine ‘casusluktan’ ceza vermediğini söylemiş.!


Yıllar önce ,Balıkesir’e TGC ile işbirliği içindeki Alman Konrad Adenauer Vakfı, mesleki eğitim semineri için(!?),  Balıkesir İli Gazeteciler Cemiyeti’nin davetlisi olarak çağrıldığında, Balıkesir Politika Gazetesi ‘nden Tarık Sürmelioğlu, ile Bandırma’dan İlkHaber Gazetesi  genel yayın yönetmeni olarak   bir dizi makale yazmıştık. Bandırma’da  ısrarlı yazılarımız sonucunda ,  “gazetenin sahibi İhsan Kuruoğlu ve Engin Arıcan’dan şikayetçiyiz, bize Alman ajanı diyorlar” ithamıyla savcının karşısına çıkmıştık.


Genç bir savcı, şikayet dilekçesini okuyarak,sordu:

-          -Siz, bu şahıslara Alman ajanı mı dediniz?

-          - Bu şahıslar Alman mı Amerikan mı, İngiliz ajanı mı biz bilemeyiz. Bunu bilse bilse devletin MİT’i, Emniyet’in istihbaratı var. Onlar bilir…


İfadelerimizi aldıktan sonra, Savcı, merakla sordu: Engin Bey, ben de bu Alman vakıfları ve faaliyetleriyle ilgili hiç iyi şeyler duymadım.  Siz bir çok yazı  yazmışsınız. Bunlar doğru mu?


Off the record olmak üzere, savcıya, Alman istihbarat örgütü BND, Alman İçişleri Bakanlığı, siyasi partiler ve vakıfları arasındaki ilişkiyi anlatıyorum. İlgiyle dinliyor. Sonrasında hakkımızdaki şikayet dilekçesini bularak, gazete de haberini yapmam sonrası, haber, savcı ile ile ilişkilendirilip, görevden el çektirilip, savcı başka bir yere atanıyor!


Bir süre sonra, dava ile ilgili, yargı süreci başlıyor. sonu hep aynı:

-Siz, bunlara Alman ajanı dediniz mi?

Savcı’ya nasıl ifade vermişsek, aynı ifadeyi veriyoruz: Biz , bunların ajan olup olmadığını nereden bilelim.  Devletin MİT’ine, Emniyet’ine yazın, sorun!


Çok geçmeden şikayetçilerden biri davasından vaz geçiyor. Bu arada Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden Alman  Vakıflarının  Türkiye’deki faaliyetlerinin yasal olmadığına dair görüş geliyor ve sonuçta Kuruoğlu da, ben de ‘beraat’ ediyoruz. Yıllar sonra, o günlerde Balıkesir GC’nin başkanlığını yapmış  ve bizlerden şikayetçi olmuş meslektaşımızla konuyla ilgili sohbet ediyoruz: ‘Ben sizin yazdığınız gibi, Alman vakıflarını bilmiyordum’ ,diyor…


Rahmetli Necip Hablemitoğlu ile de İlkHaber ve ben, o yıllarda tanıştık, kalemdaş ve yaren olduk.Bandırma’ya  gazemizin düzenledği  konferans için gelmesinden bir süre sonra Ankara’da evinin önünde katledildi. Cinayetiyle ilgili, FETÖ ve Almanya ilişkisi halen kamuoyunda sorgulanır.


Nereden nereye…


Türkiye’de özellikle son yıllarda ‘yerli’ ve ‘milli’ olma kavramları  yanı sıra yaygın basından da öte ülkemizde yaygını yereli basın sektörünün ne kadar ‘milli’  ve ‘yerli ‘olduğu sorgulanır, tartışılır.


Ulusal kurtuluş savaşı sürecini ve TC Devleti’nin ilk kuruluş yıllarında yaşananları, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının mücadele yüklü dünyasını , Anadolu Ajansı’nın kuruluşunu, Ankara hükümetinin çıkardığı ilk millici gazeteleri bilmiyorsanız  günümüzdeki tartışmaların içinden çıkamazsınız.


Fazla ötelere de gitmeye gerek yok! Dedik ya, Balıkesir Kuvayı Milliye kentidir, diye, Dün ve bugün, basın içi ayrışmaları, ‘yerli’ ve ‘milli’ olan ile  ‘işbirlikçi’ basını ve basın  anlayışları arasındaki ayrımı bilmeniz için Hasan Basri Çantay ve işgal yıllarında Balıkesir’de çıkardığı ‘SES gazetesi” ni bilmeniz , o yıllarda verilen mücadeleyi anlamanız yeterli. Yetmez! İşgal yıllarında da Bandırma’da işbirlikçi Bahriyeli Ali Sami’nin çıkardığı ‘ADALET gazetesi’ni  unutmayın!


Yani sorun, benim ya da bir başka gazeteci veya yazar meslektaşımın Can Dündar ya da Erdem Gül’ün şahsına ‘ajan’ ya da ‘yerli’ ve ‘milli’ bir kalem dememizle  bitmiyor. Neden mi!? İşgal ve kurtuluş yıllarında ‘gazeteci’ Ali Kemal’in sonuna bir  bakın! Bu ülkenin ve halkın adalet  ve vicdan anlayışı, ‘yerlilik’ ve ‘millik’ anlayışı farklıdır. Kuşkusuz anlayana…!


Yazımızı, sevgili Hocam Aydın Ayhan’ın  bir ‘dokundurması’  ile sonlandıracağım:

“Yunan Kumandanlığı dağlardaki millî müfrezelere söz geçirip sindiremeyeceğini, onlarla başa çıkamayacağını anlayınca, yandaşı Hürriyet ve Îtilâf Partisi ileri gelenlerine, “gazete çıkarmaları” için büyük paralar verdi. Bunun üzerine Bandırma’da fotoğraçılık yapan Bahriyeli Ali Sâmi “Adâlet” isminde ve Balıkesir’de Trabzonlu Ömer Fevzi ve Sındırgılı Kadızâde Ahmet Hulûsi “İrşâd” isminde “Yunancı gazeteler” çıkardılar . Halk ve esnaf bu gazetelere zorla abone kaydedilmeğe başlandı. Abone olmak istemeyenler Yunan karakollarına çağırılıyor, dövülmek veya hapsedilmekle tehdit edilerek abone ediliyor, paraları alınıyordu. Yunan karakolları artık yeni bir haraç yolu bulmuştu! Bu gazeteler hemen hiç okunmadan yırtılıyordu...


Yunanlılar bâzı köyleri kendilerine çekmek için silâhlandırmışlardı. Yandaş edinmek üzere Yunancı hâinler canla başla çalışıyorlar, aşiret köylerini elde etmek için köylerde “din adamı” kisvesiyle dolaşıp propaganda yapıyorlardı.


Korucu yöresinde önemli bir aşiret olan ve İslâm’a bağlılıklarıyla ünlü Kılaz Yörükleri’ni yanlarına çekmek için görevlendirilen Yunancı İvrindi Nâhiye Müdürü öldürülünce, Bandırma Adâlet Gazetesi sahibi Bahriyeli Ali Sâmi, 20-30 kişilik bir grupla Savaştepe-Korucu sınırındaki Kılaz köylerinde giderek oraları elde etmeğe çalıştı.


O günlerde Balıkesirli Aslan Ağa Müfrezesi, Sındırgı dağlarından bu tarafa geçerek Tevfik Bey Müfrezesi’yle birleşip Körfez bölgesine akınlar yapmışlar, Türkler’e eziyet eden Yunan karakolları basılmış, işbirlikçiler yok edilmişti. Ali Sâmi’nin yardımcılarından Kırkağaçlı Hâfız Ömer’in İvrindi köylerinde Yunan propagandası yapıp Yunancı gazetesine para topladığı öğrenildi ve Ömer 22 Mayıs 1922’de yakalanıp ortadan kaldırıldı. Ali Sâmi bunu duyar duymaz her şeyi bırakarak acele Bandırma’ya kaçtı. (“ İŞGAL   YILLARINDA    YUNANLILARIN     BECEREMEDİKLERİ    BİR    KANDIRMACASI-" KÜÇÜK ASYA (ASİA  MİNOR DEVLETİ ")

 

Esen kalın…


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 427