Bugün: 19.10.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİSİ BELİRLENMELİ!

ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİSİ BELİRLENMELİ!


İstanbul Atatürk havaalanında yaşanan kanlı terör saldırısı ve ülkede özellikle son yıllarda  yaşanan terör olayları ve bu saldırıların bölgesel ve uluslararası ilişkileri irdelendiğinde, güvenlikle ilgili ulusal bir gerçek  kendisini bize anımsatıyor.


TÜRKİYE,TARİHSEL VE GÜNCEL BİR YOL AYRIMINDA


Türkiye, için tehdit ve ulusal güvenlik konseptinin ulusal, bölgesel ve  uluslararası ilişkileri açısından değiştiğini gözlüyoruz. Ulusal güvenlik konusunda Türkiye, ne zamandır, tarihsel bir yol ayrımında.


Bugün, devlet ve iktidar, toplum nezdinde yaşanan en büyük sıkıntının ve sorunların  da günümüzde 2.dünya savaşı sonucunda oluşturulan uluslararası tehdit ve güç denklemine uygun olarak düzenlenmiş ulusal güvenlik stratejisinden kaynaklandığına inanıyoruz.


93 yıllık Cumhuriyet Türkiyesi’nde  ülkenin ulusal güvenlik stratejisi  Atatürk döneminde yani özellikle 1923-38 yılları arasında farklı,1938-1952 yılları arasında yani ‘Milli Şef’ İnönü döneminde farklıdır. Pek bilinmez ve dile getirilmekten imtina edilse de  güneş balçıkla sıvanamıyor.


HİTLER ALMANYASI’NA DESTEK VEREN İNÖNÜ CHP’SİNİN AMERİKANCI KESİLMESİ


Atatürk’ün ölümü sonrası ‘Milli Şef’ İnönü’lü yıllarda Türkiye’nin izlediği uluslararası dış politika Almanya’da Hitler ve Nazilerin, İtalya’da Mussolini’nin  ve faşistlerin iktidara gelmesi ve dünyada yaşananlarla, faşizm eksenli, Atatürk’ün vasiyetini reddi içeren Sovyet karşıtı bir rota izlemiştir.


Bugünün Fetocusu dünün Atatürkçüsü   Cumhuriyet gazetesinin ve CHP eksenli yayın yapan diğer gazeteleri açın, bakın! Alman ve İtalyan faşistlerinin nasıl göğe çıkartıldığını, Alman ve İtalyan faşist devleti ajanlarının nasıl ülkede cirit attığına, savunma sanayi için stratejik madenlerin gemilere doldurulup, her iki ülkeye nasıl taşındığına tanık olursunuz.


NAZIM’I SÜRÜNDÜRDÜREN, SABAHATTİN ALİ’Yİ KATLETTİREN CHP!


Öyle ki, Alman ve İtalyan faşistlerine yaranabilmek için Nazım Hikmet, Sabahattin Ali gibi birbirinden değerli bir çok sol aydın bu yıllarda uyduruk gerekçelerle göstermelik mahkemelerde yargılanmış, hapishanelerde süründürülmüş ya da katledilmiştir. O nedenle, bakmayın günümüz CHP’sinin Nazım ya da Sebahattin Ali  kutsamalarına. Hepsi, tarihsel, toplumsal ve kültürel bir aldatmacadır!


Sovyet lideri Stalin’in  Almanya ve İtalya’nın savaşı kaybetmesi ve Sovyet ordularının Hitler Almanya’sına girmesiyle Nazi belgeleri Sovyetler’in eline geçti. Almanya-Türkiye ilişkilerinin deşifre olması sonrası Sovyetlerin tavrı değişti. Stalin’le görüşen İngilizler’in iddialarına göre, Sovyetler, savaş dönemi politikaları nedeniyle, Türkiye’den boğazlardan üs, Kars ve Ardahan’ı istedi.


Bu yıllar ilginçtir, düşündürücüdür.

 

TÜRKİYE, ABD VE NATO İLE İLİŞKİLERİNİ GÖZDEN GEÇİRMELİDİR!


Savaşın sonunda Almanya’nın yenileceğini anlayan ‘milli Şef’, politika değişikliğiyle son anda Almanya’ya savaş ilan eder. Savaş da ABD, İngiltere ve Fransa’nın yanında yer almayıp, Almanya’ya savaş ilan etmemiş olanların savaş sonrası kurulacak Birleşmiş Milletler de yer alabilme şansı da yoktur. Türkiye, böyle BM üyesi olur.1947 de başlayan ‘soğuk savaş’ ve 1949’da NATO’nun kuruluşu ile birlikte Türkiye NATO’ya üye olabilmek için başvurur, kabul edilmez. Türkiye’nin NATO’ya üyeliği  1950 yılının Eylül-Ekim’in de Kore  savaşına asker göndermesi sonrası mümkün olur ve 1952’de NATO üyeliğine kabul edilir.

Türkiye’nin Atatürk  ve Atatürk CHP’si sonrası, ulusal güvenlik stratejisi, İnönü ve İnönü CHP’si  tarafından yön değiştirdi. Türkiye, ABD ve NATO ile bu yıllarda tanıştı ve ulusal güvenlik stratejisini ABD’nin emperyal çıkarları doğrultusunda, NATO’ya göre şekillendirdi.


ONLARCA YILDIR TÜRKİYE DEVLETİ’Nİ  VE TOPLUMU DİZAYN ETTİLER!


Bugün Türkiye’nin dış politikasını sorgulayanlar, şu veya bu partiye, bölgesel ya da uluslararası nedenlerle fatura çıkartmayı alışkanlık edinip, olayı kişiselleştirme alışkanlığına yenik düşenler, , bu tarihsel zig zag’ları, değişimleri, kırılmaları ama en önemlisi, ülkenin ABD hegemonyası altında  ve NATO ile ilişkilerini sorgulamaktan hep  şiddetle  kaçındılar.


Oysa ki Türkiye devleti ve milletiyle, bu ilişkinin ve bağımlılığın, faturasını  hep ödedi ve hala ödüyor. Ülkenin ulusal güvenlik stratejisini, bölgesel ve uluslararası politikasını, ilişkilerini dizayn edenler, ilk günden bugünü onlarca yıldır devleti , bürokratik ve toplumsal yapıyı, ekonomiyi, medyayı, orduyu, kolluk güçlerini, istihbaratı, siyasal yapıyı da dizayn ediyorlar. Açın, MİT’in tarihine, oluşumuna, kuruluşuna   bir bakın!


ABD ve NATO’nun, onlarca yıldır, ülkemizde nüfus etmediği hemen hiç bir alanın kalmadığını göreceksiniz!


AB DE, ABD VE NATO’NUN ‘TAŞERON BİRLİĞİ’DİR!


Türkiye’nin önüne AB diye bir yem atıldı!57 yıldır, içeri alsınlar diye birbirimizi yediğimiz AB,2.dünya savaşı sonrası ABD hegemonyası altına girmiş Avrupa  ülkelerinin ‘taşeronlar birliği’dir.


Evet, 2.dünya savaşı sonucunda(aynen 1.dünya savaşı sonucunda yaşandığı gibi) galip devletler, başta ABD, İngiltere, Fransa olmak üzere ‘soğuk savaş dönemi’ ile birlikte, NATO’yu bir şemsiye gibi kullanıp, benzer çok uluslu örgütlerle  ABD  lehine  SSCB’nin dağıldığı 1990’lı yıllara kadar Türkiye ve benzer bağımlılık ilişkileri içindeki ülkelerin güvenlik stratejilerini belirlediler. Ancak, SSCB’nin dağılması ve Varşova Paktı’nın dağılmasıyla NATO’nun var oluş gerekçesi bitti! Ne yazık ki, hemen her ülkede sorgulanan ve tartışılan bu konuyu Türkiye’de sorgulayan, tartışan yok gibi!


Türkiye, 30’ların, 40’ların Türkiyesi değil artık! Sosyo-ekonomik gelişkinliğiyle, toplumsal ve kültürel diriliğiyle, yetişmiş insan gücüyle ama en önemlisi deneyimleriyle, bugün yaşadığı en can alıcı sıkıntı ve sorunlarının, ardı arkası gelmeyen operasyonların, terör kışkırtmacılarının ve teröristlerin kanlı eylemlerinin arkasındaki  odağı da, gücü de biliyor: Bu, ABD ve NATO’dur! Türkiye’ye, devlete ve millete, birlik ve dirliğine yönelik tüm hamlelerin hamisi   aynıdır.

 

TÜRKİYE,YENİ BİR ULUSAL GÜVENLİK STRATEJİSİ BELİRLEMELİDİR!


Türkiye sol’u, gerçek Kemalistlerle birlikte, onlarca yıldır felaketin bu boyutuna ulusal bağımsızlık ve egemenliğin kazanılması  adına hep dikkat çekti. Ancak, Türkiye, Cumhuriyet döneminden bugüne ikince kez, devleti ve milletiyle, emperyalizmle yaşamın hemen her alanında  ayrışmanın, yer yer hesaplaşmanın belirgin yol ayrımına giriyor. Bu zor, sancılı ve sorunlu bir dönem. Örneğin, günümüz sol’u büyük ölçüde  işbirlikçi bir niteliğe  sürüklenirken, Kemalistler, ‘Yeni CHP’ ile siyasal ve sosyal yaşamdan hızla tasfiye ediliyor. Soros Solculuğu, Soros CHP’liliği öne çıkartılırken, dini motifli terör örgütleri oluşturuluyor.Oysa ki, tüm bu eğilimler ABD ve NATO çıkarlarını savunmak demektir.


Ben, bir gazeteci ve yazar olarak ama en önemlisi bir yurttaş olarak, ülkenin, artık, ulusal bağımsızlık ve egemenliğini gözetmek adına, yeni bir ulusal güvenlik stratejisi belirlemesi gerektiğine, ABD ve NATO ile ilişkilerini, mevcut gerçekliğimize göre yeniden belirlemesi gerektiğine inanıyorum.  Çünkü, dünya beşten de, o beşin ikisine  de hakim olan ABD, Rusya ve Çin’den de büyüktür!


Esen kalın…


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 350