Bugün: 21.11.2017

ULUS DEVLETLER ARTIK HEDEF..!


1 Ekim’de İspanya’nın Katalonya özerk bölgesinde bağımsızlık yönünde referandum oylaması gerçekleşmesi ve İspanyol  polisinin referandumu engelleme yönünde yaşanan müdahale ile yüzlerce insan yaralanırken, polisin güç kullanarak yaptığı müdahale İspanya ve uluslararası alanda  farklı tartışmaları ateşledi.


Hemen kimi çevreler 25 Eylül’de K.Irak Kürt özerk bölgesinde gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu ile 1 Ekim de İspanya’nın Katalonya  özerk bölgesinde gerçekleştirilen  bağımsızlık referandumu arasında ilişki kurarak, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkından(self-determinasyon) söz etmeye, Katalanların ve K.Irak Kürt özerk bölgesi başkanı Barzani’nin  defacto eylemini meşru kılma arayışı sergilemeye başladılar.


SELF-DETERMİNASYON AYRILMAK HAKKI DEMEK DEĞİLDİR..!


Öncelikle bir kez daha vurgulayalım: Daha önce de yazdığımız ve vurguladığımız gibi, “ulusların kendi geleceğini tayin hakkı” herhangi bir ülke ve devletin sınırları içinde yaşayan etnik azınlık ya da azınlıklar  için doğrudan ayrılma ve bağımsız devlet kurma hakkını  içermez. Bunun tersini iddia edenler bu kavramın içeriğini ya anlamayanlardır ya da bilinçli olarak bir hakkın kullanımını suistimal ederek, etnik ayrımcılığa ve  bölücülüğe teorik zemin hazırlayanlar, halkları birbirine kırdırmaya çalışanlardır.


İspanya’da Katalanların uzun bir bağımsızlık mücadelesi tarihi var. Bu yönü ile İspanya’nın ve Katalanlar gibi 17 özerk bölgenin tarihinin  iyi bilinmesinde yarar var. Mevcut özerk bölgeler  içinde Bask bölgesinin ayrıcalıklı ve özel bir konumu vardır.


Kıta Avrupası’nda  ulus devletlerin doğuşu ve kuruluşu, feodal dönemden kapitalizme geçiş sürecinde İspanya’da 15. Yüzyıldan itibaren yaşanan çatışmalar 17 Eylül 1714’de yapılan savaşta Katalanlar savaşı kaybedip Barcelona düşünce Katalonya Prensliği, İspanya Krallığı egemenliği altına girmiş, Katalanların bağımsızlık rüyası ise o gün bugündür halen devam ediyor.


ULTRA-EMPERYALİZM,ULUS DEVLETLERİ TEHDİT EDİYOR


Bunun Kıta Avrupası’nda bir çok ülkede  somut örnekleri var.  Örneğin; İngiltere’de  İrlanda’lılar, İskoç’lar, Galler’de yaşanan  ayrılma ve bağımsız devlet kurma yönündeki arayış  ve çabalar, Almanya’da Bavyera eyaleti başta gelmek üzere yaşanan ayrılıkçı eğilimler, Belçika’da  Flamanlar, Alman ve Fransız bölgeleri gibi..


21.yüzyılda AB ülkelerinin bir anlamda ortak sorunu, ulusal birliklerini ve devlet yapılarını korumak yönünde aynı ülke ve devlet sınırları içinde yaşayan farklı etnik ve kültürel azınlıkların yetki ve paylaşım sorunları dikkat çekiyor. ABD ve AB ülkeleri farklı yönetim biçimleri ve devlet modelleriyle günümüzde hukuksal  olarak demokratik bir zeminde  ulusal devlet ve toplumsal yılarını, yaşamlarını en azından bugün için yürütebiliyor. Eyalet sistemi, federasyon sistemi, otonom ve özerk bölgeler buna örnek  gösterilebilir.


Bu devletin idari biçimlenmesi bir anlamda tarihsel olarak dünden bugüne ulus devletlerin doğuş ve kuruluş sürecine intikal etmiş etnik ve kültürel azınlık sorunlarının ayrımcılığa ve bölücü eğilimlere uzanmadan nötrlenmesine hizmet ediyor.


Ancak, bir sorun var.


ULTRA-EMPERYALİZM, AB’Yİ DE PARÇALAYACAK


Örneğin, 1 Ekim referandumuna gelen yakın dönemli süreç 2014 yılında düzenlenen referandum ile başlamıştı. Bağlayıcılığı olmayan referandumda, oy kullananların yaklaşık yüzde 80`i bağımsızlık yönünde tavır almıştı. Ancak katılım beklenenden düşük olmuş, 6,3 milyon seçmenden yalnızca  2,3 milyonu sandığa gitmişti. 27 Eylül 2015 Katalonya Parlamentosu seçimlerinde ise  temel mesele “bağımsızlık”tı ve seçimleri bağımsızlık yanlısı siyasi partiler kazanmıştı.


Ancak,İspanya Başbakanı Mariano Rajoy, Katalan meclisinin referandum kararını geçirmesinin ardından mahkemeye başvurmuş ve  İspanya Anayasa Mahkemesi 8 Eylül’de referandumunu askıya aldığını açıklamıştı. Anayasa Mahkemesi Katalan Hükümeti`nin referandum kararını aldığının ertesi günü hemen oy birliğiyle karar çıkartarak, yapılacak referandumun Anayasaya aykırı olduğunu ve referanduma izin verilmeyeceğini açıkladı.


Referandum konusunda ısrar eden Katalonya hükümetinin 1 Ekim’de sandıkları kurmasıyla da İspanya polisinin baskın ve operasyonları, bağımsızlık taleplerini bastırma yönünde zorlamaları, sandıklara el koymaları  başladı.


AB POLİTİKALARINDA ÇİFTE STANDART


Bu nokta da AB’nin  İspanya’da yaşananlara yaklaşımı ve tavrı düşündürücü ve ilginç. AB sözcüleri İsyanya’da yaşananları   ve Katalanların bağımsızlık taleplerini ülkenin “iç işleri” olarak görürken, K.Irak’ta Kürt Özerk Bölgesi’nde gerçekleştirilen bağımsızlık talepli 25 Eylül referandumuna ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının gözetilmesi çerçevesinde demokratik bir hak olarak  baktığını açıkladı.


Yani bir yerde “hak” olarak kabul edilen ve destek gören bağımsızlık talebi ve referandumu  konu bir AB ülkesi olduğunda “suç” ve “iç işleri sorunu” olarak kabul ediliyor..!


Bu nokta da AB’nin bu çifte standartçı anlayış ve tarzının daha iyi anlaşılabilmesi için  tarih ve toplum biliminin  ışığında olayın sorgulanması ve anlaşılır kılınması gerektiğine inanıyoruz. Tarihin çarkını geri çeviremezsiniz. Feodaliteden kapitalizme geçiş sürecinde imparatorlukların ve prensliklerin  yıkılışı ve burjuvazinin doğuşu ve gelişimi ile birlikte ulus devletlerin doğuşu ve kuruluşu kaçınılmazdı. Bir anlamda “ulusların kendi geleceklerini tayin hakkı” , ABD Başkanı Wilson’un  ilkesel bir dış politika haline getirdiği gibi, imparatorlukların etnik temelde parçalanması ve ulus devletlerin kurulması için kaçınılmazdı. Osmanlı imparatorluğu ve devletinin çözülüş ve yıkılışında  bunu tarihsel ve toplumsal açıdan gördük ve yaşadık.


TARİHİN ÇARKI  GERİ İŞLEMEZ


21.yüzyılda ne oldu da,  küresel imparatorluğunu ilan etmiş ABD gibi kapitalist ve ultra-emperyalist ülkeler, “yeni dünya düzenlerini” kurarken az gelişmiş, gelişmekte olan ve gelişmiş Batılı ülkeler de ulus devletleri  etnik ve mezhep temelinde ayrıştırmanın, çatıştırmanın ve bölüp, parçalamanın eşiğine geldi.


Dikkat edilirse, temel siyasal ve hukuksal argümanlar aynı 19 ve 20.yüzyılda  kullanılan argüman, “SELF-DETERMİNASYON” yani “ulusların kendi geleceğini belirleme hakkı”..!


Artık bu hak, dün olduğu gibi bugünde ülkeler ve ulus devletler için zehirli bir elma olarak  NATO milliyetçilerinin ve solcularının, liberallerinin, muhafazakarlarının ortak gıdası  ve sermayeleri oldu. ABD ve NATO’nun Siyonistlerle  işbirliği içinde dün AB ülkeleri ile Türkiye ve benzeri gelişmekte olan ülkelere yönelik “ulus devleti”  etnik ve mezhep temelinde ayrıştırma, çatıştırma ve bölüp parçalama siyaseti artık günümüzde başta İngiltere gibi AB ülkelerini ve ulus devletlerini de tehdit ediyor.


Bilin, görün ve uyanık olun..!


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 41