Bugün: 21.11.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • ÜLKEMİZİN VE MİLLETİMİZİN KATİLLERİ BELLİ

ÜLKEMİZİN VE MİLLETİMİZİN KATİLLERİ BELLİ


Eski Amerikan Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ajanı Wayne Madsen önemli açıklamalarda bulundu. Madsen, `NATO, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede darbeleri organize etti` derken, yaşananları özetle şöyle ifade etti:

“Bildiğiniz gibi, Brüksel’de NATO karargahında bulunan her belgeye erişim yetkimiz yok. Ancak, NATO’nun çeşitli darbelere nasıl dahil olduğuna bakmalıyız. NATO, 1969 da yapılan Albaylar darbesinde önemli bir role sahipti. NATO, 1974’deki Ulusal Devrim’den sonra Portekiz’deki bir çok devrim karşıtı faaliyette etkili rol üstlendi. NATO’nun İtalya’daki ve diğer ülkelerdeki faaliyetleri paramiliter güçlere dayanmaktaydı. Bu çoğunlukla Gladyo olarak bilinen bir programdı. Gladyo bunun İtalya’daki adıydı. Bu güçler farklı ülkelerde farklı isimlerle biliniyordu. Örneğin, Yunanistan’daki ismi farklıydı. Eski Türk başbakanı Bülent Ecevit Türkiye’den bazı grupların Gladyo’ya katıldığına ilişkin belgeleri gördüğünü söylemişti. O, Gladyo operasyonlarından ilk bahseden ilk başbakandı. Gladyo, örtülü bir paramiliter organizasyondu. Ben, NATO’nun Yunanistan ve Portekiz’de darbeleri ve  karşı darbeleri desteklediğini ifade ettim. Ayrıca İtalya’da, Almanya’da, Belçika’da ve Türkiye’de ve diğer bazı NATO ülkelerinde bir çok isyanı organize etti. Bence, NATO, komünizmin ve NATO’nun Sovyet Bloğu’ndaki karşıtı olan Varşova Paktı’nın çökmesi üzerine fesh edilmeliydi.”


Madsen’in dikkat çektiği gibi, Türkiye’de Gladyo, ülkenin NATO’da yer alması ile birlikte farklı isimler altında örgütlendi. Geçmiş yıllarda  dillendirilip, tartışma konusu yapılan Özel Harp Dairesi, Kontr- Gerilla  örgütlenmelerinin  ve faaliyetlerinin 15 Temmuz darbe kalkışması ve işgal girişiminin bastırılması sonrası  yeniden ve yeni bir anlayışla sorgulanıp, incelenmesi gerekiyor.


Ülkemizin NATO ittifakı içerisinde yer alması vakası ise başlı başına bir tarihsel ve sosyal bir vakadır ve ülkenin doğrudan ABD’yle imzaladığı ikili antlaşmalar ve bağımlılık ilişkilerinin gelişmesiyle ilintilidir. İkisini bir birinden ayıramazsınız. Etle tırnak gibi iç içe geçmiş ve kaynaşmıştır.


KÖLELİK ZİNCİRLERİNİ HEP BİRLİKTE KIRACAĞIZ


Bu nokta da tarihsel ve toplumsal bir saptama yapmak gerekiyor. Cumhuriyet tarihini ve sosyal gelişimini çok yönlü inceleyenler ve bu süreci sorgulayanlar, ulusal kurtuluş mücademizi muzaffer kılmış ve Genç Türkiye Cumhuriyeti’ni başarıyla kurmuş Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşlarının 1920’li yıllardan başlayarak kurdukları TC Devleti’nin anti-emperyalist ve ulusal bağımsızlığı ve ulusal egemenliği gözeterek adım adım organize etmeye çalıştıkları devlet yapılanmasının özellikle 30’lu yıllardan sonra  emperyal dış kuşatma ve içerde karşı-devrimce yeltenişlerle nasıl dumura uğratıldığına ve geriye gidişin başladığına tanık olacaklardır.


Bu tarihsel ve toplumsal süreç Mustafa Kemal Atatürk’ün zamansız hastalığı ve kaybı ile İnönü ve CHP’nin tek başına iktidar olduğu yıllarda hızlanmış ve özellikle 2.dünya savaşının bitişi sonrası ABD öncülüğünde yeni bir dünya düzenin kurulması sürecinde ulusal bağımsızlık ve egemenliğimizden tavizler içeren, emperyalizme bağımlılığı içeren bir niteliğe dönüşmüş, ülkemiz açısından tepeden tırnağa bağımlılık süreci başlatılmıştır.


Devlet yapımız ve tüm toplumsal yaşamımız ABD ve NATO’nun çıkarları ve istekleri doğrultusunda yeni baştan reorganize edilmiş, ulusal güvenliğimiz ve ulusal güvenlik stratejimiz de bu amaca uygun olarak şekillendirilmiştir.


15 TEMMUZ DA BAŞARDIK YİNE BAŞARACAĞIZ


İşte ,Türkiye ve siyasal iktidar, toplumun en geniş kesimleri bugün tarihinden ve kültüründen, varlığından ve toplumsal yaşamından  güç almayan böylesi bir yapı ile  dişe diş bir mücadelenin içerisinde.15 Temmuz’da bu emperyal gücün yerli işbirlikçileri eliyle  TSK’ni ve kolluk güçlerimize dayanarak gerçekleştirdiği askeri darbe ve işgal girişimini  ülkesinin ulusal bağımsızlığına ve egemenliğine sahip çıkan, ülkesinin birlik ve dirliğinden yana olan devletin, siyasal iktidarın ve toplumun en direngen, en dinamik ve yurtsever kesimlerinin çabasıyla bastırdık ve ezdik.


Bittiler mi, hayır bitmedi ve gerçeği ifade etmek gerekir ise, bu mücadele her gün yeni bir alana sıçrıyor ve bu, çok sıcak bir savaş.. !Devletin ve milletin top yekün ulusal seferberliğinden, birlik ve beraberliğini her koşul da geliştirip, güçlendirmesinden geçiyor.


İÇİMİZDEKİ MANDACI VE MUHİPLERİ İYİ TANIYIN


Kim ki, bu konuda ulusal seferberliği sekteye uğratmak amacıyla yola çıkarak, devleti zafiyet içerisine sokmaya ve milletin birlik ve beraberliğini zayıflatmaya çalışıyor, bilin ki bunlar bağımsızlık ve egemenliğimizin düşmanları ve başta ABD ve AB, siyonistler, NATO ülkeleri başta olmak üzere bu ülkelerin dolaylı ya da dolaysız etki ajanları veya ajanlarıdır.


Genel olarak araştırma kuruluşları, anket şirketleri zaman zaman ülkemizde toplumun öncelikle sorunları konusunda araştırmalar ve anket sonuçlarını yayınlarlar. Başta siyasiler olmak üzere de toplumumuzda değişik kesimler ya da kişiler, bu sonuçlar üzerinden değişik yorumlar yaparlar. Başta bölücü terör olmak üzere değişik ve farklı sonuçlar  önceliklerine göre sıralanır.


Türkiye’nin ve toplumun öncelikli sorunu ve başının belası ABD ve NATO’ya bağlılıktır. Bu sorun ve sıkıntı, doğrudan ülkenin ulusal bağımsızlığı ve egemenliği sorunu ile ilişkilidir. Türkiye, ulusal bağımsızlığı ve egemenliğini yeniden kazanmadan, ulusal çıkarlarına uygun olarak ulusal güvenlik konseptini belirlemeden, yanını ve yönünü özgürce tayin etmeden ne bugünlerini ne de geleceğini tayin edemez.


BAĞIMSIZLIK VE EGEMENLİĞİN BİR DİYETİ VAR


Türkiye’nin ulusal güvenliği için vazgeçilmez olan hava savunma gücünü geliştirmek amacıyla S-400 füzelerini Rusya’dan alma kararının ABD ve NATO’yu, AB ülkeleri ve Siyonist İsrail’i nasıl telaşa sürüklediği ve dolaylı ya da dolaysız şantaj ve tehditlerle Rusya ile yapılan silah antlaşmasının sekteye uğratılması için sarfedilen çabalar boşuna değildir.


Sadece Rusya’dan alınacak S-400’ler için mi!?


Hayır..!


Son yıllarda ve AK Parti iktidarları boyunca, Erdoğan şahsına karşı aynı küresel güç odakları tarafından geliştirilen  diplomatik tüm kuralları kabaca çiğneyen hasmane olmanın ötesinde düşmanca tavrın 2016 yılında gerçekleşen 15 Temmuz darbe ve işgal girişimi ve sonrasında skandal boyutunda yaşananlar, saldırının çok yönlülüğünü ve şiddetini bize göstermiyor mu?


Bugün sınır komşularımız Irak’ın işgali ve Kuzey Irak’da yaşananlar, “Kürt Devleti” kurulması yönünhdeki yaratılmaya çalışılan oldu-bittiler, Suriye’de yıllardır yaşanan iç savaş ve her iki ülkenin de mezhep ve etnik temelde uydu devletçiklerle bölünmesi çabaları, DEAŞ faciası yanı sıra PKK uzantısı YPG-PYD üzerinden Türkiye’nin kuşatma altına alınarak,bölgenin patlamaya hazır bir silah deposu haline dönüştürülmesi, NATO Gladyo’su FETÖ’cülerin hamiliğine soyunularak özellikle AB ülkeleri ve başta Almanya’nın bir terör üssü konumuna dönüştürülmesi  organizasyonun ve saldırının gerçek faili konumundaki ABD ve NATO ile hesaplaşmaya girmeden ülke ve milletin yararına hiçbir sonuç sağlanamaz.


Türkiye ekonomisinde yerli ve milli olanın her alanda gözetilmesinin son örneği olarak üzerinde fırtınalar kopartılmaya çalışılan silahlı İHA’lar vakasının altında da bu gerçek yatmakta. Ya oyunu devlet ve millet nezdinde kurallarına göre oynayacaksınız ya da teslim bayrağı çekerek, yıllanmış düşmanlarınıza teslim olacaksınız. Başka yolu ve yöntemi yok..!


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 41