Bugün: 21.11.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • TÜRKİYE VE TOPLUMSAL DİNAMİKLER

TÜRKİYE VE TOPLUMSAL DİNAMİKLER


Ülkemizin sosyo-ekonomik gelişiminde “iç dinamik” ve “dış dinamik”lerinrolü  ve etkisi, baskınlığı hep  entellektüel çevrelerde ve kamuoyunda farklı yönleriyle sorgulanır ve tartışma konusu olmuştur. Tarih ve toplum bilimi açısından, “toplumsal dinamikler”den söz ederken o toplumun gelişmesine yön veren ya da verebilecek onu yönlendirebilecek güçlerden genel olarak söz ettiğimi belirtelim.


Ülke ve ulus olarak bağımsızlığını ve egemenliğini  ulusal kurtuluş savaşını zaferle sonuçlandırarak, devletleşme anlamında çok yönlü köklü  devrimsel nitelikte reformlar gerçekleştirmiş Türkiye’nin  özellikle Mustafa Kemal Atatürk’ün rahatsızlığı sürecinden başlayarak vefat etmesi sonrası  başlangıçta belirlediği rotadan çıkartılarak hızla Batı’ya entegre olma sürecinden uzaklaşması beraberinde “dışsal dinamikler” in sosyo-ekonomik gelişmemizde öne çıkmasını beraberinde getirmiştir.


CMHURİYET TÜRKİYESİ’NİN EMPERYALİZME BAĞIMLILIK SÜRECİ


Bu nedenle Cumhuriyet Türkiyesi’nin emperyalizme bağımlılık tarihinin ve   bağımlılık ilişkilerinin niteliğinin iyi sorgulanması ve bilinmesi gerekiyor.


Bu konularda yıllarca kandırıldık ve Cumhuriyet tarihimize, toplumumuza yalan yanlış bilgilerle yabancılaştırıldık. Örneğin, Cumhuriyet Türkiyesi’nde   ulusal bağımsızlık savaşımızın muzaffer komutanı ve cumhuriyet devletinin  kurucusu Atatürk’e ve değerlerine yabancılaşma, ülkenin başta ABD olmak üzere emperyalizme bağımlı olması sürecini hep birilerinin dayattığı ve eylemlerini meşru kılmaları anlamında Demokrat Parti iktidarlarına, Menderes’in başbakan olarak izlediği sosyo-ekonomik politikalara, izlediği dış politikalara yıllarca  bağladık.


Cumhuriyet Türkiyesi’nde ulusal bağımsızlığın ve egemenliğimizin yitirilmesinde dönüm noktası olması anlamında, 27 Mayıs askeri faşist darbesi,Yassıada darbe mahkemeleri, yüz kızartıcı kararları ve Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamı  tarihsel ve toplumsal yaşamımızda bir kırılma notasıdır.


İNÖNÜ CHP’Sİ İLE BAŞLAYAN BAĞIMLILIK İLİŞKİLERİ


27 Mayıs düğümünü çözmeden, darbecilerin ve darbecilerle siyaseten işbirliği yapanların bu ülkeye  ve topluma verdikleri zararın, işledikleri cinayetlerin ipliğini pazara çıkartmadan, darbe günü ilk iş olarak ABD ve CENTO’ya, NATO’ya, uluslararası finans çevrelerine  selam çakanları görmeden ne dünümüzü ne de bugünlerimizde yaşananları anlayabiliriz.


Bu ülkenin seçilmiş yönetimini silah zoru gasp ederek, bu ülkenin seçilmiş başbakanını,bakanlarını göstermelik mahkemelerinizde yargılayacak ve darbe hukuku ile sallandıracak, insanları yıllarca zindanlarda süründüreceksiniz ve tüm gayri meşru eylemlerinizi Cumhuriyet değerleri ve Atatürk adına cilalayıp, “özgürlük”  ve  “demokrasi” adına kutsayıp, utanmadan “milli bayram” diye  yıllarca bu millete kutlatacaksınız…


Neymiş?


 Cumhuriyet Türkiyesi’nin emperyalizme bağımlılığı DP iktidarları döneminde Bayar ve Menderes ile arkadaşlarının karar ve icraatları ile başlamış mış..

Neymiş?

“Milli Şef”  CHP lideri İnönü zamanın da uyarmış, TSK içindeki Atatürkçü subaylar Cumhuriyet elden gidiyor, “yeter artık” diyerek kıyma makinalarından geçirilmiş, üniversiteli gençlerin hakkını korumak için  yönetime el koymak zorunda kalmış mış..!


Yerseniz..!


1943 yılından başlayarak ABD ile gizli ikili antlaşmalar yapan İnönü’yü Bayar mı, Menderes mi ayarttı ve yoldan  çıkarttı?


Bakın bakalım; Mustafa Kemal’in kurduğu devletinin tüm birimlerini ve milleti başta ABD olmak üzere NATO’nun kucağına  DP,Bayar ve Menderes ile arkadaşları mı oturttu..?


MANDACILIK  VE MUHİPLİĞİN TARİHİ YENİDEN YAZILMALI


Mandacılık ve muhipliğin tarihinin Cumhuriyet Türkiyesi’nde yeniden tarihinin yazılması ve genç kuşaklara  objektif ve gerçek bilgilerin verilmesi gerekiyor. Bir anlamda “resmi tarih” anlayışının ve bu konuda yazılmış tüm eserlerin tepe taklak edilerek, yakın tarihimizin gerçek ve doğru anlamda yeniden ayakları üzerinde inşası ,yerli ve milli olanın gözetilmesi gerekiyor.


Evet, toplumun gelişmesine yön veren ya da verebilecek onu yönlendirebilecek güçlerden yani “toplumsal dinamikler”den söz ederken Cumhuriyet tarihimizde baskın ve başat olanın “içsel” mi yoksa “ “dışsal “dinamikler mi olduğu sorusu ve  bu sorulara verilecek yanıt bundan dolayı önemli.


Türkiye’de sosyo-ekonomik yaşamda ,dış politika da toplumsal dinamiklerde yaşanan tüm eksiklik ve yanlışlıklara karşın artık yerli ve milli olanın gözetiliyor olması, yaşamın hemen her alanında yerli ve milli olanın öne çıkartılması birilerinin keyfini kaçırıyor ve yaptıkları hesaplar karışıyor.

Neden ve niçin..?


ABD,AB VE SİYONİSTLERİN,NATO’NUN DÜŞMANLIĞI BOŞUNA DEĞİL


Çünkü,yıllarca diz çöktürülmüş ve bağımlı hale getirilmiş Türkiye, yerli ve milli olanı gözeterek, ayakları üzerinde doğruluyor ve “muasır medeniyet seviyesine” kendi içsel dinamikleri ile ulaşarak bağımsız ve kendi ulusal çıkarlarını öne alarak yürümeye çalışıyor. Yıllardır oyun kurulan ve kurulan oyunlarda rol biçilen Türkiye, adım adım bağımsız bir  dış politika izlemeye çalışmanın  hazzını yaşıyor.


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir kez daha BM kürsüsünden dillendirdiği “dünya beşten büyüktür” sözleri, gerçekte Türkiye açısından, uluslararası bir çığlık, olarak kabul  edilmeli.

Yetmez..!

Erdoğan, bu sözlerini içi boş bir temenni olmaktan çıkartarak, 2.dünya savaşı oluşturulan ‘yeni dünyadüzeni”nin ve uluslararası ilişkilerin günümüzde yeniden ve yeni bir anlayışla adil bir biçimde oluşturulmasını ve kurulmasını formüle ediyor.


Bu da yetmez..!


ERDOĞAN  VE “İSLAMİ KEMALİST” YAKIŞTIRMASI


Erdoğan, bir adım daha atıp, ülke olarak biz de ARTIK varız, diyor ve dünyanın farklı ülkelerde yaşadığı soykırımlara, işgallere, etnik ve mezhep çatışmalarına, açlık ve yoksulluğa, yoksunluğa dikkat çekiyor.Bununadı,bir ülkenin  ve bir liderin, ulusal özgüvenle hareket etmesi ve bu anlamda sınırlarını aşması,uluslararası alanda söz sahibi olma çabası demektir.


Bu durumun, Cumhuriyet tarihimize baktığımız zaman, bu ülkeye ve millete yabancı olmadığını görürüz.Benzer bir uluslararası liderlik ve karizmanın, devlet yöneticiliği meziyetlerinin Cumhuriyetin ilk yıllarında Mustafa Kemal Atatürk de olduğunu görürüz. Bu da temelinde ulusal özbilinç ve ulusal özgüvenle ilgilidir.


Vatan Partisi lideri Perinçek’in  Erdoğan’ıyaptığı konuşmalar, aldığı karar ve icraatları ile değerlendirirken, “İslamcı Kemalist” olarak tanımlaması boşuna değildir. Bu tartışmalar ve yorumlar, ileride Mustafa Kemal üzerinden, Mustafa Kemal ile Erdoğan ilişkisinin değişik yönleriyle sorgulanması ve farklı yorumlara da neden olacak mahiyettedir ve önemdedir sanıyorum.


Yoksa, mütareke basın ve yayın organlarının Erdoğan’ın BM yaptığı konuşmayı salonun boşluğuna dikkat çekerek, servis  etmesi bizler için şaşırtıcı olmasa gerek.


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 58