Bugün: 12.12.2017

TÜRKİYE VE EL MUHABERAT!


Türkiye’de yabancı istihbarat örgütlerinin varlığı ve faaliyetlerindeki rahatlık hep kamuoyunda sorgulanmış, tartışılmıştır. Bu yabancı istihbarat örgütleri içinde  Suriye’de Hafız Esad yönetimi döneminde kurulmuş El Muhaberat  ABD’nin CIA’sı, İsrail’in MOSSAD’ı, Almanlar’ın BND’si, İngilizler’in M-16’sı kadar bilinmez.


DÜŞMANI MANİPÜLE EDENLER İÇİMİZDE!


Oysa ki, El Muhaberat’ın Türkiye’ye yönelik faaliyetleri 60’lı, 70’li  ve 80’li yıllardan günümüze hep katlanarak, yoğunlaşarak sürdü. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milli İstihbarat Teşkilatı, Suriye ve El Muhaberat’ın   ülkeye dönük bu hasmane faaliyetleri konusunda  hep kamuoyunu şu veya bu yöntemle bilgilendirmekten kaçındı.


Oysa ki, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Fırat ve Dicle’nin kullanımından, Hatay meselesine kadar hemen her konunun içinde olan Suriye’de Hafız Esad yönetimi ve El Muhaberat o günlerden bu günlere Sovyetler Birliği ve bugün Rusya ile kurduğu karmaşık ve çok yönlü bağımlılık ilişkisi ile  ülkenin  ve dolayısıyla da güney doğu sınırlarımızın ve Ortadoğu’daki hemen her şeyin içinde idi.


SURİYE’NİN DÜNÜNÜ BİLMEDEN BUGÜNÜ ANLAYAMAYIZ!


Türkiye’nin en uzun sınırı Suriye ile karadan toplam uzunluğu 877 km. 20 Ekim 1921 tarihinde Ankara Antlaşması ile belirlenmiş Suriye sınırı, Hatay’ın Türkiye’ye dahil edilmesiyle, Temmuz  1939’da yeniden belirlendi. Bu sınırların belirlenmesi sürecinde İngilizler ve Fransızların rolü yadsınamaz. Suriye,1946 yılına kadar Fransa`nın kontrolünde,  Osmanlı’dan kopartılmış ve kurulmuş uydu bir devletti.50’li yıllarda Suriye BAAS partisinin kurulması ve Kasım 1970’de askeri darbe sonrası Mayıs 1971’de ‘halk oylaması’ yla  Hafız Esad’ın devlet başkanlığına seçilmesiyle önce Sovyetler’e, sonrasında Rusya’ya tabi bir ülke oldu.


1950’ler de ABD ve NATO kontrolünde olan  Türkiye, yaşanan ‘soğuk savaş’ ın da etkisiyle  Sovyetler’in Suriye üzerinden bir anlamda kuşatması altında idi. Emperyal bağımlılığın ülke açısından taşıdığı bağımlılık riski Türkiye halkından hep gizlendi.


Örneğin, Hatay sorununun iki ülke arasında çözümlenmiş olmasını BAAS yönetimi ve El Muhaberat hiç bir zaman kabullenmedi. Hatay, bugüne kadar  haritalarda  hep  Suriye topraklarının bir parçası olarak gösterildi. Yine  68 gençlik kuşağı liderlerine, Suriye’nin kontrolündeki Lübnan’daki Bekaa Vadisi gerilla eğitimi amaçlı kullandırılıp, o yıllarda gençliğin devrimci başkaldırısı farklı amaçlarla tepe tepe kullanıldı. 70’li yıllarda ülkede yaşanan sağ-sol, alevi sünni çatışmalarında da,  Baas yönetimi ve El Muhaberat, özel bir rol üstlendi. Sınır güvenliğinin de yetersiz olması nedeniyle sayısız insan eğitim ve korunma amaçlı Suriye ve Bekaa Vadisini kullanırken, ülkede siyasal ve toplumsal kaosun gelişmesi  ve derinleşmesi için  silah ve bomba girişi kolaylaştırıldı.


ASALA VE PKK’YI BAŞIMIZA KİM BELA ETTİ?


12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi öncesi, darbeden haberdar kılınan PKK ve lideri Öcalan’ın Suriye’ye geçişi ve Lübnan’da Bekaa Vadisi’nde konuşlanması sürpriz değildi.1975 yılında kurulan ASALA’nın ve 1978 yılında kurulmuş PKK’nın Suriye topraklarında cirit atabilmesi, Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde üslenip, her türlü silahlı eğitimi alabilmelerinde Suriye’deki BAAS yönetimi ve El Muhaberat kilit rol oynadı. Türkiye’nin zorlamasıyla PKK lideri Öcalan’ın  Suriye’den çıkmak zorunda kalması ve Öcalan’ın CIA tarafından paketlenip Türkiye’ye iadesi sonrasında verdiği ifadelerde Suriye’deki BAAS yönetimi ve El Muhaberat ile olan iç içe ilişkilerini itiraf etmesi , yıllardır ülkede binlerce insanımızın yaşamına mal olmuş etnik kökenli terörün bize ipuçlarını da veriyor.


15 Mart 2011’de başlayan ve  Nisan 2011’de Suriye geneline taşan iç savaş sürecinde,  başta THKP-C Acilciler grubunun  lideri Miraç Ural olmak üzere Türkiye Komünist Emek Partisi lideri Teslim Töre, DHKP-C, MLKP ve PKK’nın Esad yönetimine ve ordusuna fiilen destek vermesi ve El Muhaberat tarafından beslenip, donatılıp, Türkiye’de terör yöntemiyle yaratmak istedikleri kaos ortamı, şehirlerde kazılan hendekler, patlatılan bombalar ve silahlar kimseye şaşırtıcı gelmemeli.


‘YENİ CHP’NİN BU ŞER KOALİSYONUNDA İŞİ NE!?


Şaşırtıcı ve üzücü olan yıllardır sınırlarımızın ötesinde oynanan oyunun, Türkiye’ye yönelik istikrarsızlaştırma operasyonunun, uluslararası terörün Cumhuriyet’in kurucusu olduğunu iddia eden CHP tarafından görülememesi ve  Suriye nezdinde BAAS’a, El Muhaberat’a sunulan siyasi destektir!


Suriye’nin kuzeyinde YPG kontrolünde kurulmaya çalışılan kantonlarla İŞİD’e karşı mücadele veriliyormuş görüntüsü verilerek , PKK öncüllüğünde kuruluş hazırlıkları sürdürülen ‘uydu devlet’in ipliği de çoktan pazara çıktı. Ruslar dahil ABD ve hempası ülkelerin  tüm askeri ve istihbarat gücünü bölgeye yıkarak ,sahneledikleri oyunu hep birlikte izliyoruz.


Başta BAASÇI yönetim olmak üzere, El Muhaberat’ın figüran konumuna itildiği bu kirli ve kanlı oyun bir şekilde  tamamlandığında ortada Suriye diye bir ülkenin bile kalmayacağını, Suriye’nin toprak bütünlüğünün emperyal  güçler, ülkeler tarafından bozulup, parçalanıp, bir devletten üç- beş uydu devletçik yaratılacağını herkes görüyor.


IRAK VE SURİYE’DEN SONRA SIRADA TÜRKİYE Mİ VAR?


Sınırlarımızın hemen ötesinde yıllardır oynanan bu kirli ve kanlı oyunu, senaryo yazanlarını, emperyal ülkeleri ve istihbarat örgütlerini bilen, gören ve mücadele veren Türkiye için yaşananlar, bedeli ne kadar ağır olursa olsun, ders niteliğindedir. Ne yazık ki, devletin ve siyasal iktidarların sonu gelmez eksik ve yanlışları, onlarca yıllık  bağımlılık ilişkileri nedeniyle sınırlarımızın ötesindeki bu kirli ve kanlı savaş, yaklaşık 40 yıldır terör yöntemiyle Türkiye’ye de taşınmış durumda.


TSK’nin, emniyet ve istihbarat teşkilatının, korucuların yürüttüğü terörle mücadele de son terörist bile telef edilmiş olsa, alınmış tüm güvenlikçi önlemlere karşın, bu sorun ve sıkıntının bitmeyeceği , bitirilmeyeceği aşikardır. Türkiye’nin ulusal bağımsızlığını ve ulusal egemenliğini, Mustafa Kemal’in deyişiyle ‘mali egemenlik’ alanına taşınması, emperyal bağımlılık ilişkilerinden, başta ekonomi olmak üzere, her alanda  hızla kurtulması ülkenin geleceğinin de teminatı olacaktır. Örneğin, rahmetli Necip Hablemitoğlu, yaşamında  MİT’in de gerçekten  ‘milli’ olmasının önemine dikkat çekmişti.


BU KİRLİ VE KANLI OYUNU HEP BİRLİKTE BOZMALIYIZ!


Evet, Türkiye’nin katetmesi gereken çok uzun ve zorlu bir yolu var. Bu yolun güçlüklerinin en aza indirilebilmesinin güvencesi, ulusal birliğin, beraberliğin, dayanışmanın, paylaşmanın gerçekleştirilmesinden geçiyor. Üreten bir ülke ve toplum olabilmeli ve bu yol da bir tek insanımızdan bile vazgeçmemeli, şu veya bu şekilde heba olmasına izin vermemeliyiz.


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 341