Bugün: 17.10.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • TÜRKİYE’Yİ DÖRT BİR YANDAN KUŞATMIŞLAR, BEYLER!

TÜRKİYE’Yİ DÖRT BİR YANDAN KUŞATMIŞLAR, BEYLER!


Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke. Osmanlı devleti döneminde kapitülasyonlar nedeniyle başta İngiltere olmak üzere yabancılara tanından ayrıcalıklar nedeniyle denizlerimizden, kıyılarımızdan ve limanlarımızdan sulak alanlarımızdan yararlanabilmemiz kısıtlıydı.Son günlerin siyasi polemik konusu olan Lozan Antlaşmasıyla kapitülasyonların kalkması ve 1 Temmuz 1926 da Kabotaj Kanunu’nun kabul edilmesiyle akarsularda, göllerde, Marmara denizi ile boğazlarda, bütün kara sularında ve bunlar içinde kalan körfez, liman, koy ve benzeri yerlerde, makine, yelken ve kürekle hareket eden araçları bulundurma; bunlarla mal ve yolcu taşıma hakkı Türk yurttaşlarına verildi. Ayrıca; dalgıçlık, kılavuzluk, kaptanlık, çarkçılık, tayfalık ve benzeri mesleklerin Türk yurttaşlarınca yerine getirilebileceği belirtildi. Yabancı gemilerin yalnız Türk limanlarıyla yabancı ülkelerin limanları arasında insan ve yük taşıyabileceği kabul edildi.


TÜRKİYE’Yİ DENİZLERİNE YABANCI KILDILAR!


Ancak, aradan geçen zaman içinde, denizlerimizden layıkıyla yararlanamadığımız ve kullanamadığımız toplumda yaygın bir kanı. Hatta, bu zaman zarfında denizlerimizi kötü kullandığımızı bile söyleyebiliriz.


Denizlerimizin, kıyılarımızın hali ortada!


Geçtiğimiz günlerde Emekli Amiral Cem Gürdeniz, Hürriyet gazetesi yazarı Fatih Çekirge`ye, çarpıcı açıklamalarda bulundu ve söyledikleri dikkatimi çekti. Gökdeniz, Türkiye’de zamanında Denizcilik Bakanlığı kurulmasının dönemin Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı  Kemal Derviş tarafından engellendiğini açıkladı.


ATLANTİK ÖTESİ, DENİZLERLE KUCAKLAŞMAMAZI HİÇ İSTEMEDİ!


Çekirge’nin “Dünyanın en güzel denizleriyle çevriliyiz. Ama bu denizleri nasıl yöneteceğimizi bilemiyoruz.” sorusuna Gökdeniz, şöyle yanıt veriyordu:

“Çevre Bakanlığı’ndan Orman’a, Jandarma’dan Tarım Bakanlığı’na kadar o kadar çok sorumlu var ki. Yönetmek mümkün değil.(Denizcilik Bakanlığını)  Kurduk aslında Fatih Bey. Çok ciddi bir çalışma yaptık. O dönem (1999) bütün dünyayı inceledik. Ve siyasi otoriteye bir öneri götürdük. Denizcilik bakanlığı kurulması için... Dönemin Başbakan’ı Sayın Ecevit imzaladı. Bütün bakanlar imzaladı. Ama bir tek bakan imzalamadı. O yüzden kurulamadı. Kemal Derviş imzalamadı. Ve denizcilik bakanlığı kurulamadı. Fatih Bey, Atlantik ötesi, bizim denizcilikte ilerlememizi istemez. Çünkü, denizcilikte ilerledin mi, dünyaya açılırsın. Yalnız askeri açıdan değil, ticaret, ulaşım, teknoloji, coğrafi ve siyasi güç açısından dünyada bir denge unsuru olursun... İşte bunu istemezler. Kemal Derviş de bu nedenle engelledi. Çünkü oradan gelmişti. Görevliydi… Bakın o Atlantik ötesi, Balyoz adı altında, casusluk adı altında en kıymetli denizcileri, amiralleri, komutanları, harcadı. Bizleri böyle hapse attılar. Türkiye denizcilikte ilerlerse, ne olacağını biliyorlar..."


DERVİŞ’İ ÜLKENİN BAŞINA BELA EDENLERİN,KENDİLERİ BELA İDİ!


Kemal Derviş, ismi ve ülkeye gönderiliş, geliş macerası okurlarımıza yabancı değildir. Kasım 2000 ve Şubat 2001 mali krizleri döneminde Ecevit Hükümeti tarafından  Türkiye’ye davet edilen ve 22 yıl sürdürdüğü Dünya Bankası’ndaki görevinden istifa edip, DSP-ANAP-MHP koalisyonu döneminde Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığı koltuğuna  tepeden inme şekilde oturtulan Derviş’le ilgili başta TÜSİAD olmak üzere Doğan medya grubu tarafından nasıl övgülerle “kurtarıcı” gibi karşılandığı bilinir.


IMF ile devlet ve hükümet adına görüşmeleri sürdüren ve dışardan aldığı talimatları hükümete ve Meclise dikte eden Derviş’in Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığı döneminde ekonomik yaşantımızda ve özellikle finans sistemimizde  nelerin yaşandığı herkesin malumu.


2002 Ağustos ayında başbakan yardımcısı Devlet Bahçeli ile görüş ayrılığına düşerek görevinden istifa eden Derviş, ekonomiyi dizayn görevini yerine getirdikten sonra siyasi yaşamı da dizayn etmeye çalışarak, DSP’yi karpuz gibi bölerek,  İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan ile birlikte Yeni Türkiye Partisi`nin kuruluş çalışmalarına katılıp, bu ekibi de yarı yolda bırakıp, CHP’ye katılmış, 3 Kasım 2002 seçimlerinde CHP`den İstanbul milletvekili seçilmiş  ve 9 Mayıs 2005 tarihinde milletvekilliğinden de istifa edip, BM Kalkınma  Başkanlığı’na atanmış bir isim.


Aradan yıllar geçmiş olmasına karşın, CHP tarafından hala zaman zaman yıldızı parlatılmaya çalışılan Kemal Derviş’in bakanlığı döneminde Denizcilik Bakanlığı’nın kurulmasına karşı durmasında anlaşılamayacak bir yan olduğunu sanmıyorum.


Türkiye, bugüne kadar ne çekti ise, “kurtarıcı” diye kendisine dayatılmış ve yutturulmuş isimlerden çekti. Derviş olayı, ülkenin emperyalizme her alanda ve özellikle de   emperyal finans sistemine bağımlılığının en somut göstergesidir.


Ülkemiz  siyasi yaşamında ve Yeni CHP’de Kemal Derviş ismi, mandacılık ve muhipliğin sembolüdür!


TÜRKİYE’NİN DENİZLERİNE  BİTMEYEN HASRETİ!


Türkiye, bugün, denizlerimizde  ve iç sularımızda yolcu ve yük taşımacılığı yanı sıra liman ve  ulaşım, tersaneler, yük, yolcu ve askeri  gemi inşası gibi  bir çok alanda  önemli adımlar atıyor.


Yeterli mi, hayır!


Türkiye’nin denizlerimize ve iç sularımıza yönelik ulusal politikalar geliştirmesi, modern tersanelerle denizcilik sektöründe yerli ve milli olanı gözetmesi, uluslararası deniz ulaşımı alanında söz sahibi olabilmesi ama önemlisi denizlerimizin ve kıyı güvenliğimizin askeri açıdan namerde muhtaç olmadan kendi kaynaklarımızdan ve olanaklarımızla karşılanabilmesi için Denizcilik Bakanlığı’nın mutlaka kurulması gerektiğine inanıyorum.


DENİZCİLİK BAKANLIĞI KURULMALI!


Ülkelerin her alanda gelişip, güçlenmesinde, dünya da denge unsuru olabilmesinde ve ulusal güvenliği açısından düşmanlarına karşı caydırıcı bir rol üstlenmesinde, uluslararası alanda söz sahibi olabilmesinde ve daha değişik bir çok alanda denizciliğin önemi yadsınamaz.


Türkiye, bu alanda da zincirlerinden  kurtulmalı!


Denizlerimiz, çocuklarımız ve gençlerimiz için sadece coğrafya dersinin konusu olmaktan çıkartılmalı. Örneğin, zamanında Bandırma’da Denizcilik Fakültesi’nin kurulması ve sonrası için kentte yaşanan çabaları anımsıyorum. Sonuç da, kuruldu ve okulun kuruluşu ile birlikte ise kurumsallaşması ve işlevli olması açısından arayışlar ve çabalar başladı.


Sonuç, koca bir sıfır!

Adı var ama kendisi yok!


Anayurdu Orta Asya olan Türklerin denizciliği bilmediği ve denizlere yabancı olduğu söylenir hep. Tarihsel bir yalandır bu! Hazar ,Türkler ve Asla kıtası için deniz olarak bilinirdi ve Hazar kıyılarında, sularında denizcilikte ustalaşan Türk boyları Anadolu’ya girdiklerinde denizle kucaklaşmakta hiç zorlanmadılar.


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 406