Bugün: 29.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • TÜRKİYE’NİN YURT DIŞI TÜRKLER SORUNU..!

TÜRKİYE’NİN YURT DIŞI TÜRKLER SORUNU..!


Türk Alman Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı’nın 2011 yılı Kasım ayında yaptığı ve açıkladığı araştırmaya göre, AB üyesi ülkelerde yaşayan Türk nüfusu Belçika, Malta ve Lüksemburg gibi sekiz AB ülkesinden daha yüksek bir seviyeye ulaşmış durumda. Buna göre, 27 AB üyesi ülkede Türk göçmenlerin toplam sayısı 5 milyon 200 bini buldu.


1961 yılında ilk iş gücü göçü anlaşmasının imzalandığı Almanya 2 milyon 900 bin Türk göçmenle AB ülkeleri arasında bu kapsamda ilk sırayı alırken, Hollanda 470 bin, Fransa’da 450 bin Türk göçmenle ikinci ve üçüncü sırada bulunuyor. Buna göre, Türk nüfusu, AB’nin 19. büyük ulusal topluluğunu meydana getiriyor.


Türk Alman Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı’nın araştırmasına göre, 2020 yılında AB’deki Türk girişimci sayısı 200 bin sınırını aşarken, AB ülkelerinde yaşayan Türk kökenlilerin genç nüfustaki payına ve Türk girişimcilerin 51 milyar Euro’luk yatırım hacmine dikkat çekilerek, 2020 yılında  AB’deki Türk girişimci sayısının  200 bin sınırını aşacağı vurgulanıyor.


AB ve Türkiye ilişkileri konusunda benzer bir çok araştırmaya, istatistiğe, yoruma yer verilebilir. Burada bizim özellikle vurgulamak istediğimiz  Hollanda ve Rotterdam örneğinde yaşadığımız gibi son günlerde  AB  ülkelerinde hızla tırmanın Türkiye, Türk ve İslam düşmanlığının  nedenlerini anlamaya çalışmak.


AB ÜLKELERİNDE 5 MİLYONU AŞKIN TÜRK YAŞIYOR!


Şöyle ki;

Birincisi, özellikle 60’lı yıllardan başlayarak Almanya ve diğer AB ülkelerine yaşanan  gurbetçi akınının temel nedeni istihdam ve işsizlik sorununa endeksli idi. Büyük ölçüde kalifiye  niteliğe sahip olmayan ve ‘ne iş olsa yaparım’ anlayışında odaklanan işçi akımı 2.dünya savaşı sonrası yanmış, yıkılmış Avrupa’yı yeniden imar etmenin ve alt yapı, temizlik, çevre düzenlemesi, maden ve fabrika işçiliği gibi angarya ve ağır hizmet alanlarında çalıştı, ömür tüketti. Gidenler bir süre sonrasında ailelerini yanına alır ve bu ülkelerde kalıcı hale gelirken, 2.,3., 4., kuşaklar ekonomik ve sosyal yaşamın vazgeçilmez parçasını oluşturdu. Kültür ve eğitim düzeyleri yanı sıra yaşam standartları yükseldi ve içinde yaşadıkları topluma bir şekilde entegre oldu, özgüvenleri arttı. Dün, ‘gurbetçi işçi’ olarak çalışan Türkler, girişimci bir rol üstlenirken, bulundukları ülkelerin ekonomik yaşamlarında da söz sahibi olurken, evliliklerle nüfuslar birbirine karışmaya başladı.


Türkiye’nin devlet ve hükümetleri, son yıllara kadar AB ülkelerindeki Türk nüfusuna yönelik özel ve ulusal bir politika konusunda hep bir çok eksiklik ve yanlış  yaşadı. Önemsenmediler ve bir anlamda yurt dışındaki Türk nüfus, o ülkelerde kaderlerine terk edilirken, bulundukları ülkelerin Türkiye’ye yönelik güvenlik, askeri ve  istihbari faaliyetler yanı sıra ekonomik-politikalarında farklı güç ve çıkar odaklarının açık faaliyet alanı olarak görüldü ve bir  çok insanımız Türkiye karşıtı faaliyetler içerisinde tepe tepe kullanıldı.


Bir anlamda iş ve aş derdi ile AB kapılarını çalan insanlarımız  zaman içerisinde bu ülkeler tarafından hazır insan malzemesi olarak geldikleri ülkeye karşı, yabancılaştırılarak, düşman kılınarak, kullanılmaya başladı. Bir çok terör örgütünün en büyük insan kaynaklarının başında AB ülkelerinin gelmesi rastlantı olmadığı gibi terör örgütleri açısından AB ülkeleri lojistik üs konumuna dönüştü.


İĞNEYİ KENDİMİZE ÇUVALDIZI BAŞKASINA..!


Ülke olarak şu veya bu ülkeyi ya da AB’yi yargılamak ve suçlamak yerine öncelikle iğneyi kendimize batırmamız gerektiğini düşünüyorum. Biz, ülkemiz açısından AB gerçeğini ve AB ülkelerinde yaşayan yurttaşlarımızın varlığını ve gücünü ancak son yıllarda gerçek anlamda  anlayıp, kavraya bildik.


Türk dünyasını anlama, tanıma ve her alanda  ilişkilerimizi geliştirme, kucaklaşma ve helalleşmeyi bile  son yıllarda kısmen başarabildiğimiz dikkate alınırsa,5 milyonu aşkın, genç, nitelikli ve diri nüfusuyla AB ülkelerindeki yerleşik Türk yurttaşlarımızla  ilişkimizin fukaralığı daha iyi anlaşılabilir.


İşte bu devlet ve hükümetler nezdindeki fukaralık ve ilgisizlik tablosu son yıllarda  adım adım aşılıyor. Başbakan yardımcısı Tuğrul Türkeş’e bağlı Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı (YTB), Diyanet, YÖK, Kızılay, Türkiye İşbirliği ve Kalkınma Ajansı(TİKA), Türkiye Radyo Televizyon Kurumu(RÜTÜK gibi  kamu kurum ve kuruluşları eliyle  medya ve STK’larla işbirliği içerisinde kapsayıcı politikalar izlenerek, yurt dışındaki Türklerin yıllanmış sahipsizliği aşılmaya çalışılıyor.



Türkiye’nin gelişip, güçlenmesi  ve ulusal bağımsızlığı ile egemenliğini kazanma yönündeki her adımı doğal olarak AB ülkelerindeki Türklerin varlığı ve durumlarını da olumlu yönde etkiliyor. Tabiri caiz ise, Türkiye’nin uyanması, dirilmesi ve ülke olarak özgüvenini kuşanması yurt dışındaki Türkler nezdinde de pozitif sonuçlar yaratıyor.


TÜRK DÜŞMANLIĞININ ERDOĞAN’IN ŞAHSIYLA  HİÇ BİR İLGİSİ YOK!


İşte, bu durumun AB’yi ve başta Almanya olmak üzere bir çok AB ülkesini rahatsız ederek, AB ve AB üyesi bir çok ülkede Türk ve İslam düşmanlığının ırkçılık ve inanç düşmanlığı  temelinde harekete geçmesine neden oluyor. Artık karşılarında uyuyan, edilgen, biat eden  bir nüfus ve  güç yok!


Düne kadar Türkiye’yi ve Türkleri bir ‘doğu’ veya ‘şark sorunu’ olarak görmeye alışmış AB, dillendirdiği ve politika malzemesi yaptığı sorunun bağrında gelişip, güçlendiğini ve bir ‘Batı’ ve ‘Türk sorunu’ ile karşı karşıya kaldığını ve bunun kısa, orta ve uzun vadede yaratacağı  olası sonuçları görüyor. Rotterdam da, bir anda on binlerin elde bayrak sokaklara dökülmesi, Türk seçmen kitlesinin seçim sonuçlarını etkileyebilecek güce ulaşmış olması gibi onlarca faktör AB’nin hesaplarını alt üst ediyor, kafaları karıştırıyor.


Ne yazık ki, ülkemizdeki siyasi parti liderlerinin ve partilerin bir çoğu somut olarak yaşanan bu sosyolojik gerçeğin farkında bile değiller. Aslında farkında olamadıkları şey, Türkiye’nin   ve Türklerin, Türk dünyasının  bugün hemen her alandaki uluslararası gücü ve etkisi!


KARDEŞ KARDEŞİ KUCAKLAMALI..!


Garip ve düşündürücü olan şey, bu varlık ve gücün AB’den, Almanya’dan, Hollanda’dan ya da  Avusturya’dan çok  içimizden birilerini de rahatsız etmesi  ve ürkmesi! Berlin ya da Rotterdam ya da Viyana’da elde bayrak koşuşturan Türk, en başta içimizdeki birilerini sıkıntıya sokarak, ‘ne oluyor’ sorusunu sorduruyor.


Bu sorun ve sıkıntı, dünyanın her noktasında da bu coğrafyada da aslında Türkiye’nin ve Türk’ün bir varlık ve yokluk sorunudur! İsviçre’de aşağılık gösterilerle Türkiye’yi ve Türk’ü aşağılamayı iş edinen maskaralıklardan içten içe zevk alan, Rotterdam’da kendi bakanının uğradığı muameleyi ‘ne işiniz vardı orada’ diye  küçümseyerek , ‘bu da15 Temmuz gibi  senaryo’ yakıştırmasında bulunanlar, ne yazık ki, içimizde..!


Esen kalın…


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 84