Bugün: 24.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • “Türk Bandırma” ve “Marka Şehir” olmak

“Türk Bandırma” ve “Marka Şehir” olmak


Geçtiğimiz hafta içersinde Bandırma Belediyesine bağlı hizmet veren Kent Konseyi, “Türkiye’de ve Dünyada Marka Şehir Bandırma” konulu panel gerçekleştirdi.
Öncelikle belirtelim: Panel de, altı konuşmacı vardı  ve konunun özelliği ile derinliği dikkate alındığında altı konuşmacının sayıca fazla olduğu görülecektir.
Bu panelde de görüldü ve ilk konuşmacı Muhterem İlgüner’in sunumu ile birlikte panele katılanların kafaları önüne düştü, ilgi dağıldı.
İkincisi ise, zaten konuşmacı sayısının fazlalığı dikkate alındığında Milletvekili Namık Havutça’ya söz verilmiş olması, yanlıştı ve ilginin daha da dağılmasına neden oldu. Ayrıca, panelin konusu ve Havutça’nın konuşması dikkate alındığında, “ne alaka” denilebilecek bir konuşmanın panelin konusuyla da hiçbir ilgisinin olmadığı da görülecektir.


“KASABA PSİKOLOJİSİ” VE
BANDIRMA

Günümüz Türkiyesi ve Dünyada Bandırma’nın marka değerinin üzerinde kafa yormak, tartışmak, konuyu sorgulamak gecikmiş bir çaba olmakla birlikte önemli idi.
Biz, konunun ele alınması ve işlenmesinde, sorgulanmasında tarihsel bir yanlışa dikkat çekmek istiyoruz.
Sözünü ettiğimiz, yöntemsel bir yanlış ama sorun tek başına yöntemle de ilgili değil.
“Kasaba psikolojisi” ve kültüründen söz ediyoruz. Bandırma’nın marka değeri konuşulup, tartışılırken kentin coğrafi konumunu ve çevresiyle ilişkisini gözardı etmek, Bandırma’nın marka değerinin anlaşılmasını mümkün kılmıyor, kenti kadük bırakıyor.
Bir anlamda Bandırma’lılar bu yönüyle Bandırma’nın tarihsel ve güncel konumunu ve rolünü anlayamıyor, kente yabancı kalıyor.
İlgüner için bu bir yere kadar anlaşılabilinir ama konuşmacılara bakıldığı zaman bu konudaki eksiklik, bugün Bandırma’nın içinde bulunduğu durumu bize veriyor ki, işte bu kabullenilemez.

BANDIRMA BÖLGESİ
DIŞLANIRSA HİÇBİR ŞEYDİR!

Bandırma, coğrafi olarak, özellikle Cumhuriyet tarihine bakıldığında şehrin konumu ve gelişmesi dikkate alındığında, özellikle Kapıdağ ve Erdek’ten ayrı ve bağımsız düşünülemez.
Konu, sadece Kapıdağ ve Erdek mi?
Hayır?
Bandırma’nın son 50 yıllık kentsel gelişme trendine bakıldığında ise, kentin Manyas, Gönen, Edincik, Aksakal, hatta Karacabey’den bağımsız değerlendirilemeyeceği görülür.
Bu bize şunu verir: Bandırma, kent olarak bulunduğu Güney Marmara’da bölgenin kentsel odak merkezi, hareket noktası ve hemen herşeyidir.
O nedenle,  bir muz gibi soyularak, çevresinden soyutlanan ve tek başına ele alınan Bandırma’nın markasal değeri ve markasal zenginliği bu koşullarda anlaşılamaz, sağlıklı ve objektif olarak değerlendirilemez.
Dikkat edilirse, Bandırma’nın tarihsel ve kültürel bütünlükden yoksun olduğu, bu konuda bugüne kadar ciddi çhiçbir bilimsel ve kültürel çalışma yürütülmediği, yürütülen çalışmalarında pek ciddiye alınmadığı  görülecektir.

 BANDIRMA İÇİN TARİHSEL
 KIRILMA NOKTASI VE
‘TÜRK BANDIRMA’

Örneğin, tarihsel ve kültürel olarak Bandırma ele alındığında, kentin antik dönemden başlayak   Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşundan 50’li 60’lı yıllara kadar bir “hiç” olduğu görülecektir.
Antik dönemde Kyzikos antik kenti bölgede bir güneş gibi parlar ve dönemine hemen her alanda damgasını vururken Panormos ya da Panderme  silik ve Kyzikos’un gölgesinde kalmış bir yerleşim yeridir.
Ne yazık ki, Roma ve Bizans döneminde de bu gerçek değişmemiş, Osmanlı döneminde de kentin bu kimliği ve niteliği devam etmiştir.
Bandırma için tarihsel kırılma Kurtuluş yıllarıdır ve kent, tarihinde ilk kez, en ciddi ve en kalıcı kırılmayı yaşamıştır.
Nasıl mı?
1900’lü yılların Bandırması’na bakıldığında kentte demografik olarak nüfusun çoğunluğu Rum, Ermeni ve müslüman olmayan toplum kesimlerinden oluşmakta, Türkler yani müslümanlar azınlık nüfustur. Kentin mimari yapısı, yerleşmesi, ekonomik, sosyal, ve kültürel yaşam buna uygun biçimlenmiştir. Bu tarihsel ve toplumsal realite, 1922 Eylül olayları ile nitelik ve biçim değiştirmiş, kentin demografik yapısı, ekonomik ve sosyal , kültürel yaşamı kökten, temelden değişmiştir.
İşte, bu tarihsel ve toplumsal kırılma noktasıdır.
Bir anlamda, Bandırma, 1922 Eylül olaylarından itibaren geçmişiyle tüm bağlarını kopartmış, Türk Bandırma’nın imarına girişilmiştir.
Yani, bugün Bandırma üzerine konuşup, tartıştığımız ‘şey’, 80-90 yıllık geçmişi olan “Türk Bandırma”dır ama tarihsel açıdan Bandırma’nın kendisi değildir.

KENDİ TARİHİYLE
YÜZLEŞEMEYEN
KENT:BANDIRMA..!

Bandırma hala kendi özgün ve zengin tarihsel geçmişini sağlıklı ve objektif bir biçimde ele alamıyor. Bu yöndeki cılız da olsa çalışmaları, şu veya bu nedenle, dikkate alamıyor.
Oysa ki, entellektüel açıdan kendi tarihiyle, kendi ekonomik, sosyal ve kültürel geçmişiyle yüzleşemeyen bir kentin bugünü ve geleceği olamaz..!
Bandırma’nın tarihiyle barışmasında ve bu zenginliği kavramasında Kapıdağ ve Kyzikos altın bir fırsattır.
Başka..!?
Bandırma’lılar kafalarını Manyas tarafına çevirdiklerinde tarihsel açıdan bir başka özellik ve zenginliği fark edeceklerdir ki, o da Daskleion’dur...
Başka..!?
Bugün için bir çok okurumuza kaçık uçuk gelebilecek, antik dönemle ilişkili bir başka konuya dikkatleri çekmek istiyorum. Ki, bu konu, büyük olasılıkla yeni kitabımın da temel konusu olacaktır: Troyo..!
Bugüne kadar hiçbir bilimsel araştırmacı ya da yazar, Troyo, Kyzikos ilişkisini ele almadı, karşılıklı etkileşimlerini bu ilişkinin sonuçlarını bilmiyoruz. Oysa ki, örneğin, Troyo savaşında Mysia’lılar vardı ve kahramanca savaşmışlardı.
Tüm bu kendi tarihimizle ilgili özellik ve zenginlikleri ele aldığımızda Güney Marmara’da  Edincik/Aydıncık’ı da  bilmeden, görmeden, anlamadan yürüyemeyiz.

 KENTSEL
 YOKSULLUĞUMUZUN
 MİLADI NEREDE,
 NE ZAMAN BAŞLADI?

Sonuç olarak, İlgüner’in “marka şehir” konusundaki sunumunda öne çıkan “marka şehir stratejisi”nin belirlenmesi ve bu kapsamda “kültürel miras”ın ele alınmasında ki Bandırma olarak, biçareliğimiz kendi tarihimizi ve kültürel mırasımızı bilememekten kaynaklanıyor.
İşte bu nedenledir ki, Kocaman’dan Sezgin’e, Öztürk’ten Turgut’a “marka şehir” denilince  aklımıza 40-50 yıllık kentsel olarak yarattığımız değerler geliyor. Bu, kentsel yoksulluğun dışa vurumu, şu veya bununla cilalanması çabasıdır..!

BANDIRMA
ENTELLEKTÜELLERİNE SAHİP           
ÇIKMALI..!

Hep yazdım ve değişik ortamlarda hep  dile getirdim. Bandırma’nın bu garip, düşünsel ve tarihsel, kültürel yoksulluğunu tetikleyen en büyük etkenlerimizden birisi, siyasal ve sosyal yaşamımızdır.
Bandırma’nın siyasal ve sosyal  yaşamı da yoksuldur. Çünkü, kentin siyasal yaşamına damgasını vurmuş siyasal kişilikler, kadrolar; kentin sosyal yaşamında şu veya bu etkide bulunan  sivil toplum örgütleri başkan ve yöneticileri de tam bir düşünsel fukaralık yaşamaktadırlar.
Bu insanlar, öncelikle okumuyorlar, sorgulamıyorlar, tartışıp, olay ve olguları anlayabilmek yönünde ciddi hiçbir çaba harcamıyorlar.
Onun içinde konu Bandırma olduğunda, Bandırma eksenli düşünüp, dar bir bakış açısına sahip olmaktan kaçınamıyorlar.
Güney Marmara’da hemen tüm belediye başkanları, siyasal ve sosyal yöneticileri Bandırma’nın bu eksikliği ve dar görüşlülüğünün farkındalar. Çevremizde Bandırma’ya  biçilen bu tarihsel ve güncel rolün bizzat Bandırma tarafından algılanamaması ise farklı handikapların nedeni durumunda.

BANDIRMA GÜRÜL GÜRÜL
AKIYOR AMA BİZLER DE
SADECE BAKIYORUZ

Bu gerçeklik, su ile ilgili bir espriyi akla getiriyor. Su akar Türk bakar, esprisinde olduğu gibi, Bandırma gürül gürül akan kente adeta bakmakla yetiniyor...!

KENTİN İDARİ VE SİYASİ
KADROLARI YARATICI
OLMAK ZORUNDA..!

İlgüner, günümüz dünyasında marka şehir olmanın, öncelikle bir marka şehir stratejisinin yaratılmasından geçtiğini belirterek, bunun için gerekli olan ‘şeyler’i şöyle sıraladı:

-Sıradan olmayacaksınız, yaratıcı olacaksınız...
-Kültürel mirasınız yani tarihiniz, önemli kişileriniz ve önemli tarihsel olaylarla anılacaksınız...
-Doğal yapınız önemli...
- Kültürel becerileriniz, üretim kabiliyetiniz, ustalığınız önemli.

Bandırma tüm bu nedenselliklerin bugüne kadar ya kenarında dolaştı ya da hiç bakınmadı bile...
Tek tek, tüm bu nedensellikler ele alınıp, incelendiğinde, bu nedensellikler üzerinde yükselecek imajınızın sonuçta fiziki bir çaba ve entellektüel bir çalışmaya tekabül ettiğini göreceksiniz.
O zaman şu iki sorunun yanıtının verilmesi gerekiyor:
Bandırma’da fiziki çaba var mı, yeterli mi?
Bandırma’da entellektüel bir çaba var mı, yeterli mi?
“Türk Bandırma”nın yaratılmasında her iki çabanın da yeterli olmaktan uzak olduğu görülecektir.
İşte, o zaman yavanlık, sıradanlık başlar ki, bunu zaten yaşıyoruz.

GÖLGESİNDEN KORKAN
YÖNETİM ANLAYIŞI KENTİN
PRANGASI OLDU..!

Bandırma Ticaret Odası Başkanı Osman Kocaman ile 2012 yılı içersinde bir sohbetimizde, yukarıda özetlediğimiz bu çabanın şekillendirilmesi ve niteliğe kavuşması yönünde bir çalışma yapacaklarını seylemişti. Buna göre, kentin düşünen insanlarından oluşan .bir topluluğun bir otelde konuk edilip, bu konuların ele alınabileceği bir ortamın yaratılmasına çalışacaklarını vurgulamıştı.
Olmadı, oldurulamadı...
Balıkesir merkez, bu gibi konularda bizden oldukça ilerde ve bu yöndeki çabaların en somut ve en güzel örneklerinden birisi, Balıkesir Belediyesi’nin öncülük yaparak, kurdurduğu Kent Arşivi...
Bunu SonKurşun’da zamanında işledik, yazdık, çizdik ama yerel yöneticilere anlatamadık. Küçük düşünenler, küçük ve siyasal hesaplarla, konuyu boğazladılar.
Örneğin, bir yazar olarak, Balıkesir Kent Arşivi’nde eserleriyle yer almış bir yazarım. ama ben kendimi Balıkesir’in değil, Bandırma’nın bir yazarı olarak gören bir aydınım.

Peki, Bandırma bu işin neresinde..!?

BANDIRMA ZİNCİRLERİNİ
KOPARTMALI..!

Şimdi, tam da bu nokta da, “marka şehir” konusundan hareket le  düşünsel bazda  biraz jimnastik yapmak da yarar görüyorum.
Milletvekili Cemal Öztaylan’la bu ve benzeri konular üzerinde söyleşirken, değişik bir fikir ve bir proje ortaya attı.
Kapıdağı, ana karaya bağlayan berzahın, açılacak bir kanalla yeniden tarihte olduğu gibi, denizle kucaklaşması...Kanal projesi..
Bu tarihsel açıdan bizler için yeni bir fikir ya da proje değil. Antik dönemde benzer zabalar var. Bizans döneminde ve Osmanlı döneminde var. Yanlış anımsamıyorsam, 1911  yılında Osmanlı yönetimine İtalyanlar’ın benzer önerileri olmuş.
Teknik olarak mümkün mü?
Evet, mümkün..!
Hatta, günümüz taknolojisiyle bin kez daha fazlasıyla mümkün..Bu konuda tarihte de en büyük sorun, deniz dalgaları ve akıntıları nedeniyle, alanın dolması olmuş ama günümüzde bu çözümlenemeyecek bir sorun değil.
Peki, böylesi bir fikrin yaşam bulması ve projenin gerçekleştirilmesiyle başımız göğe mi erecek, sonuçları ne olur?

Öncelikle, Kapıdağ kurtulur!

Kapıdağ’ının  ana karadan bu şekilde açılmasıyla mevcut özgünlüğüne uygun olarak, Kapıdağ ve Erdek’in konumu yeniden ve çok yönlü değerlendirilebilinir.

Keza, artık, Bandırma’nın mahallesi konumuna gelmiş Edincik’in, Hükümetten ve Kültür Bakanlığı’ndan gerekli destek sağlanarak,  tarihsel ve kültürel dokusu dikkate alınıp, hemen yanı başımızda bir Safranbolu yaratılabilinir.

Bandırma, bu yönüyle “tavuğun bacağı” esprisinden kurtulmak, bu espri üzerine bir kent kurmaktan kaçınmak zorunda.
Keza, Bandırma’nın Marmara’da büyüklük olarak 2.ci ve Türkiye’ nin 5.ci büyük limanına sahip olması da günümüz Türkiyesi ve dünyası için fazla bir anlam ifade etmiyor.
Bor madeni konusu da öyle... Bandırma, bor madeninin yataklarının bulunduğu ve çıkartıldığı bir kent değildir. Yatakları olmayan, çıkartılmayan ve sadece bor’u işleyen ve ihracatını yapan bir kentin, borla övünebilmesi,bir kent için züğürt tesellisi gibi bir olaydır.
Biz, Bandırma’lıların yaşadığımız kenti özeli ve geneliyle yeteri kadar tanıdığımız ve bildiğimiz, anladığımız ne yazık ki,söylenemez.
Örneğin, “bataklar” ve “batak banyosu”..!
Antik dönemden beri kullanılmış “batakları” Bandırma’lı ne kadar biliyor ve tanıyor, değerlendirebiliyor?
Kuş Cenneti konusuna girmiyorum bile...
Karadağ mı?
Antik dönemden başlayarak, Roma ve Bizans dönemini ve Osmanlı dönemini(!!!??) kapsayacak şekilde Karadağ ile Bandırma arasında su üzerine kurulan ilişkiyi ve Karadağ’daki su kaynaklarının kente taşınması için yapılmış muhteşem kanaletleri kaçımız biliyor? Hala, karadağ suyu,bu kanaletlerden kente giriş noktaları aramasına karşın, nasıl hoyratça bu kanaletlerin parçalanıp, köreltildiğini en başta müteahhitler ve mimarlar,mühendisler biliyor...
Vazgeçtik hepsinden...
19.ve 20.yüzyılın başlarında Bandırma’nın Osmanlı’da halılarıyla ünlü olduğunu ve Bandırma’nın ipek halılarını, özelliklerini kaç kişi biliyor..?

“TÜRK BANDIRMA”
TARİHİYLE BARIŞMALI,
UZLAŞMALI...

Bir anlamda şu söylenebilinir: Kaldırın,kentin ve bölgenin üzerindeki şalı, kent ve bölge tüm coğrafi, tarihsel, kültürel, ekonomik, edebi, sanatsal, mimari özellikleriyle gün yüzüne çıksın.!
“Türk Bandırma”, tarihiyle barışsın, güzelliğini ve zenginliğini kussun...!
Hoş, yakın tarihiyle bile barışamıyan, uzlaşamayan, bir Bandırma ile karşı karşıyayız. Yakın tarihiyle bunu başaramıyan bir kentin daha ötesine yönelebilmesi mümkün mü, bu da ayrı bir paradoks.

Esen kalın..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ