Bugün: 19.10.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • STOCHHOLM SENDORUMU VE KILIÇDAROĞLU..!

STOCHHOLM SENDORUMU VE KILIÇDAROĞLU..!


‘Stockholm Sendromunu’ nu biliyor musunuz?

1973 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de  Jan-Erik Olsson  isimli  bir banka soyguncusu  altı gün boyunca 4 banka görevlisini rehin tutar. Banka soyguncusu ile rehin tutulan banka görevlilerinden birisi arasında duygusal ilişki gelişir.


Öyle ki,  Rehineler, mahkemede soyguncular aleyhinde ifade vermez, hatta savunma ücreti için kendi aralarında para toplarlar.


Olay sırasında telefonla basına konuşan rehinelerden Kristin Enmark’ın “Asıl korktuğum polis. Biz burada iyi vakit geçiriyoruz” demesi, ülkede şok etki yaratır. Olay, ülkede: “Soyguncular bankadan para çalamadılar ama bazı insanların kalbini de çaldılar” şeklinde yorumlanır. Banka görevlilerinden bir tanesi nişanlısını terk eder ve soyguncunun hapisten çıkmasını bekler.


İsveçli banka soyguncusu Jan-Erik Olsson ise, banka görevlilerinin  olumlu ifadeleri sonucu 8 yıl hapis yatıp çıkarak,  Tayland’da sakin bir hayat sürmeye başlar.


Stockholm’dakine benzer bir olay 1974 yılında  ABD’nin  San Francisco kentinde yaşanır. 4 Şubat 1974`te, o zamanlar 19 yaşında olan Patty Hearst, nişanlısı Steven Weed ile birlikte yaşadıkları apartman dairesinden, solcu gerilla örgütü Simbiyonez Özgürlük Ordusu tarafından kaçırılır.


 Hapisteki SLA üyeleri ile Hearst`ün takas edilmeleri teklifi kabul edilmeyince, SLA, San Francisco Körfez Bölgesi`ndeki her muhtaç insana 70 dolar karşılığı yiyecek yardımı yapılmasını ister. Bunun üzerine Hearst`ün babası, 6 milyon dolar tutarında yiyecek yardımı yapılmasını sağlar. 3 Nisan 1974`te Hearst, bir kasete kaydedilmiş olarak yaptığı duyuruda, SLA`ya katıldığını ve Tania adını aldığını açıklar.


Çok değil, 12 gün sonra Patty Hearst (Tania) 15 Nisan 1974`te, Hibernia Bankasının San Francisco`daki bir şubesinde gerçekleşen soygun sırasında görüntülenir ve  Eylül 1975`te diğer örgüt üyeleriyle birlikte bir apartman dairesinde yakalanır. Yargılandığı mahkemede 35 yıl ceza alır ancak cezası  Başkan Carter  döneminde önce hafifletilir, Başkan  Clinton döneminde ise affedilerek serbest bırakılır. Koruması ile evlenir ve iki kızı olur.


Holywood’da da  1994 yapımı Charlise Sheen ve Kristy Swanson’un oynadığı “The Chase” filminde  Stockholm sendromu işlenirken, ülkemizde de  Yeşilçam tarafından Kadir İnanır ve Cüneyt Arkın’ın bir çok filminde Stockholm sendromunu konu edinen filmler vizyona girer.


Rehin alma, tecavüze uğrama, taciz, savaş, pazarlanan hayat kadınları, aile içi şiddet, dini ve siyasi baskı gibi birçok durumda Stockholm sendromuna rastlanır. Aslında bu durum kurbanın kendi kararı doğrultusunda gerçekleşen bir olay değil  şiddetin direkt olarak doğurduğu sonuçlardan birisi olarak kabul ediliyor. Bir anlamda rehineler saldırganla özdeşleşiyor  ve hayatta kalma duygusuyla onunla beraber hareket etmeye başlıyor. Rehine kötü koşulları benimser, savunur ve koşulları göremeyerek, rehin alan kişinin yanında yer alıyor. Rehine ile  ruhsal ve düşünsel açıdan içselleşmenin ötesine de geçerek  özdeşleşir.


Psikiyatr Nils Bejerot’un, Stockholm Sendromu`nun ismini verirken 1973 yılında İsveç`in başkenti Stockholm`de yaşanmış bu ve benzeri olaylardan etkilendiğini  ,sendromu isimlendirdiğini belirtelim.


Ülkemiz siyasal ve sosyal yaşamında Stockholm Sendromu’nu en bariz biçimde yaşayan siyasi liderlerin başında Yeni CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun geldiğini gözlemliyoruz.


Öyle ki, ulusal kurtuluş savaşımızın muzaffer  baş komutanı ve Cumhuriyet devletinin kurucusu olarak  Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu CHP, 6 Ok’ta cisimleşen  Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Laiklik, Devletçilik  ve İnkilapçılık ilkelerine ‘Yeni CHP’ ile tam anlamıyla sırtını dönmüş, yabancılaşmış bir ideolojik-politik hat izliyor.


Ülkemizde bugün,K. Kılıçdaroğlu liderliğindeki ‘Yeni CHP’ adeta Stockholm Sendromu’nu yakalanmışçasına  bir ‘rehine’ psikolojisi içerisinde  bir yandan HDP/PKK’ya bir yandan YPG/PYD’ye ve Esad’a, öte yandan FETO ve FETÖ’ cülere yönelik sürekli güzellemelerde bulunuyor, cilve yapıyor. Konu Yeni CHP ve Kılıçdaroğlu olduğunda güzellemelerinin ve cilvelerinin sınırı yok..!


Örneğin, Kılıçdaroğlu, bu hafta grup toplantısında Sözcü Gazetesi Yazarı Emin Çölaşan`ın köşesinde  "Bir annenin dramı" başlığıyla yayınlandığı  bir mektubu okudu.


İzmir`den faks ve mektup gönderen Fadime D. isimli bir kadın mektubunda, "evine gelen polislerin eşini aradıklarını, bulamayınca hiçbir suçu olmadığı halde kendisi hakkında telefon ile yakalama kararı çıkartıldığını, gözaltı ve sorgu neticesinde tutuklandığını, kendisinin suçsuz ve masum olduğunu, intikam alındığını “belirtiyor.


Oysa ki, söz konusu  tutuklu bayan FETÖ’nun mahrem imamlarına yönelik operasyonlarda gözaltına alınmış, bylock kullandığı tespit edilmiş birisi..


Suçlu mu suçsuz mu yargı sürecinde ortaya çıkacak ama olayın bu yönü Kılıçdaroğlu’nu hiç mi hiç ilgilendirmiyor. O, ana muhalefet lideri  olarak Türkiye’de Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ve AK Parti  iktidarı döneminde   15 Temmuz darbe kalkışmasının bahane edilerek darbe yapıldığını, binlerce insanın sorgusuz sualsiz gözaltına alınıp, eziyet ve zulüm gördüğünü, hapishanelerin masum insanlarla doldurulduğunu ve bugüne kadar 12 Eylül darbesi dahil, hiçbir askeri darbe döneminde yaşanmamış baskı, zulüm ve tasfiyelerin bugün yaşandığını dillendiriyor.


Bir çok yazımda yazdım ve dikkat çekerek Türkiye’nin bir projeler ülkesi haline döndürüldüğünü ve  bundan kurtulmamız, bu döngüyü yıkmamız gerektiğini vurguladım. Evet, HDP/PKK/PYD-YPG ve DAEŞ, FETÖ nasıl bir proje olarak ülkemize ve bölgemiz halklarına dayatılmış ise ‘Yeni CHP’ ve bir kaset operasyonuyla liderliğine oturmuş Kemal Kılıçdaroğlu da, uluslararası güç ve çıkar odaklarının projesidir..


Kılıçdaroğlu, ülkenin ve milletin düşmanlarına teslim olmuş  ve adeta Stockholm Sendromuna yakalanmış , ülke ve millet düşmanlarına sevdalanmış  iflah olmaz bir hastadır..!


Öyle ki, 73’de bankada rehin tutulmuş  Kristin Enmark’ın “Asıl korktuğum polis. Biz burada iyi vakit geçiriyoruz”sözleri ne kadar travmatik, hastalıklı  ve düşündürücü ise, Kılıçdaroğlu’nun  ülke ve milleti hedef almış tüm saldırılar karşısında takındığı ikircikli tutum ve döktüğü göz yaşları da o ölçüde sahtedir. Timsah göz yaşlarıdır..!


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 198