Bugün: 18.12.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • SOSYALİZMDEN KORKARLAR, KAPİTALİZMDEN KAÇARLAR

SOSYALİZMDEN KORKARLAR, KAPİTALİZMDEN KAÇARLAR


1/ 100 binlik çevre düzen planıyla ilgili, özellikle Bandırma kamuoyunda yaşanan yerel yönetim kaynaklı tartışmalar sürüyor.
Son olarak, Bandırma  Kent Konseyi planla ilgili  Ticaret Odası Konferans Salonu’nda geniş katılımlı bir ÇALIŞTAY düzenledi.
Öncelikle belirtip, vurgulayalım. Bu, çevre konulu Bandırma ve bölgede gerçekleştirilmiş ilk ÇALIŞTAY değil.

İLK ÇEVRE KURULTAYINI 
İLKHABER GERÇEKLEŞTİRDİ.

Yıllar önce, İlkHaber gazetesi, yanlış anımsamıyorsam,  tam üç gün süren Bandırma ve bölgenin ilk ‘ÇEVRE KURULTAYI’nı gerçekleştirmiş, toplantının sonucunu bir deklerasyon ile noktalamıştı.
Yine yanlış anımsamıyorsam, o dönemin Bandırma Belediye Başkanı Durgut Ergin idi...
Biz yine1/100 binlik planla ilgili tartışmalara geri dönelim.

Dursun Mirza, vazgeçtik belediye başkanlığından, bu işleri iyi kötü bilen bir insan.
Ancak, ne hikmetse, başından beri metodolojik açıdan, o iktidar koltuğuna oturduğu günden bugüne  sürekli ya yanlış yapıyor ya da sürekli ‘birileri’ tarafından yanlışa yönlendiriliyor.
Artık, Mirza ile eskisi gibi bu ve benzeri konuları oturup,konuşup, tartışabilme olanağımız yok. Kapıları sıkı sıkıya kapalı.Ulaşabilmek, sadece benim için değil, Bandırma için büyük dert haline gelmiş...
Öyle sanıyorum ki,’bir şeylerin’ olup-bitmesini bekliyor. Sırtındaki o ‘yükü’ attığında, eminim ki Bandırma öncelikle rahatlamış, farklı bir Dursun Mirza ile karşılaşacak. Temennim, iş işten geçmemiş olsun!

BANDIRMA DA KİMİN 
HABERİ YOKMUŞ!?

Örneğin, plan konusunda Başkan Mirza’nın metedolojik yani yöntemsel yanlışı nerede!?
Birincisi, ‘ÇALIŞTAY’da da bir çok kez dinledik. Dinlerken, Mirza’nın yüzünün kızarmasını bir yana bıraktık ama şahsen  duyduklarımdan benim yüzüm kızardı.
Neymiş, sn. Mirza’nın plandan haberi yokmuş, muş... muş...!!!
Gerçekten öyle mi?
Ben yazmaktan, başkaları konuşmaktan, bizde haber olarak resmetmekten bıktık.Yaklaşık 7-8 yıldır üzerinde konuşulan, tartışılan bir plan çalışmasından söz ediyoruz. Bu uzun zaman diliminin son 5 yılında sn.Mirza, Bandırma Belediye Meclis üyesi ve başkan yardımcısı idi.
Son, 9 aydır ise sn.Mirza, Bandırma’nın Belediye Başkanı...
Şu denilse anlayacağım. Sn. Mirza, planın teknik ayrıntıları konusunda bi haberdi! bu da doğal, işin erbapları varken, sn. Mirza, planla ilgili hemen her şeyi bilecek ve anlayacak değil. Ancak, özellikle son 9 aydır, sn.Mirza’nın en büyük avantajı yanı başında Bandırma Mimarlar Odası Temsilcisi ve Meclis üyesi Şerafettin Engüdar var.
Biliyoruz ki, 30 Mart yerel seçimleri sonrası, planla ilgili, büyükşehir belediyesinde bir çok toplantı yapılmış, görüşler alınmış, görüşler verilmiş...
Plan, Bakanlık onayına gittiğinde görüştüğümüz MHP’den Meclis üyesi Harun Algül ve Ak Parti’den Sabri Külcü, plandan haberleri olup-olmadıkları yönündeki sorularımıza, hep gülerek, yanıt vererek, Bakanlık sitesini açıp, planı gözümüzin adeta içine soktular.
Bizim o an’a dek görmemiş gözlerimiz gördü de bu beylerin gözleri neden ve niçin acaba göremedi..!?

BAÇEP HEP UYARDI!

İlginçtir ve gariptir ki, plan, Bakanlık nezdinde askıya çıkartılıp, itirazlar alınmaya başladığı günlerde bile  sn.Mirza ile sevgili Engüdar’dan ‘tık’ ses çıkmıyordu.
Bandırma Çevre Platformu Başkanı Hüseyin Ata, konuyla ilgili yaşanan tüm aşamalar konsunda uyarıcı açıklamalar yaptı, dikkat çekti ama nafile...
Öyle ki, Bakanlık nezdinde itirazlara üç beş gün kala, o da kamuoyunun baskısıyla zoraki, beyler harekete geçti, ilk kez Bandırma Belediyesi İmar Komisyonu, ‘plan’ gündemiyle toplantı yaptı. Ve yine  belediye nezdinde sürdürülen kamuoyundan ve basından  habersiz çalışmalarla planla ilgili itirazlar derlenip son an da Bakanlığa itirazlar sunuldu.

BU TARTIŞMALARI ARTIK BİTİRİN!

Evet, ilginç ve yine düşündürücüdür ki, sonrasında Bandırma CHP ve sn. Mirza nezdinde 1/100 binlik planlarla ilgili bir hareketlilik yaşanmaya başlandı.
Oysa ki, CHP Milletvekili sn.Namık Hacutça ile planla ilgili görüşmelerimizde, yerel yönetimin her şeyden haberi olduğu, konu ile  ilgili bizzat Bakanlık nezdinde görüşmeler yapıldığını öğrenmenin ötesinde planla ilgili ilk resimleri de sn.Havutça’nın cep telefonunda görmek bana nasip olmuştu.
Sormak gerekiyor:
Vazgeçtik Bandırma veya Erdek’ten..Ya da  bilmem hangi ilçeden...
Bandırma ve Erdekli CHP’lilerin, Mirza ve Sarı’ya bizzat oy vermiş insanların suçu ne idi de, su insanlara ‘bizim plandan haberimiz yok’ denildi..?
Vekilleri, ‘nasıl haberleri yok ya, hepsinin haberi var’derken CHP’li başkanlar ve zevat, neden ve niçin, kendi parti kamuoylarından, insanlarından bu gerçeği gizledi?
Vekil mi yalan söylüyor, belediye başkanları ve işin erbapları, ehlileri mi!?
Aman beyler yanlış anlamasın. Derdim, milletvekilini ya da belediye başkanlarını yalancı çıkartmak falan değil; derdim,  olayın mantığını anlamak!

KENTSEL ZEKA İLE ALAY ETMEK!

Konu, metedolojiden, yöntem den açılmışken,belirtelim. Bandırma, çok şükür ki, plan konusunda ehliyetsiz bir kent değil.Tam tersi, Bandırma yetişmiş,nitelikli, kaliteli insan gücü açısından şanslı bir kent.
Örneğin, benim bildiğim ve alanlarında başarılı, gerçekleri dile getirmekten çekinmeyen, laflarını esirgemeyen iki kent plancısına sahip. Biri Yalçın Cömert, diğeri ise Harun Algül.
CHP’li Cömert ve yıllardır CHP nezdinde aktif sorumluluklar almış bir insan ama plan olayında yaşandığı gibi bu tür abuk sabuk tartışmalardan,çekişmelerden, en basit konuların siyasete kurban edilmesinden bıktı,bıktırdık ve sonunda ofisine çekilip, işine bakar hale geldi.
Algül, MHP’yi koyun bir yana, Bandırma’nın iyi değerlendirmesi, yararlanması gereken, mütevazi, aydın bir cevher. 
Engüdar’ı koyduk bir yana..
P?lan ve imar konularında hiç bir şey yapılamıyor ve anlaşılamıyor ise, buyrun, derdiniz akıl ve bilgi ise  Cömert ve Algül’e sorun.
Çok mu zor ama olmuyor, oldurulamıyor. Çünkü, kentsel aklı çoktan unuttuk, aklımızı birilerine şimdilik kiraya verdik ve bunun  halen faturasını ödüyoruz.
Bu isimler de olmuyorsa, BAÇEP Başkanı Hüseyin Ata, bir CHP üyesi ve yıllardır çevre,plan sorunlarının içinde, takipte..Onu çağırın,konuşun..!
Siyasal ya da farklı nedenlerle kendi kentinizin insanlarına sırt dönmeyin, el uzatın, dinleyin, bir anlayın!



AK PARTİ KARŞISINDA NAL 
TOPLAMAK ZORUNDA MISINIZ!?

Evet, 1/100 binlik çevre düzeni planı, Bandırma için de Balıkesir’in bütünü için de önemli.
Yine yanlış anımsamıyorsam, Türkiye’de plan konusunda Balıkesir ve Çanakkale, gerinin gerisinde ve bir eksiklik giderilmeye, tamamlanmaya çalışılıyor.
Olmadan olur mu?
Olmaz ve siyasal iktidar, şimdi, yıllanmış bir eksiği gideriyor.
Ancak, Ak Parti’nin ve siyasal iktidarın acelesi var.Acelesi olduğu içindir ki, 7-8 yıl öncesinden ihalesi bile tartışılan bir vaka haline gelmiş 1/100 binlik çevre düzen planınını,belirlediği hedef doğrultusunda şekillendirip,oyalanmadan  yolunu devam etmek istiyor.
Neden ve niçin?
Çünkü,siyasal iktidar, Türkiye’nin önüne bir hedef koymuş. 2023  yılında 500 milyar $ ihracat yapan, dünyanın 10 büyük ekonomisi içersine girmiş bir Türkiye!
Öyle ki, bu hedef yakalandığında kişi başına düşen milli gelirin 25 bin $ olması da öngörülüyor!
Bir anlamda rüya gibi...
Hedefin ve olayın orjinliğini iyi anlamak,bunun ne anlam içerdiğini iyi bilmek gerek.
Bu öngörülen hedefe lafla ulaşmak olmaz!Ancak, siyasal iktidarın 2023 Türkiye konsepti bu!
Merkezi iktidarın bu hedefi, siyasal iktidar tarafından realize edilip, lokalizasyona gidilip,büyükşehrin önündeki dedef de ,motivasyonda şekillendirilip, belirginleştirilmek isteniyor.
Örneğin, Büyükşehir Başkanı Edip Uğur’un  Balıkesir’in önüne koyduğu, 2023 de Balıkesir’in  Türkiye’de ihracatta 16.sıradan 10’a yükselmesi  ve ‘Büyük Türkiye’hedefine koşut olarak, ‘Büyük Balıkesir’ hedefini koyması raslantısal değil.
Keza, Başkan Uğur’un bu çerçevede, “Biz, Bandırma da sanayi yatırım bölgesini destekliyoruz. Bandırma  bir sanayi ve liman şehri olacak. Maden metalurji sanayi gelecek” demesi boşuna değil.
Aynı şekilde milletvekili Öztaylan’ın  2023 hedefine  dikkat çekip, bu hedeflere lafla ulaşılmaz demesi bunun için..
Bunu anlayan anlıyor ama anlamayan ya  da anlamak istemeyen ise  ‘gelin tartışalım’ noktasında yaşanan,yaşanmakta olan sürece fren koymaya çalışıyor.
Bu hedefler, Ak Parti CHP, MHP HDP, vb, siyasi çekişmeleriyle,iktidar hesaplaşmalarıyla örtüştürelebilecek bir vaka değildir. Konu ve sorun da bu değildir, öyle de görülmemeli.
Bu politikalar ve atılım,Türkiye kapitalizminin beklenti ve taleplerine, hedeflerine ulaşma arayışı ve hırsının bir sonucu olarak görülmeli.

SOSYALİZMDEN KORKANLAR, 
KAPİTALİZMLE Mİ OYNAŞIYOR!?

Yazımızın başlığını, ‘sosyalizmden korkarlar,kapitalizmden kaçarlar’ diye boşuna koymadım.
Bu konu ve sorun, sn.Mirza veya kişilere endeksli bir sorun olarak da görülmemeli.
Türkiye’de siyasal ve toplumsal açıdan yıllanmış bir sorun var: Yıllarca, egemen sınıflar dahil, sosyalizmden öcü gibi korkanlar içinde yaşadıkları kapitalist toplumla yaşadıkları ınıfsal ya da toplumsal çelişkilerin akli ve bilimsel olarak analiz edememe noktasında,kapitalizmden de adeta  kaçar hale geldiler, geliyorlar.
Ötesi var ama ötesine dönük adım atmaya, ya da karar vermeye en başka cesaretleri, iradeleri yok!
Felsefi ve ideolojik açıdan, kapitalizmle sosyalizm açmazına düşenler, ‘ara bir ideolojik durak’arayışı sergiler konuma düştüler. 
Sosyal demokrasi, bu idelojik arayışlardan, duraklardan sadece birisidir.Biraz ondan biraz bundan.. 
Elma şekeri gibi..
Size sunulan elma şekeri, şeker kısmını yalayıp tükettiğiniz anda elmanın kendisiyle tanışmanızı içerir. Bu, kapitalizmin ta kendisidir.Kuşkusuz, anlayana..

BU HEDEFLERDEN  ACABA 
KİMLER, HANGİ ÜLKELER 
RAHATSIZ OLABİLİR?

Tam bu noktada şu sorunun yanıtını da hep birlikte aramalıyız: Örneğin, 2023 yılında Türkiye’nin dünyanın en gelişkin 10 ülke ekonomisi arasına girmesinden, 500 milyar $ ihracat kapasitesine ulaşmasından  acaba hangi ülkeler rahatsızlık duyar?
Ya da, 2023 yılında Türkiye’de kişi başına düşen milli gelirin 25 bin $’a ulaşması dünyada acaba hangi ülkeleri ve güçleri rahatsız eder?
Türkiye, gelişmekte olan bir ülke...
Türkiye, emperyalist ülkelere çok yönlü olarak bağımlı hale getirilmiş bir ülke..
Türkiye’nin emperyalizme  bu yıllanmış bağımlılık ilişkilerinin adım adım çözülmesi ve bağımlılık ilişkisinin belli alanlarda kırılması başta kimleri ve hangi ülkeleri rahatsız eder?
Bu tartışmayı Cumhuriyet Devletinin ilk kuruluş yıllarına ve Mustafa Kemal Atatürk’lü yıllara da taşıyabilmek mümkün.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’nin her alanda başlattığı atılım dönemi, sanayileşme süreci, acaba ülke ve yönetici sınıf açısından sorunsuz ve sancısız mıydı?
Bu  ve benzeri sorular çoğaltılabilinir.

SOSYALİSTLER VE SANAYİLEŞME

Türkiye’de sol ve sosyalistler ile çevre ve insan sağlığıyla ilgili sorunların iyi anlaşılması ve kavranması gerekiyor.
Örneğin, bilimsel sosyalistler için kapitalist bir toplumda, kapitalizmin gelişmesi bir handikap değildir. 
Bugün  birilerinin sol adına ya da sol yaftası ardına gizlenerek şantiye basması, üretim araçlarına zarar verip, yakması, parçalaması, çalışanlara bir şekilde zarar vermesi  ne sol ne de sosyalizmle örtüştürülebilinir.
Keza, ‘gezi’ vb., eylemliliklerde sergilenen taşkınlıklar, özellikle finans kurumları bankalara ve kamu hizmet binalarına yönelik eylemliliklerin adı sosyalist literatürde anarşizimdir, sol çocukluk hastalığıdır.
Sosyalistler, fabrika ve üretim düşmanlığı yapmazlar. Yapanı da hoş karşılamazlar.
Köylü ya da küçük burjuva sosyalizmiyle bilimsel sosyalizmi birbirine karıştırıp, hippilikle, vb, ideolojik sapkınlıkla bir dünya örmeye çalışanlar ördükleri dünyanın altında  kalmaya mahkumdurlar.
Kapitalizmle polyannacılık anlayışıyla hesaplaşmaya girenler,hümanizma ile demokratlığı sınıfsal temellerinden kopartarak Şirinleri oynamaya çalışanlar,kapitalizmi gerçek anlamda bilmedikleri gibi sosyalizmi de gerçekte bilmeyen ve anlayamayanlardır.

‘ÇAĞDAŞ BATICILAR’ İLE  
SANAYİLEŞME VE ÇEVRE 
SORUNLARI

Burada, günümüz dünyasında çevreciliğin,yeşilciliğin de iyi bilinmesi ve anlaşılması gerekiyor.
Örneğin, ‘ÇALIŞTAY’ da  bir çok konuşmacı, günümüz Batı değerleriyle ya da bir başka ifadeyle gelişmiş kapitalist ülkelerin, emperyal ülkelerin ‘evrensel’ ideolojik değerleriyle  Türkiye’de bugün yaşanan çevre sorunlarına ya da sanayileşmeye bakarak, anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.
Bu, eşyanın tabiatına aykırı bur tutumdur.
Batı da, bugün gelişmiş ve sanayileşmiş ülkeler nezdinde kapitalizmin  tarihsel gelişim süreci ve bu süreç de yaşanan sorun ve sıkıntılar bilinmeden ve anlaşılmadan,günümüz değerlendirilemez.
Bu nafile çabanın içersine girenler, aynı ‘gezi’de yaşandığı gibi, Taksim’de  ağaç için ayağa kalktığı   zannıyla hareket ederken, bir anda bu hareketlerin öncüllerinin 3.boğaz köprüsü, İstanbul Kanal Projesi, yeni havaalanı,HES’lerin ,nükleer enerji santralleri gibi   konuların talep olarak gündeme taşınması vakalarıyla şaşkınlık içinde karşı karşıya kalabilirler.
Çünkü, günümüzde gelişmiş ve sanayileşmiş emperyal ülkeler için gelişmekte olan ülkelere karşı kullandıkları en önemli ideolojik ve toplumsal unsurlardan biri deforme edilmiş çevrecilikt

TÜRKİYE ÇELİKLEŞMELİ..!

‘ÇALIŞTAY’ da, bir arkadaşla konuşup, tartışıyoruz. Türkiye’nin maden metalurji sanayi yatırımlarına ve çelik endüstriyel yatırımlarına karşı çıkarak, ‘ne gerek var çeliğe..Ne yapacağız? Türkiye, çevre ve insan sağlığını gözetip, turizmle ilgili yatırımlara yönelmeli’derken bir diğer arkadaş, Anadolu coğrafyasının tarihsel ve kültürel zenginliğine dikkat  çekerek, bu alana yatırım yapılmasını savunuyor.
Oysa ki, kulağa hoş gelen bu sözlerin birer temenni olmaktan öte hiç bir anlamı yok.
Hele hele kapitalizm karşısında sol imajlı bu anlayış ve yorumların hiçbir hükmü yok..!
Onun içindir ki, sosyalizmden korkanlar aslında bir şekilde kapitalizmden kaçmanın yollarını ararken, ara formüllerle kendi temenni dünyalarını toplumu gerçekmişçesine yutturmanın gayreti içersine girebiliyorlar.

KEMAL’İN TÜRKİYESİ 
VE KAPİTALİZM!

1920’ler Türkiyesin de Mustafa Kemal ve arkadaşları ‘genç’ ve ‘yeni’ Türkiye’yi yaratmaya soyunurken, yaşamın hemen her alanında dışarda emperyalizme ve içerde feodal ve işbirlikçi unsurlara karşı ciddi ve kararlı bir bağımsızlık mucadelesi verdiler.
Ülke, 10 yılda demir ağlarla örülürken, güle oynaya bir yol izlenmedi.
Mustafa Keamal ve arkadaşları, hemen her alanda geri kalmış olan bir ülkede gelişmekte olan bir ülke olmanın mücadelesini verdiler.
Bu sürecin nasıl zaman içinde dumura uğratıldığı biliniyor.
Türkiye’nin bugün yeniden  yaşamın her alanında silkelenmesi ve yoluna devam etmesi bir temenni olmaktan çıkıp, bu temenninin gerçeklik kazanmasının kolay olduğunu kimse iddia edemez.
Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarında da tercihini kapitalizmden yana yapmış bir ülkeydi ve bugünde kapitalist bir ülke...O yıllara göre Türkiye kapitalizminin bugün geldiği nokta ortada.
Önce dünyada ve ülkede yaşanan süreci anlamak ve kavramak zorundayız.Ne yazık ki, bu temennilerle olmuyor.

‘İSTEMEZÜK’...!

Günümüzde gelişmekte olan kapitalist ülkelerin sanayileşme sürecinde büyük avantajları var. Bu avantaj, tarihsel açıdan benzer süreçleri arşınlamış olanların yaşadıkları sorun ve sıkıntıları biliyoruz. 
Çevre ve insan sağlığı gibi sorunları, çevresel faktörleri bu açıdan değerlendirmeli ve çevreyi, tarihsel ve kültürel zenginliklerimizi hırpalamadan, yok etmeden yürümenin yol ve yöntemini bulmalı, gözetmeliyiz.
Yoksa, sn.Mirza’nın ve Levent Coşkun’un ifade ettikleri gibi, “biz Bandırma’da ağır sanayiye, maden metalurji organize sanayi bölgesine karşıyız’ gibi içi boş ‘istemüzük’ temelli anlayış ve yaklaşımların en başta kapitalizm karşısında hiç bir anlamı ve hükmü bulunmadığını bilmek, görmek durumundayız,

Bitmedi, devam edeceğiz...

Yeni yılınız kutlu olsun..
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 904