Bugün: 24.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • SÖMÜRGECİLERİN BİTMEYEN SEVDASI: TÜRKİYE’Yİ BÖLÜP,PARÇALAMAK!

SÖMÜRGECİLERİN BİTMEYEN SEVDASI: TÜRKİYE’Yİ BÖLÜP,PARÇALAMAK!


15 Temmuz darbe kalkışması ve sonrası için İngiliz Kraliyet Ordusunun planladığı Türkiye’yi işgal projesi ,bastırılan kalkışma girişiminin adım adım gerçek ve perde arkası boyutlarını da gözler önüne seriyor.


ÇAĞIMIZIN VE GÜNÜMÜZÜN ROMA’SI ABD’DİR!


İngiliz Kraliyeti ve ordusu, Türkiye’yi işgal planı yapar da ABD’nin, NATO ve AB ülkelerinin haberi olmaz mı, güldürmeyin insanı…!Sadece Gülen-ABD trafiği ve Pensilvanya’da  FBI koruması altındaki  Gülen’in 400 dönümlük çiftliği, CIA yanı sıra ABD’li üst düzey yöneticilerle ilişkileri dikkate alındığında,15 Temmuz kalkışmasının başından sonuna  ABD-CIA tarafından  planlanıp, organize edildiği görülür.


NATO ve AB ülkeleri Almanya, Fransa, Belçika, İtalya ve diğerleri mi!?  Bunu bilmek ve anlayabilmek için yakın tarihin bilinmesi gerekiyor. 1.dünya savaşından 2.dünya savaşı ve sonrasına bakmak, bu ülkelerin kimin siyasi, ekonomik , askeri, sosyal ve kültürel açıdan hegemonyası altına girdiğini görmek gerekiyor.


Çağımızın ve günümüzün Roma’sı ,ABD’dir!


ADI KONMASA DA 3.DÜNYA SAVAŞI YAŞANIYOR!


Ancak, dünyanın hiçbir zaman Roma’nın açısından da tarihsel olarak süt liman olmadığı dikkate alındığında, bugün için de dünyanın ABD açısından süt liman olduğunu söyleyebilmek imkansız. Özellikle Çin ve Japonya yanı sıra, uzak doğu ülkeleri, Hindistan, Rusya ve kimi Güney Amerika ülkelerinin  ekonomik ve sosyal gelişme  dinamikleri ABD hegemonyasını  her alanda sarsar mahiyette.


Dünya, kapitalist-emperyalist  sistem içinde iki büyük paylaşım savaşı yaşadı. Ve savaş sonucunda, yapılan antlaşmalarla, galip gelen kapitalist-emperyal ülkeler arasında paylaşıldı.1.dünya savaşı sonucunda galip devletlerin başını çeken İngiltere, paylaşımda  belirleyen oldu. 1.Dünya  Savaşı sonucunda Osmanlı’nın çözülüşü ve Mondros antlaşmasıyla fiilen parçalanarak, işgali , galip devletler tarafından taksimi ve Sevr dayatması, 100-150 yıllık bir operasyonun sonucudur.


Tarihçiler, stratejistler tarafından pek dile getirilmese de, ‘doğu’ ve ‘şark sorunu’ olarak dillendirilen Osmanlı Devleti ve İmparatorluğunun bitirilişinde  ‘galip’ olarak öne çıkan Birleşik Krallık açısından 1.dünya savaşı, gerçekte fiilen tükenişinin, dağılmasının, dünya hegemonyası misyonunu  ABD’ye kaptırıldığı bir dönemdi. ‘Güneşi Batmayan ‘ Birleşik Krallığın güneşi çoktan batmış, dönemin Roma’larından biri daha tarihe gömülmüştü. Ancak, kolonyalist yani sömürgeci dönemin defterini ABD’nin bir anda kapatabilmesi mümkün değildi.


2.dünya savaşı, bir anlamda ABD için, can simidi oldu. Hitler Almanya’sının yayılmacılığına karşı müttefik ülkelerin askeri öncülüğünü üstlenen ABD, savaşın sonucunda,  Afrika, Avrupa, Uzak Doğu ve Orta Doğu da nüfus alanlarını ve hegemonyasını genişletti, güçlendirdi.


AB ÜLKELERİ, ABD/CIA’NIN NÜFUS ALANI İÇİNDEDİR!


Örneğin, 2.dünya savaşı ve sonrasında, Avrupa ülkelerinden başta İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya gibi ülkeler başta olmak üzere  ulusal bağımsızlıklarını ve egemenliklerini  ABD karşısında yitirirken, ekonomik ,askeri, istihbari ,kültürel açılardan ABD’ye bağımlı hale geldiler. Birleşmiş Milletler, NATO, AB,  IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlar bu küresel hegemonyanın aracı ve koç başı kuruluşları oldu.


Rusya’da 1917 Ekim Devrimi ile Sovyetler Birliği’nin kuruluşu ve 2.dünya savaşı sonucunda Sovyet egemenliğinin bloklaşmasıyla yaşanan ‘soğuk savaş’ döneminde,  NATO ve AB, ABD’nin küresel denge  siyasetinin güvenlik şemsiyesi rolünü üstlendi. Ne zamana kadar, 90’lı yılların başında Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve Sovyet Bloku’nun dağılmasına kadar.


ABD, bu yıllarda değişen uluslararası konjoktüre ve ilişkilere bağlı olarak, bu yıllarda ‘Yeni Dünya Düzeni’, küreselleşme/globalizm, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi , ulus devletlerin çözülmesi ve yıkılması, ademi merkeziyetçilik gibi politikalarla Kıta Avrupası’nda Yugoslavya’dan başlayarak, Kuzey Afrika ve Ortadoğu da ‘demokrasi’ ve ‘insan hakları’ adına ‘bahar’ operasyonlarına başladı. 1916 oa imzalanan ve Osmanlı’nın Ortadoğu da paylaşımını, taksimini içeren Sykes-Picot Anlaşması, yeniden bölgede suni olarak yaratılan kaos ortamı ve iç savaşlarla, işgallerle  gündeme taşındı. Fas, Tunus, Libya, Mısır, Irak ve Suriye bu niyetlerle kan gölüne çevrildi.


LOZAN’I SİNDİREMİYENLER, SEVR’İ GERÇEKLEŞTİRMENİN  PEŞİNDE!

BOP ve Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, ABD ve NATO tarafından gündeme taşındığında, toplumumuzda  çok değişik kesimler, sıranın  Türkiye’ye de geleceğine dikkat çekti.  BOP ile Sevr’in yeniden gerçekleşmesinin hedeflendiği, ABD ve NATO’nun Türkiye’yi bölüp, parçalama  amacının güdüldüğü  sürekli gündeme taşındı. Ülkede yaratılmak istenen  siyasi istikrarsızlık  ortamının, Ermeni soykırım iddiaları dayatmasının, PKK terörünün, FETÖ’nün, Gezi olaylarının, 17/25 Aralık’ın, 15 Temmuz  darbe kalkışması, işgal provaları  gibi vakaların hepsi, ABD/CIA ile NATO’nun işbirlikçi ‘derin yapı’   ile gerçekleştirdiği  operasyonlardır.


Diplomatik kaygılar bir yana, kabul edilse de edilmese de,  Türkiye devleti ve millet, doğrudan ABD/CIA’nın ve NATO’nun doğrudan hedefi ve fiilen bu küresel güç odağı ile savaş içerisindedir.


Çünkü, Türkiye, devleti ve milleti ile  direniyor ve bu direnişin başını cumhurbaşkanı Erdoğan  nezdinde siyasal iktidar, AK Parti ve milletin geniş kesimleri  çekiyor. TSK içinden Fetullahçı işbirlikçi ajanların, hainlerin, canilerin  temizlenmesi gayretlerine devletin tüm organları katılıyor. Virüs çok yönlü etkisizleştirilmeye, ayıklanmaya, temizlenmeye çalışılırken, muhalefet partilerinin, sivil toplum örgütlerinin, medyanın da katılmasıyla direniş cephesi adım adım genişletiliyor. Uluslararası operasyona karşı  ülke direncini ve dayanıklılığını arttırırken, böylesi ulusal bir direnci görmeyi beklemeyen ABD/CİA ve NATO, AB ne yapacağını bilememenin şaşkınlığını yaşıyor.


ULUSAL BİRLİĞİMİZİ,BERABERLİĞİMİZİ VE DİRENCİMİZİ  GÜÇLENDİRELİM!


Türk halkının birlik ve beraberliği, dayanışması, direnci, devletinin ve siyasi iradesinin direnci ile birleşip oyun ve hesapları bozuyor.


Peki, tehlike bitti mi?


Hayır..!

Türkiye, ulusal bağımsızlığını ve ulusal egemenliğini, ulusal birlik ve beraberliğini, mücadele inancı ve azmini devleti ve toplumu nezdinde daha da arttırarak, ‘Güçlü’ ve Yeni Türkiye’yi yaratmak; ulusal güvenlik konseptini  mevcut gerçekliğe göre yenilemek ve güçlerini buna göre düzenlemek zorundadır.


Esen kalın…


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 342