Bugün: 27.06.2017

SOL NEREYE!?


Yaklaşık son on- on beş yıldır bir çok  makalemde  ‘işbirlikçi sol’ terminolojisini kullandım. Sol’un tarihsel ve kültürel geçmişine  hızla yabancılaştırılarak, niteliksiz, derinlikten yoksun, adeta köksüz bir ağaca dönüştürülerek  siyasal ve ideolojik açıdan  ‘’işbirlikçi’ bir niteliğe itildiğini, dönüştürüldüğünü, devşirildiğine  dikkat çektim.


Bu öyle bir veya birkaç makaleyle değerlendirilip, analiz edilebilecek, vardığınız sonuçlar üzerine dünyalar inşa edebileceğiniz bir vaka da değildir. Bu dar ve kısa bir zaman sürecinde gerçekleşmiş bir vaka da değildir.


Ben, sol da yaşanan vakayı yani savrulmanın kısa, orta ve uzun vadede ele alınması, tarihsel sürecin bu yönüyle irdelenmesi gerektiğine inananlardanım. Bu yönleriyle, tarihsel sürece özetle bazı notlar düşerek, yaşanan savrulmayı resmetmeye çalışacağım:


a-) Sosyalist sol, özellikle Sovyet  Bloku’nun parçalanması ve yaşanan geriye dönüş ile   ciddi anlamda ve çok yönlü ideolojik ve siyasal bunalıma girdi.


Stalin’den Kruşçev, 1964’te Kruşçev’in yerine geçen Brejnev ve sonrasında Andropov ve Çernenko’nun başa geçmesi ve Mart 1985’te ölmesiyle yönetime geçen son SSCB lideri Mihail Gorbaçov’un’un Şubat 1986’da Perestroika (Yeniden Yapılanma) ve Glastnost (Açıklık) politikalarını okurlarımız anımsarlar.


Perestroika ve Glastnost  terimleri ve politikaları, adeta  Sovyet  ve SBKP(Sovyetler Birliği  Komünist Partisi) güdümündeki sosyalist solcuların temel ideolojik ve siyasal argümanları olmuştu. Anımsayın!



Kanımca, 20.yüzyılın en önemli olayı Sovyetlerin yıkılması ve Sovyet Bloku’nun parçalanmasıydı. Yıkılan ve parçalanan, dağılan sistemin  altında  kuşkusuz Sovyet güdümlü yada ilişkili  devrimini gerçekleştirememiş ülkelerdeki  KP’ler de kaldı. Türkiye sosyalist hareketinin en büyük paydaşı TKP de aynı kaderi paylaştı.


b-) Türkiye sosyalist hareketi varlık-yokluk ve gelecek sorununu Sovyetlerde yaşanan bu gelişme süreci ve  sonuçları niteliğiyle  yaşamadı.12 Eylül askeri faşist yönetimi karşısında alınan politik yenilgi yok olmayı getirmese de sosyalist sol, ciddi bir örgütsel dağınıklık ve yenilgi psikolojisi  yaşıyordu.80’li yılların ikinci yarısında ve sonunda Sovyetlerin yıkılması ve dağılması yaşananlara tuz biber ekti. İdeolojik, siyasal ve örgütsel krizi derinleştirdi. Mevcut TKP yönetimi, süreci taşıyamadı ve  çareyi partiyi likide etmekte buldu O yıllardan bu yıllara ‘eski’ TKP ve Gelenek çizgisinden gelenlerin oluşturduğu  KP, 1920 geleneğini inatla, inançla ve kararlılıkla taşımaya, sürdürmeye çalışıyor.


c-) Türkiye Solunda son yıllarda öne çıkan ve baskın hale gelen ‘işbirlikçilik’ eğilimi  doğrudan sosyalistlerle, komünistlerle ilişkili değildir. Çünkü, ’sol’ ve ‘solculuk’ genel siyasal bir kavram, genel bir  siyasal tanımdır. Sosyal adaletten, sosyal eşitlikten söz eden her renk, her akım, ‘sol’ tanımının içinde yer alır. Türkiye solu bu niteliğiyle geniş bir siyasi yelpaze içerir. Baskın olan akımlar ise sosyal demokratlar, ulusal sol(Kemalizm),  yani sol liberaller, devrimci demokratlar, sol radikalizmin ve anarşizmin çeşitli biçimleridir.. Türkiye’de sosyal demokratların siyasal mücadele de köklü bir tarihi yoktur. Ulusal solun, devrimci demokratların, sol radikallerin  ise sosyal demokratlara göre daha     zengin ve köklü bir tarihi, siyasal kültürü vardır.


d-)Türkiye’nin  orjinalliği,  sosyalist ve komünistlerin  örgütsel yapılarının darlığına karşın, kendilerinin dışındaki tüm sol yelpazeyi  derinden , kimi zaman niteliksel kimi zaman biçimsel yönden etkilemiş olmasıdır. Bu etkileşim halen de çeşitli biçimlerde sürmektedir. Bunun en önemli  nedenlerinden birisi, 1920’lerden günümüze sosyalist sola yönelik devlet müdahalesi, baskı ve dayatmalarla sosyalist kadroların sürekli  devşirilmesi; sosyalist solun entelektüel yapısı ve her alandaki üretkenliği; mücadeleciliğidir. Bu pratik yaşamda öne çıkan sol akımların hemen hepsinin sosyalizan bir görüntü sergilemesine, sosyalizan sloganlar ve argümanlar, enstrümanlar  kullanmalarına neden olmuş, adeta siyasal ve sosyal yaşamda ot ile saman bilinçli veya bilinçsizce birbirine karışmış, karıştırılmıştır. Kuşkusuz, bunda öncelikli neden, sosyalist solun dışındaki solun   varlığına koşut bir felsefi, ideolojik ve siyasal teoriden, entelektüel  ve kültürel yapıdan, birikimden, deneyimden ama en önemlisi tarihten yoksun olmasıdır. Şu söylenebilir: Sosyalist sol, sürekli devamlılık içerecek şekilde kendisi dışındaki sol yelpaze  ve akımlar tarafından  tüm birikimleri ve değerleri, deneyimleriyle tepe tepe kullanılmış ve halen de kullanılmaktadır.


e-) Siyasal ve sosyal yaşamımızdaki bu karmaşanın bir çok nedeni ve ağır sonuçları  var. Öncelikle,1920’lerden bugüne  egemenlerin  ve burjuvazinin bir sınıf olarak, sosyalist solun varlığına yönelik karşıtlığını düşmanca politikalara taşıması, sergilediği tahammülsüzlük, güvensizlik,, Cumhuriyet tarihinin en eski siyasal partisi ve oluşumu TKP’ye karşı izlenen yasakçı anlayış ve tutum, ülkemiz demokrasisinin sola açık olmasını engellediği gibi,  gelişimini de sakatladı. Sosyalist sol adına veya görünümlü ne idiğü belirsiz oluşumların, grupların oluşmasına neden oldu. Onlarca yıldır yüzlerce binlerce insanımız bu tür sosyalist görünümlü gruplar ve  yapılar da heder oldu. Siyasetin ve sosyal yaşamın kendi doğal mecrasında gelişmesinin, serpilmesinin önüne set çekildi. Toplumda bilgi kirliliği, dezenformasyon, manipülasyon faaliyetleri tavan yaptı.


f-) Ülkemiz siyasal ve sosyal yaşamında  sahneyi  ‘sol’ adına CHP’nin, HDP’nin ve türevlerinin dolduramadığı ve bu alandaki boşluğun her gün katlanarak büyüdüğü biliniyor, gözleniyor. Bu tabloyu yönetenler yarattı! Ülkede kapitalizmin  çarpık gelişimi sonucu  başta  işçi ve kır emekçilerinin, çalışanların, orta sınıfın ve özellikle küçük burjuva kesimlerinin dışa vuran tepkilerini rasyonel  biçimde değerlendirebilecekleri, ifade edebilecekleri kanalların açık olmaması toplumsal gerginliği ve toplumsal kutuplaşmayı arttıran en büyük etken. Bu  genel olarak ‘birileri’nin de kaşımasıyla  kimi zaman etnik kimi zaman mezhepsel temelde kendisine yol bulmaya çalışıyor. Sonuç ortada! Ülkede toplumun % 50’si AK Parti iktidarı etrafında kümelenirken % 50’si  bilinçsizce taleplerini, beklentilerini, tepkilerini, öfkesini kusuyor. Kusmuk içindeyken gelecek kurulamaz! Sıkıntı burada…


Sonuç olarak; Türkiye, sol ve sosyalizm adına abuk tartışmaların, siyasi reflekslerin içinde ıksırıyor tıksırıyor ve boğuluyor. Çaresizliği ve öfkeyi en ağır şekilde sosyal medyada izliyorum.


Örneğin, bir sosyalist, Kobani edebiyatıyla sahnelenen  ABD üniformaları giymiş, eline silah tutuşturulmuş ‘biji Obama’ diye bağırtılanlardan ne özgürlük ne bağımsızlık türküleri dinlemez!


Örneğin, bir sosyalist,  bağımsızlık ve özgürlük adına, okul  hastane yakan, doktor hemşire öğretmen öldüren, hendek köstebekleriyle zaman tüketmez…


Biliyorum ki,bir sosyalist, bayrağının üzerine bayrak, bir karış toprağı üzerine toprak pazarlığı yapmaz!


Yazımı TKP’nin yıllarca yurt dışı çalışmalarında sorumluluk üstlenmiş Gün Benderli’nin Nazım Hikmet’le ilgili paylaştığı bir anı ile sonlandıracağım.


Benderli şunları yazıyor:


“Hayır, sözünü ettiğim, ‘Vasiyet’ adlı şiiri değildir. (...) İşte Budapeşte’deki son buluşmamız olduğunu henüz bilmediğim 1955 yılının o yaz günü, Nâzım ağabey, bizim evde birlikte olduğumuz bir sırada bana, Necil’e ve Yılmaz’a bakarak şöyle dedi: Çocuklar bir vasiyetim var sizlere, unutmayın! İleride günü gelince, ne yapıp edip uygulayın, uygulattırın! Bir gün elbet Türkiye’de de devrim olacak, sosyalist düzen kurulacaktır. Sizin bunu göreceğinize inanıyorum. O zaman asla, hiçbir şekilde, bayrağımızı değiştirmeyin, değiştirmek isteyenlere engel olun! Ay yıldızlı bayrağımız değişmeden, hep öyle kalsın. Ve eğer bir gün sizler, yönetici mevkilere geçecek olursanız, mutlaka çarşıya, pazara kendiniz gidip, alışverişinizi kendiniz yapın!”


Gün geçtikçe “yerli” ve “milli” niteliğini yitiren, emperyalizm  kavramını  Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığından gideceği güne kadar tatile çıkartan, sanayi,.köprü, havaalanı, tank ,top deyirce hoplayan   kimi aklı evvel ‘solcu’lara da 1969 yılı Aralık ayında Türkiye Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (TDGF), Dev-Genç’in “yerli malı haftası” ile ilgili yayınladığı  etkinlik bildirisinden öçet olarak, örnek vererek burada, şimdilik, son veriyorum:


“Bütün madenlerimiz Amerikan emperyalistleri ve diğer yabancılar tarafından işletilmekte ve Etibank’ın ve Maden Tekkik Arama’nın faaliyet alanları gittikçe daraltılmaktadır. Bütün petrol yatakları ve sahaları Amerikan ve diğer yabancı şirketler tarafından kapatılmakta, çarçur edilmekte ve Petrol Ofisi ile TPAO’nun çalışmaları baltalanmaktadır.  Ağır sanayinin kurulamayışı sonucu bir türlü gelişemeyen milli sanayimiz, Amerikan ve diğer yabancı montajhanelerle devamlı baltalanmakta ve milli üretim güçlüklerine ve kaynaklarına dayanan bir yerli sanayi kurulamamaktadır. Tamamen Türkiye Halkı’nın ve diğer dünya halklarının haklı savaşlarını yürütmek ve desteklemekle görevli olan ordumuzun bütün araç ve gereçlerini sağlamak zorunda olan milli harp sanayimiz NATO, CENTO ve Amerikalılarla olan ikili antlaşmalar yolu ile devamlı baltalanmaktadır….”


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 391