Bugün: 23.08.2017

Siyasetin paradoksları


Seçime katılacak siyasi partiler 7 Nisan’da YSK’na  milletvekili aday listelerini vererek, seçim çalışmalarına başladılar.
7 Haziran da gerçekleşecek milletvekilliği genel seçimlerine ise  bir ayı aşkın bir zaman kaldı.

İKTİDAR VE MUHALEFET

Ülke genelinde  iktidar partisi Ak Parti’nin de muhalefet partilerinin de türlü türlü hesabı var.
İktidar partisi, Ak Parti, iktidarını yeniden kurtarıp, korumak  ve yeniden tek başına iktidar olmak istiyor. 
Ak Parti ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan şunu çok iyi biliyor:7 Haziran da yeterli sayısal çoğunluğu kazanarak, yeniden iktidar olamazsa, 13 yıl da neyi amaçlamış ve hedeflemişse hepsi tepe taklak olacak!

Belirlenmiş 2023 ve 2071 hedefleri, Türkiye’nin  dünyanın en gelişkin 10 ekonomisi arasına girmesi, Başkanlık sistemi, çözüm süreci   ne varsa hepsi bir anda tepe taklak olacak!

‘GİTSİNLER DE SONRASINA 
BAKARIZ’  ANLAYIŞI..!?

Muhalefet partilerinin ise 7 Haziran genel seçimleriyle ilgili tek  ortak hedefi  ve amacı var: Ak Parti’yi  iktidardan uzaklaştırabilmek!
Bu özleme ortak olan muhalefet cephesi ise çok geniş: TÜSİAD, Cemaat, Doğan  Yayın Grubu, CHP, MHP, HDP, Vatan Partisi  ve sıralama    irili ufaklı  diğer partilerle   uzayıp gidiyor.
Bu muhalefet  yelpazesinin uluslararası  ayağı da var: İsrail, ABD’de neoconlar, İngiltere ve AB ülkeleri, darbeci Mısır, Suriye’de  Esed  rejimi gibi…; bu ülkelerin istihbarat örgütleriyle dolaylı dolaysız  ilişkili medya organları, sivil toplum örgütleri…

SANDIĞA EKONOMİ YÖN 
VERECEK GİBİ..!

Evet, 7 Haziran seçimleri öncesi ülkede yaşanan seçim süreci kristalize edilip,  somutlandığında öne çıkan tablo bu!
Kuşkusuz, iktidar partisi karşısındaki siyasi yelpazenin bu kadar geniş olmasında Ak Parti’nin eksik ve yanlışlar toplamının ağırlığı büyük.
Seçime katılacak iktidar ve muhalefet partileri, seçim bildirgelerini yayınladılar. 
İktidar partisi, seçim beyannamesinde, önceliği  başkanlık sistemine ve  bu yönde devletin yani idarenin yeniden düzenlenmesi ve bu kapsamda yeni  ve sivil bir anayasaya verdiği gözlemleniyor.
Muhalefet ise, beyannamesinde ekonomiye ve öncelikle de çalışan, emekli kesimlerin ekonomik ve sosyal haklarının iyileştirilmesine  verdi.

TÜRKİYE’DE ŞERİAT 
TEHLİKESİ YOK!

Muhalif siyasi partilerin seçim beyannameleri ve vaatleri bir gerçeği ortaya koydu: Türkiye’de Ak Parti iktidarı ile bir şeriat tehlikesi  yok!
Cumhuriyet Devleti elden falan da gitmiyor!

CUMHURİYETLE 
HESAPLAŞMANIN MİMARI 
CHP’DİR!

Tam bu nokta da şu tesbiti yapmakta yarar var:Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 1923’te kurdukları  Cumhuriyet Devleti ve değerlerinden geri gidiş,Cumhuriyetçi kodroların tasfiyesi,kurumların iğdiş edilmesi olayı  ve Cumhuriyet Devleti’nin  yeniden yapılandırılması faaliyetleri ya da karşı-devrim olarak isimlendirilen sürecin başlangıcı bugüne kadar özellikle solun iddia ettiği gibi, 1946’da çok partili siyasal yaşama geçiş ve 1950 de DP’nin iktidara gelişiyle değil, daha Mustafa Kemal 1938 10 Kasım’ın da yaşama gözlerini kapatmadan başlatılmış bir süreçtir.
Bugün ki CHP’nin en büyük tarihsel paradoksu budur!
Bugünün CHP’si asla Mustafa Kemal döneminin CHP’si olmadığı gibi Cumhuriyet dönemi CHP’sini günümüze kadar kademe kademe tasfiye eden, tarihsel açıdan hızla bu anlayış ve değerlere yabancılaşan ve bugün kendisini ‘yeni’ olarak tanımlayan ama geçmişinin mirasını tepe tepe kullanıp, suistimal eden  CHP’dir.

OLİGARŞİNİN TOPLUMSAL 
ALGI OPERASYONU

Burada üzerinde durulması gereken   90 küsur yıllık Cumhuriyet tarihinde yönetici erkin sürekli oluşturduğu  toplumsal algı operasyonudur.
Türkiye’de oligarşik yönetim anlayışı iktidarını sürekli egemen kılabilmek ve güvence altına alabilmek için hep bir şeyleri tehdit unsuru olarak öne çıkartıp, dönemsel olarak farklı umacılar yaratmıştır. 
Bu kimi zaman komünistler ve sol olurken, bu kimi zaman bölücülük, kimi zaman şeriat, kimi zaman da etnik ve mezhepsel farklılıklar olmuştur.
Gelinen aşamada, toplum artık umacılarla  ve korkularla birlikte yaşamak istemiyor.
Bunu istememenin ve red etmenin karşılığı ise,ulusal özgüvenin geliştirilmesinden, demokrasi kültürünün devlet ve toplumsal açıdan içşelleştirilmesiyle doğrudan ilişkilidir. Farklılıklarını bir ayrım ve gerilim kaynağı olarak değil,bir zenginlik olarak gören ve cesaretle kucaklayan  bir devlet anlayışı ve toplum, bu tür algı operasyonlarının dışına çıkar. 
Birilerinin  dış kaynaklı provakatif çabalarına karşı kendi ulusal ve demokratik barikatlarını güçlendirir.

TÜRKİYE KAPİTALİST
 BİR ÜLKEDİR

7 Haziran genel seçimlerine endeksli olarak siyasal partiler nezdinde yayınlanan seçim bildirgelerinin ve vaatlerinin, iktidar özlemlerinin en büyük eksiği bizce olayın sınıfsal boyutunun ve sınıfsal back rauntunun ısrarla gözlerden kaçırılmak istenmesidir.
Örneğin, Türkiye, gelişmekte olan kapitalist bir ülkedir. O nedenle, siyasal iktidarda şu veya bu partinin bulunması, şu veya bu liderin isminin öne çıkmasının fazla bir anlamı bulunmamaktadır.
Ancak, ülkede ve toplumda yaşanan tartışmalara bakıldığında partiler ve liderler tarafından ısrarla hemen her şey şu veya bu partiye ya da şu veya bu lidere endeksli ele alınmakta, parti veya kişilerden kurtulma eğilimi körüklenmektedir.
Oysa ki, siyaset ve ekonomi bilimi, sosyolojiye göre bu ülkede yıllardır oynanan siyaset oyununun  bir başka perdelenmiş görüntüsüdür.
Bu perdeyi yırtmak, toplumun perde arkasında  gerçekte nelerin yaşandığını görmesi demokrasinin geleceği açısından yaşamsaldır.
‘İyi’ ve ‘kötü’ üzerinde siyaset yapmak, siyaseti kişilere endekslemek en hafif ifadeyle aptallık ve cehalet ürünüdür.

TÜSİAD VE SOL

Sormuyor ve soruşturmuyor, araştırıp, tartışmıyoruz.
Örneğin: AK Parti iktidarının 2002’den bugüne ülke yönetiminde söz sahibi olmuş TÜSİAD’la yaşadığı çelişki, gerilim ve zaman zaman kavgasının neden ve niçini nedir?
TÜSİAD gibi, Cumhuriyet tarihi boyunca ülkenin demokratikleşme sine ket vurmuş, askeri faşist darbeleri desteklemiş, soygun ve sömürü düzeninden nasiplenmiş işbirlikçi bir sermaye grubu ile Ak Parti, neyin çatışmasını yaşamaktadır?
TÜSİAD, Gezi benzeri toplumsal olaylarda nasıl rol üstlenmiş, destekleyebilmiş hatta solla flört eder konuma gelebilmiştir?
Cumhuriyet tarihi boyunca anti- emperyalist kimliğini ve duruşunu koruyabilmiş olan sol ve sosyalizan gruplar, Ak parti iktidarına karşı Batı emperyalizminin borazanı konumundaki sivil toplum örgütleri, medyasının etki alanı içersine nasıl giribilmişlerdir?
Günümüzde bu ve benzeri paradoksların aşılabilmesi, bu alanlarda politika üretilmesi bir ihtiyaç olarak karşımızda duruyor.
Tarihsel açıdan sürekli askeri faşist darbelerin hışmına uğramış, mağdur kılınmış sol’un Mısır’da Sisi yönetimine karşı takındığı tavır ve duruşu bile ideolojik kaymanın  somut örneği durumundadır.
TÜSİAD ile Doğan Yayın Grubunun bir araya gelmesinin, ortaklaşa siyasal refleks vermelerini anlamak mümkündür.Bunun sınıfsal anlamı da süpriz değildir.Bu ilişkinin ve dayanışmanın şifreleri kolaylıkla  çözülebilir. Ancak bu ilişkiye Cemaatin yada sol’un eklemlenmiş olması üzerinde kafa yorulması gereken bir durumdur.

ÇALIŞANLAR,EMEKLİLER
 VE  AK PARTİ.!

Ben, 7 Haziran genel seçimlerde Ak Parti iktidarının en zayıf yönünün  çalışan, dar gelirli kesimlerle, emekliler olduğuna inanıyorum. 
Bu kesimlerin yaşam standartlarını iyileştirip, yükseltemeyen Ak Parti’nin bunun bedelini sandıkta ödeyeceğini düşünüyorum.
Hazine’de altın ve döviz rezervininin yükseltilmiş olması, milli gelirin düne göre arttırılmış olmasının  çalışan kesimler ve emekliler için anlamı, bugün için, ‘HANİ BİZE...BİZE DE VER’ noktasında yükselen bir talebe dönüştüğünü görüyorum.
İktidar partisi açısından ‘vermemenin’ ve  BUNU ÇEŞİTLİ MAZERETLERLE GEÇİŞTİRMENİN HİÇ BİR ANLAMI ve HÜKMÜ YOK!
Türkiye,  gelir dağılımı açısından ciddi bir uçurum ve sosyal adaletsizlik yaşıyor.
Ben, bunun sandıkta mutlaka bir karşılığı olacağına inanıyorum.
Bu toplumsal gerçeği, muhalefet cephesi de görüyor ve iktidara en zayıf olduğu bu alandan, haklı olarak saldırıyor.
Ekonominin siyasetin önüne geçtiği zamanlar vardır. Türkiye toplumu böylesi bir kırılma dönemini yaşıyor.
Siyasi argümanlar ne kadar güçlü olursa olsun geniş kitleler nezdinde balon gibi sönüp, etkisizleşiyor. Elde ettiğiniz başarılar, kazanılmış değerler üzerinden geniş kitlelerin talepleri dikkate alınarak pazarlıklar başlıyor. 
Sonuç, geniş kitleler için fazla bir anlam ifade etmiyor. An, düşünülüp, an kurtarılmaya çalışılıyor, ki bunun da mantığı ,haklılığını sorgulayabilmek gerçekten güçtür.
Buna toplumsal pragmatizm de denebilir.

‘YENİ TÜRKİYE’ VE
 ‘YENİ AK PARTİ’..!

7 Haziran genel seçimlerinin Ak Parti açısından önemli olan farklı bir yönü daha var.
2001 yılında kurulmuş ve kuruluşundan bir yıl sonra 2002’de iktidar olmuş, o günden bu güne gerçekleşen tüm genel ve yerel seçimlerden, referandumlardan başarıyla çıkmış bir parti söz konusu.
Bu 13 yıllık iktidar yürüyüşünün kadrosal muhtevasının iyi analiz edilmesi,sürecin iyi okunması  gerekiyor.
Özetle, bu yürüyüşün ilk çekirdek kadrosu ‘milli görüşçüler’den oluşmuştu. Bu kadrosal taşıyıcı nüveye eski DYP-ANAP’ta öne çıkmış bir çok isim eklemlendi. Cemaat, 2010’lara kadar Ak Partiye sunduğu destekle devlet ve iktidar olanaklarından fazlasıyla yararlandı. Liberal aydınların önemli desteği sağlandı.
Ak Parti iktidarı  döneminde ilk dönüşüm ‘gömlek çıkartma’ olayı ‘milli görüşçüler’in  etkisizleştirilmesi ve tasfiyesinde yaşandı. Ben,bunda cemaatin büyük rolü olduğuna inanıyorum.
Partinin milletvekilliğinde 3 dönem kuralını benimsemesi nedeniyle partiyi başlangıçta oluşturmuş ve bugüne kadar taşımış milletvekillerinin 7 Haziran seçimleri öncesinde vekil adayı gösterilmemesiyle Ak Parti yeni bir yol ayrımına girdi. 
Cemaatle 2009-2010-2011’de başlayan yol ayrımı ve cemaatçi milletvekillerinin istifasıyla  yaşanan değişim ve dönüşüm,3 dönem kuralının işlevselliğiyle yeni bir aşamaya taşınmış oldu.
13 yıllık iktidar, ‘Yeni Türkiye’ söylemine uygun ‘Yeni Ak Parti’yi de 7 Haziran genel seçimlerinde gerçekleştirmek için kolları sıvadı,listelerini buna göre şekillendirdi.
Örneğin, Ak Parti’nin son  Balıkesir milletvekili listesi ve listede yer alan isimler,( Ali Aydınlıoğlu dışında) bunun göstergesi olarak kabul edilebilir.
Sema Kırcı’nın  ‘Yeni Türkiye vizyonunu’ anlamak, görmek isteyenler’ bize bakmalılar’ derken, partisel değişim ve dönüşümün bizlere yeni ip uçlarını vermiyor mu?
Bu tablodan şu sonucu çıkartabilmek de mümkün: 7 Haziran genel seçimlerinde Ak parti nasıl bir sonuç alınsa alsın,Türkiye’de  merkez sağ bambaşka bir vizyon ve kadrosal yapıyla karşımıza çıkacaktır.

SİYASET VE SİYASETÇİ 
DEĞİŞİYOR,DÖNÜŞÜYOR!

Sonuç olarak;İster kabullenelim isterse etmeyelim, Türkiye’de siyaset anlayışı ve tarzı ve siyasetçi profili ihtiyaç ve taleplere uygun bir biçimde değişip, dönüşüyor.
Türkiye’de bir dönem kapanıyor. Siyasi yaşamımızda yaşanan karmaşa bu değişim ve dönüşüme direnci de kendi içinde barındırıyor.
Merkez sağdaki bu arayış,bu değişim ve dönüşüm,merkez sol’da da ya da en genel ifadeyle siyasi yaşamın tüm bileşenlerinde öne çıkıyor.

Şu denebilir:
 7 Haziran sonrasında siyasi yaşamımızda hiç bir şey eskisi gibi olmayacak!

Esen kaılın...












Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 558