Bugün: 19.10.2017

Sığırcıklar


Özgürlüğümüz ve demokrasi bir kuşun kanadında

2012 yılının sonbaharından bugüne Bandırma ve çevresindeki yerleşim yerlerine işimiz gereği gidip geliyoruz.
Dikkatimi çekti.

SIĞIRCIKLAR NE OLDU?

Ortada bir tek Sığırcık kuşu görmedim. Yazıma oturmadan önce bizim CHP’li İGM üyesi ve kırsal kökenli İsmet Koçyiğit’i telefonla arıdım ve sordum. O da bu yıl Sığırcık görmediğini söyledi.
Sabah haberlerde izledim. İsrail’de gökyüzünde oynaşan, dans eden Sığırcık sürüsü tüm TV kanallarında revaçta...20 yıldır görülmeyen Sığırcıklar, sürü halinde görülünce sevinmişler.
Koçyiğit, sığırcıklardan vazgeçtik, Aksakal da gördüğü kartaldan söz etti.Atmaca, baykuş, şahin’i  görüyoruz,bilirim ama bölgemizde kartal olduğunu ilk kez Koçyiğit’ten öğreniyorum. Koçyiğit, kartalların genelde ahlat ağaçlarına yuva yaptığını ve bölgede bulunduklarını söylüyor. İncelemek gerek...

BAŞKA KUŞLARI TAKLİT
EDEN SIĞIRCIKLAR...

Sığırcık, sonbahar ve kış mevsiminde  sıklıkla gördüğümüz ve aşina olduğumuz bir kuş.Çocukluğumdan sığırcık avlarını anımsarım...Özellikle semiz ve yağlı olduğu zamanlarda avlanan sığırcıklarla yapılan sığırcıklı plilav muhteşemdir.
Sığırcık’in yüzden fazla çeşidi var ve bizim bölgemize genelde gelen sığırcıklara “adi sığırcık” deniyor.Siyah tüyleri erguvan ve yeşil parıltılı olan ve büyüklüğü yaklaşık 20-25 cm olan sığırcık’ı yerde sıçrayarak besinini arar. Böcek,salyangoz, tahıl,meyva, solucan ne bulursa yer. Tembel ve işgalcidir. Uzun gagasıyla öldürdüğü kuşların yuvalarına yerleşir. Şamatacıdır ve insanlara yabancılık çekmez. Hayvan seslerini taklit etmesi ise gerçekten şaşırtıcıdır.
Sığırcık kuşunun, manevi dünyamızda da ilginç bir yeri vardır. Örneğin, sığırcık kuşu denilen kimse, dindar, kendi halinde, sabırlı ve helal kazançlı olana denir. Rüyasında sığırcık kuşu görmek ise,hayra alamettir, berekettir.

KUŞÇUBAŞLARI VE
GÜNEY MARMARA

2012 ve 2013 de, sığırcık kuşunun geçmiş yılllara göreğ, Bandırma ve bölgede görülemesinin özel bir nedeni var mı, çevre kirliliğiyle mi ilişkili bilemiyorum.
Ancak, Bandırma ve bölgenin kuşlarının dünü ve bugünüyle de fazla ilişkili olduğunu sanmıyorum. Örneğin, Gönen, Maryas ve  Edincik’te ve etrafındaki köylerde Osmanlı döneminde ve öncesinde kuşçuluğun özel bir yeri ve önemi var. Keza, bizzat Saray’a alıcı kuş yakalayıp, gönderen Kuşçubaş’ları var. Bunların gödevi, sadece alıcı kuşları avlamak değil. Bunlar aynı zamanda bölgedeki kuş varlığını da korumak ve geliştirmek zorunda.Bu dönemle ilgili şahin ve atmacayı biliyoruz. Kartal benim için de yeni bir konu.
Bölgemizdeki doğal yaşamı, dünü ve bugünüyle, yeterince bilmiyoruz. Örneğin, sadece Kapıdağ’a mahsus ve orada yaşayan bir yarasa türünün bulunduğunu,yıllar sonra özel bir çaba harcayarak öğrenebildik.
Keza, yine Kapıdağ’da geyik ve ceylan bulunduğunu da aynı şekilde çok geç öğrenebildik. Kapıdağ’ın köylüleri biliyor. Buradaki eksiklik, bu işle Devlet ve kamu adına ilgili olanların, “başımıza iş alırız” suskunluğu...

ÜLKENİN ZENGİNLİĞİNİ
AN’LIK ÇIKARLARA
KURBAN ETME KOLAYCILIĞI

Okurlarımızın da bildiği gibi, kişi olarak ben, hem Bandırma Çevre Platformu(BAÇEP)’nun kurucusu ve yöneticisiyim hem de merkezi Bursa’da olan Güney Marmara Doğal ve Kültürel Çevreyi Koruma Derneği GÜMÇED’in Bandırma ve bölge temsilcisiyim.
Bu tür gönüllü ve sivil demokratik kuruluşların temsilcisi ya da başkanı, üyesi olmak tek başına bir anlam ifade etmiyor. Bu derneklerin ve gönüllü kuruluşların amaçları doğrultusunda işlevli olması, katılımcı olması gerekiyor. Biz de ise,ne yazık ki, bu yok..! Bunun da birden fazla nedeni var.
Örneğin, önceliklye insanlarımızda demokratik bilinç ve gönüllülük temelinde bu yapılarda çalışma kültürü yok! Sen-ben davaları, iç çekişmeler öne çıkıyor.
Toplumsal açıdan ise, başta kamu yöneticileri yani Devlet ile seçilmişler, siyasiler  kendi denetim ve kontrolleri dışında toplumda demokratik kanalların, insiyatiflerin gelişmesini genelde istemiyor. Düşünen, sorgulayan insan unsuru, bir tehlike olarak kabul ediliyor. Genelde ülkenin dünü,bugünü ve geleceği an’a ve an’lık çıkarlara kurban ediliyor.

BİLİM VE AKIL

Örneğin, geçtiğimiz hafta Marmara Denizi’nde yaşanan kirlilik ve sonuçları üzerine yaşanan bir tartışma, gündeme damgasını vurdu.
Denizdeki kirlenme ve özellikle kimyasal ağır metal kirliliğinin doğal yaşam ve insan sağlığı üzerine etkileri sorgulanmaya çalışıldı.
Hemen bu iddialar yalanlandı, abartılı bulundu ve “İNSANLARIMIZ RAHAT RAHAT BALIK  YİYEBİLİRLER”denildi...
Doğru mu!?
Hayır..!
Bu denizin 30-40 yıl öncesini bilenler şunu gayet iyi biliyorlar ki, Marmara içinde barındırdığı yaşamla birlikte ölüyor...
Bunu, BİLİM de söylemesinin ötesinde, BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR VE SONUÇLARIYLA tek tek ortaya koyuyor.
BİLİM’i ve BİLİM İNSANLARI’nı, BİLİMSEL KURULUŞLAR’ı dikkate almayan toplumlar, aklı devreden çıkartan ve bilim dışı safsatalarla gün geçiren toplumlardır.
Peki, bunu neden ve niçin yapıyoruz?
Çünkü, an’lık çıkarlar bize bunu yaptırıyor, söyletiyor....

ATIK TESİSLERİ NE OLDU?
SORMAK GÖREVİMİZ..

Örneğin, Bandırma Belediyesi’nin öncülüğünde Katı Atık Birliği’ni kurduk...Üzerinden yıllar ve aylar geçti. Hala bir sonuç yok..!
Keza, bu projeyle birlikte ele alınan sıvı atık tesisi ile ilgili aylar ve yıllardır ortada somut bir çalışma var mı, varsa hangi  noktadayız?
Sığırcıkların peşinden koşalım ama kendi pisliğimizin ne olduğunun ve çözüm için ne yapıldığının da peşinden koşalım..!
Bunun öncelikle yolu, soru sormak ve sorduğumuz soruların yanıtını bulmak yönünde ısrarcı olabilmektir.
İşte bu, bireyin ve toplumun demokratikleşmesinin, demokrasi kültürünün içşelleştirilmesiyle ilgili bir sorundur. Bunu özgürce yapamıyorsanız, demokratik açıdan yurttaşlık kavramını da sorgulamak zorundasınız.
Bu da yetmez...
Bireyin ve toplumun özgürleşmesi ve demokratikleşmesiyle Devlet’in ve yerel yönetimlerin özgürleşmesi ve demokratikleşmesi koşut gelişmediği zamanlarda, sorun yaşarsınız. Aynı bugün yaşandığı gibi...

YAŞAMIN HER ALANINDA
DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK..
Burada söz konusu olan salt doğal ve kültürel yaşamımızın korunması ve gözetilmesi değil. Ki, doğal ve kültürel sorunlarımızın da çözümünün toplumun özgürlmeşmesi ve demokratikleşmesiyle ilgili olduğunu yukarıda zaten vurguladık.
Ekonomik sorunlarımızın da çözümü doğrudan özgürlük ve demokratikleşmeyle ilgili.

BU NEDENLER BİZE
YABANCI DEĞİL...

Özgürleşme ve demokratikleşme sorununu aşamayan toplumlar, sürekli mağdur yaratıyor..
Örneğin, ŞEKER PİLİÇ nezdinde yaşananlar ve Şeker Piliç Satış Koordinatörü Hakan Bor’un yaptığı basın toplantısında yaptığı açıklamada dile getirdikleri.
ŞEKER’de bugün yaşanan ekonomik sıkıntıların gerekçelerini Hakan Bor, şöyle sıralamış:
- Yüksek maliyetli yem hammaddeleri..
- Maliyetlerdeki artışın satış fiyatlarına yansımaması...
-Önceleri %8 olan satış KDV’sinin %1’e indirilmesinden dolayı biriken KDV alacakları...Dışardan aldığımızdışarıdan alınan %8 ve %18 KDV’leri  olan ürünlerin maliyetinin ortalama %8,7 olması ve %1 KDV ile yapılan satışta oluşan KDV farkı,
- Devletten almaları gereken KDV oranının yaklaşık olarak 24.000.000 TL olduğu,
- Firmanın en büyük giderleri olan elektrik, su, doğalgaz ve yakıttaki zamlar ile yüksek maliyetin artması,
-Tavukçuluk sektörünün darboğazdan kaynaklanan sıkıntıları ile bankaların uzun vadeli kredilere uzak durmaları,
-Sektörleriyle ilgili oluşan olumsuz söylemler,
-Firmanın geçmişte geçirdiği 2 sel ve 1 yangın felaketi ile üretime verilen 9 aylık ara...

DEVLET VE İKTİDARIN
EKONOMİK POLİTİKASIZLIĞI

Tüm bu ekonomik unsurların, beyaz et sektöründe ŞEKER PİLİÇ’e ait olduğunu söyleyebilmek mümkün mü?
Hayır..!
Ben, bildim bilesi,başta BANVİT olmak üzere beyaz et sekröründe faaliyet gösteren firmalar, başta Devlet’in bir beyaz et politikası olmamasından ve bu konudaki politikasızlığın sektörü içerde ve dış pazarlarda vurduğundan şikayetçi...
AK Parti iktidarı döneminde de, beyaz et üretileri yıllanmış bu sektörel politikasızlığın mağduru konumundalar.

İlginçliğe bakın..!

Bir yandan Türkiye’nin önüne 2023 hedefi koyup, dünyada ekonomik gelişkinlik sıralamasında ilk 10’a girmeyi amaçlayacaksınız, bunu 500 milyar  dolar rakamıyla resmileştireceksiniz ama ortada beyaz et sektörüyle ilgili bir ekonomik politikanız olmayacak!
Hadi bu  ekonomik politikasızlığınızdan da vazgeçtik, bir de sektörün KDV handikaplarını mağduriyete neden olacak şekilde biçimlendireceksiniz..!
Bandırma’da en son BANSİAD toplantısında Ticaret Odası Başkanı Osman Kocaman, beyaz et sektöründeki firmaların birikmiş KDV alacaklarından söz ederek, Milletvekili Öztaylan’ın konuyla ilgilenmesini istedi.

O günden bugüne çözüm YOK..!

Hakan Bor, açıklamasına şunu da eklemiş: Beyaz Et Sanayicileri Derneği, Ankara’da, Hükümet nezdinde bir çok girişimde bulunmasına karşın bu çalışmalarından bir sonuç alamamış..!

BİNLERCE İNSANIN KAYGISI
İKTİDARIN DA KAYGISI
OLABİLMELİ

Örneğin,bu sorun, doğrudan iktidar partisi bölge milletvekillerini ve aynı zamanda Genel Başkan Yardımcısı olan başta Edip Uğur olmak üzere Öztaylan’ı ilgilendiriyor.
Neden?
Çünkü, bu sorun sadece ŞEKER’de 1500 çalışan ile tedarikçileriyle birlikte 4000 kişiyi ilgilendiriyor. Bunların aileleri ile birlikte kişi sayısı 16 bin..!
Vazgeçtik ülke ekonomisindeki olumsuz etkilerinden, bunun Bandırma ve bölge ekonomisi için sonucu tam bir felakettir..!

Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı bu konuyu gündemlerine almak ve beyaz et sektörünün yıllanmış ve kangrenleşmiş sorunlarını çözmek, iktidar olarak beyaz et sektörüne dönük bir ekomik politika belirlemek zorunda..

DEMOKRATİK OLAMAYAN
İKTİDARLAR MAĞDUR VE
MAZLUM YARATIRLAR

Türkiye’de bu gibi konularda siyasal iktidarlar tarafından halka hep yalan söylendi. Örneğin, devletçilik ve tarıma, hayvancılığa Devlet teşviki konusunda,bu alanlardaki politikasızlık konusunda hep gerçekler saklandı.
Örneğin, beyaz et sektörüne ABD’de verilen Devlet desteği ve ihracatta sağlanan Devlet teşviki , maliyetlerin aşağı çekilerek firmaların ulaslararası rekabet şansının artırılması konusunda nelerin yapıldığı ve hangi ekonomik politikaların izlendiği hep saklandı..
Bilgiyi ve gerçekleri kendi vatandaşından ve halkından saklayan Devlet ve iktidarlar, demokratik ve özgürlükçü değildir, olamaz..Böylesi anti-demokratik siyasal iktidarlar ve Devlet, yaşamın her alanında hep mağdur ve mazlum yaratır..

Türkiye’de bugün yaşanan budur..!

Siyasal iktidar, 2023 hedefine koşut olarak, beyaz et sektörüne yönelik yıllanmış ekonomik politikasızlığa son vermeli, sektörün sorunlarını lafla değil, somut adımlarla çözmelidir.

Esen kalın...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ