Bugün: 18.12.2017

`SESİMİ DUYAN VAR MI?`


17 Ağustos 1999 Gölcük depreminin üzerinden 17 yıl geçti. Sabaha karşı saat 03 sıralarında gerçekleşen 7,5 Mw   büyüklüğündeki deprem anını dün gibi anımsıyorum. Apartmanda herkes gibi kendimizi zar zor dışarı atmış, başlangıçta ne olduğunu, depremin nereyi vurduğunu ve  sonucunu merakla öğrenmeye çalışmış, aracımızın radyosundan felaketin izini sürmüştük.


Kimse, cesaret ederek evine giremiyordu.  Hazırlıksızdık, şaşkındık ve ne yapacağımızı bilmiyorduk. Gün ışırken evlerimize girdiğimizde  felaketin boyutunu televizyonlardan öğrendik, izledik.


DEPREM GERÇEĞİ İLE BİRLİKTE YAŞAMAK ZORUNDAYIZ AMA…


Marmara, Ege ve İç Anadolu’da hissedilmiş olan depremin bilançosu  ağırdı.



Resmi raporlara göre; 17.480  kişi  yaşamını yitirirken, 23.781 kişi yaralanmıştı.  Yaralılardan 505 kişi sakat kalmış, 285.211 ev, 42.902 iş yeri hasar görmüştü.


Resmi olmayan bilgilere göre ise, yaklaşık 50.000insanın yaşamını yitirdiği, 100.000`e yakın insanın  yaralandığı, 133.683 binanın çöktüğü  ve  yaklaşık 600.000 kişinin evsiz kaldığı iddia ediliyordu.


DEPREM DEĞİL,CEHALET VE RANT KAYGISI İNSANLARI ÖLDÜRÜYOR!


Geceleri günlerce  ya eve girmedik ya da  sabaha kadar sahil de Kristal Cafe’de sabahladığımızı anımsıyorum. Herkes bir yerlerde  idi. Kimisi aracında sabahlıyor, kimileri  boş bulduğu alanlara yayılıyordu.


‘Deprem Dede’ ile o yıllarda tanıştık. Babacan haliyle  ekranlarda insanları yatıştırmaya çalışıyor ve Türkiye’nin 1.derecede deprem kuşağı içinde bir ülke olduğunu belirterek, “Depremden korkmayın. Hazırlıksız olmaktan korkun”diyerek uyarılarda bulunuyordu.


Gölcük depremi  ve yaşanan felaketle birlikte Türkiye seferber olmuş, yaralarını sarmaya çalışıyordu.DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti iş başında idi. Depremden yaklaşık bir hafta on gün sonra  mesleğimiz gereği  deprem bölgesine yaptığımız ziyareti  anımsıyorum. Bölge savaştan çıkmışçasına virane haldeydi. Sahillerdeki dolgu alanları çökmüş, çocuk parkları, gazinolar, restaurantlar, binalar denize gömülmüştü.


Genç Bayrak gazetesinin kurucusu Şükrü Berber ve Ufuk İzmir’le birlikteydik. Kentin cadde ve sokaklarına araçla girebilmek imkansızdı. Arkası açık araçlarda insanlara battaniye dağıtıldığını anımsıyorum. Ve bir görüntüye çakılıp kalıyorum. Çok katlı bir bina  tümüyle yıkılmış ve bitişiğindeki bina hasar görmüş. Ama dairenin birinin duvarında yıkılmış binadaki bir dairenin banyo küveti açıkta sallanmakta.Yıkılan binanın mütaahhidi demek ki bitişikteki binayı avantaj olarak görüp, hiç duvar örmeden işin kolayına kaçmıştı.


GÖLCÜK DE DEĞİL,SANKİ  BOSNA’DA  SREBRENİTSA ‘DAYDIK!


Acının izini sürdük ve deprem de yaşamını yitirmiş insanlarımızın defnedildiği mezarlığa gittik. Aman Allah’ım! Dezenfekte amaçlı kabirlerin içi de dışı da kireçlenmiş. Yetişkin insanların ve çocukların, bebelerin sıra sıra kabirleri…Ve kabirlerin başında Allah’a yakaran, dua eden, Kur’an okuyan, ağlaşan dövünen insanlar…


Bandırma, Gölcük deprem felaketini  o dönemin belediye başkanı Dr.Halil Ünlü’nün oğlu üsteğmen  Ertaç Ünlü’yü enkazdan kurtarma çalışmalarında ve  öldüğünün anlaşılmasında bire bir yaşadı. Türkiye’nin dört bir yanından deprem bölgesine yardım eli uzandı.


Kuzey Anadolu Fay Hattı’nı  Gölcük depremi ile öğrendik, ezberledik.


BİNLERCE ÖLÜMÜN,YIKIMIN HESABINI BİLE SORAMADIK!


Felaketin boyutunun bu kadar ağır olmasının nedeninin plansız ve çarpık kentleşme, kaçak yapılar, standartlara ve projelere uygun yapılmayan binalar, jeolojik zemin etüdü yapılmadan gevşek zeminlerdeki yapılaşmalar, maliyetten kaçan ve ucuz, kalitesiz  malzeme kullanan müteahhitler, denetim eksikliği gibi nedenlerden kaynaklandığını öğrendik. Yapı denetimi ve zorunlu deprem sigortası düzenlemesiyle tanıştık.


Felaket sonrası, yapım hatalarından dolayı  müteahhitlere 2100 dava açıldı. Bu davalardan 1800’ü yasal boşluklardan dolayı sonuçsuz kalırken, geriye kalan 300 davanın 110 kadarında ceza verildi ama  bir çoğu ertelendi. Bunun dışında kalan davalar ise 16 Şubat 2007 tarihinde 7.5 yıllık zaman aşımı süreleri dolduğu için zaman aşımına uğradı ve düşürüldü.


Evet, Gölcük deprem felaketi üzerinden 17 koca yıl geçti. Günlük yaşamımıza bir kavram daha eklendi: Depremzedeler!


ÖNCELİK GÜVENLİK VE PLANLI YAPILAŞMA OLMALI!


Enkaz kaldırma çalışmalarında, vatandaşların ve ekiplerin ‘sesimi duyan var mı?’ seslenişleri hepimizin yüreklerine ve hafızalarına işledi. Gün günün, ay ayın, seneler senelerin üzerine binmesine karşın, sadece Gölcük’ün değil, ülkenin, iktidarların, siyasilerin, belediyelerin  ,bu konuda vatandaşlarının sesini gerçekten duyup duymadığı hala tartışma konusu.


Bandırma’nın rahmetli belediye başkanı Dr.Ünlü, 17 Ağustos deprem felaketi sonrası , “Belediye olarak artık plansız ve çarpık, gelişi güzel yapılaşmalar dönemi bitti. Belediye olarak önceliğimiz , güvenli kentler olacak” derken, bir gerçeğin altını çiziyordu.


2014 Mart yerel seçimlerinden sonra Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nde iş başı yapan A.Edip Uğur’un merkezde ve tüm ilçelerde jeolojik-jeofizik  zemin etüdü  çalışmalarından, planlamadan  ısrarla söz etmesi ve bu çalışmaları gözetmesinin ,bugün açısından, ne ölçüde gerçekleştiğini  en başka kamuoyu sorgulamalı ve bilgilendirilmeli diye düşünüyorum. Sadece büyükşehir belediyesi de değil, tüm ilçe belediye yönetimleri, bu konuda iş başı yaptığı günden bugüne ne yapmış ve ne yapıyor ortaya somut verilerle koymalı.


Ancak, şunu biliyorum: Türkiye, coğrafi olarak oynak bir zeminin üzerinde ve olası şiddetli bir depreme karşı hala hazır değiliz! Ve ne yazıktır ki, hala belediye meclislerinde partilerin ve insanların en büyük derdi ve amacı imar komisyonlarına seçilmek ve söz sahibi olabilmek. Yerel yöneticilerin bir çoğu  ise, adeta, emlak komisyoncusu!


17 Ağustos Gölcük depremi, yitirdiklerimizi anma günü olmanın ötesine geçilerek, felaketten ders çıkarttığımız bir gün olabilmeli.


Esen kalın….

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 356