Bugün: 20.11.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • SEMA KIRCI İLE SOHBETİMİZ ÜZERİNE…(3)

SEMA KIRCI İLE SOHBETİMİZ ÜZERİNE…(3)


Osmanlı dahil Cumhuriyet Türkiyesi’nde yaşananları ve elde edilmiş zaferlerin, başarıların, kazanımların en iyi şekilde anlaşılması ve kavrayabilmek için İHANETLERİN iyi bilinmesi ve kavranması gerekiyor. Tarihimiz muhteşem zaferlerin ve başarıların, kahramanlıkların tarihi kadar bu başarıları daha  da anlamlı kılan ihanetlerin tarihidir.


Tarihte yaşanmış ve vuku bulmuş ihanetleri bilmeden zaferlerin, başarıların ve kahramanlıkların anlamını bilemezsiniz. Her iki olay da iç içedir ve birbirinden ayrı düşünülemez…Gerçek anlamda 15 Temmuz’u anlamak ve kavramak istiyorsanız, ruhlarını 1 dolara satan lejyonerlerin ihanet yüklü dünyalarını anlamak ve kavramak zorundasınız. 15 Temmuz direnişi, işte o zaman gerçek anlamda bir tarihsel köşe taşı, bir destan  olur.


“Dava” partilerinde ya da siyasal hareketlerinde  yetişmiş ya da yetiştirilmiş kadroların yalpalamaları, duruşlarını tayip etme de zorluk yaşamaları, olaylar ve olgular karşısında duruş sergileyememeleri gibi bir dizi olumsuzluk yaşanabilir.  İnsan yaşamında ve insan ilişkilerinde bu tür durumlar sürpriz değildir ve olasıdır.


“Dava” partileri ve hareketlerinde kadroların ya da kadro adaylarının karşılaştıkları her olay ve olgu, zorluğun derecesine göre bireyin çelikleşmesine, dayanıklılığının artmasına yardımcı olan bir etken ve deneyim olarak kabul edilir.  İnsanlık tarihinde eski çağlardan bugünlere tüm filozofların, felsefecilerin, ideologların ya da düşün adamlarının temel arayışı ve derdi, davası “YENİ İNSAN”ın yaratılması olmuştur.


Söz konusu olan İNSAN ise bu dünyanın en belalı ve en zorlu işidir..!


HAMDIM,PİŞTİM,YANDIM DİYEBİLMEK İÇİN..


Bu davayı kabullenmiş ve üstlenmiş, aday olmuşsanız, hamurkarlığı gönülden ve sarsılmaz bir inanç, akıl ve cesaretle egonuzu aşarak ve sürekli ehlileştirip, sürekli besleyerek yürümek zorundasınız. Bu zorlu yolda yürürken en büyük rehberiniz geçtiğiniz ve yürüdüğünüz yoldan daha önce geçmiş ve ustalığa erişmiş olanlardır.


Mevlana Celaleddin Rumi’nin “hamdım, piştim, yandım” sözünün anlamının gizeminin anlaşılması gibi ya da Yunus Emre gibi…


“Yeni İNSAN” nefsini her açıdan doyurmuş insandır..!


Ben, yaşamımda bugüne kadar “ben, hamdım, artık, piştim ve oldum” ya da “doydum” diyenine tanık olmadım. Kişi için öğrenmenin ve deneyim sahibi olmanın sınırı yok. Öğrenen  ve öğrenci adayı olan kişi, bildikleri ve bilecekleri konusunda alçak gönüllü olmak ve mütevaziliğini sürekli koruyup, beslemek  zorundadır.


ATLI YAYAYA SELAM VERMEK ZORUNDADIR..!


Bir halk deyişi vardır: Atlı yayaya selam vermek zorundadır, diye…


Yüzlerce, binlerce yıllık insanlık tarihinden süzülüp gelen ve deneyimlerimizle imbikten geçercesine süzülen, günümüze taşınmış bu deyişlerin içerdiği anlamın zenginliğini de iyi kavramamız gerekiyor. Bu deyiş sadece insani ilişkilerde karşılıklı saygıyı içermiyor. Bu güzelim halk deyişine herkes değişik anlamlar yükleyebilir.


Örneğin, Kırcı gibi seçilerek bugün meclis de görev yapan 550 milletvekili var. Bu isimlerden kimisi bakan, kimi başbakan kimi başka bir sorumluluk üstlenerek iktidarda ya da muhalefet partisinin üyesi ve temsilcileri olarak siyasi ve toplumsal açıdan görevini ifa ediyor.


”Yeni İNSAN” ile ilgili bu nitelikler ve özellikler çoğaltılabilir…Biz, yeniden konumuza ve sevgili Kırcı ile sohbetimize geri dönelim. Eminim ki, sevgili Kırcı, üç gündür yazılarımda gündeme taşıdığım konular hakkında bilgi sahibidir.


AK PARTİ VE KÜHEYLANA TAŞINMIŞ KIRCI..!


Kırcı’yı da içerisinde yer aldığı hareket ya da partisi genç kızlık ve öğrencilik yıllarından başlayarak yaşamının her aşamasında değer  vererek sahiplenmiş ve aşama aşama siyasal ve sosyal yaşamda sorumluluklar vererek, makam ve mevkii sahibi kılmış. Bu da yetmemiş ve pek fazla ilişkisi olmamasına karşın, parlamenter yaşam içerisinde sorumluluk alması için Kırcı’yı partisinden aday göstermiş ve  bu sürecin baş mimarlarından Erdoğan liderliğinde “ bu kızımıza sahip çıkın.. Yabancılık çekmesin” demiş..!


Kırcı, bir emanettir ve  “dava” da emanetin ağırlığı sorgulanmaz bile…


Kuşkusuz, bu süreç de emanete de düşen sorumluluklar vardır, emanet sahiplerinin de yapması  ve yerine getirmesi gereken sorumluluklar vardır…


İşte, atlının yayaya selam verme zorunluluğu bu nokta da başlıyor. Kırcı ,artık,partisinin,devletin ve  milletin altına İngiliz ya da Arap atını sürdüğü bir atlıdır. Doğal olarak da bir “dava”nın süvarisi ve akıncısıdır…


Atın binicisi, altına sürülmüş atın hikmetini bilmez ve  karşılaştığı yayaya selam vermeyi zul sayar ve kendisini taşıyan atın sırtında kibre  kapılıp, etrafına minnetle, şükranla ve saygıyla mütevazi bir şekilde yaklaşmaz ise, uyarıları dinlemez, sahip olduğu atın kerametini anlamaz ise değişik sorunlar ve sıkıntılar yaşaması kaçınılmazdır.


Altındaki at, onu nerede ve ne zaman sırtından atar, kurtulur bilinmez…


Siyasal ve toplumsal yamamızda “ezilmişler” ve “ezikler”in üstlendiği ve üstlendikleri rol tarihte ve güncel yaşamda hep sorgulanır ve tartışılır olmuştur. Bu genelde sosyal psikolojik bir vakadır. Kişinin hazım(sindirim) sorunu ile ilgilidir. Makam ve mevkii, ekonomik ve sosyal rahatlık hiç kimseyi şaşırtmamalı. Dini açıdan da nefis ile doyumsuz ego ve kibir ilişkisi doğrudan ilişkilidir. Kişiyi açığa düşürür ve yanlışlar yaptırır, yolundan saptırır. Etrafınız  ve her şeyden fazla önemsediğiniz “davanız” için sevimsiz ve itici hale gelir, insanların güvenini yitirirsiniz…


HAMURKARLAR BAŞINDAN İTİBAREN YAŞANANLARI IZLEDİ..!

 

Balıkesir ve Bandırma Ak Parti, bu yönü ile bugün kendi içerisinde ciddi siyasal sorunlar yerine  kanımca sosyo-psikolojik sorunlar ve bu sorunların, sıkıntıların neden olduğu çeşitli sapmalar  yaşıyor. Yaşanan sorun ve sıkıntıların Güney Marmara ve Bandırma ile sınırlı kalmayarak, büyükşehir   nezdinde kendince hedefler ve düşmanlar belirleyip, adeta kanserli bir hücre gibi tüm Balıkesir’e yayılma riski içermesi ise yaşanan olumsuzlukları hesaplaşma ve tehlike boyutuna taşıyor. Bunun bir adım daha ötesi ise yılların emeğine ihanettir ve yeni ihanetlere yelken açmaktır…


BİR TEK İNSANIMIZI BİLE KAYBETME LÜKSÜMÜZ YOK..!


Sonuç olarak, atlı, yayaya selam vermek zorundadır ve Mevlana’nın yıllar önce söylediği gibi hamdım, piştim ve yandım demeden önce kişi “yanma” nın bir ömür boyu sürdüğünü asla unutmamalıdır.


Kırcı, bu ülkenin, bölgenin ve kentin hemen her alanda iyi yetişmiş ve yetiştirilmiş; ülkenin ve milletin hizmetine koşulmuş bir kızı ve hizmetkarıdır…Ne bizlerin kızımızdan vazgeçecek bir halimiz var ne de bir “ezik” ve “ezilmiş” olarak onun bizlerden ve “davası” ndan vaz geçebilecek hali var.. Bir gazeteci ve yazar olarak hizmetkar Kırcı’yı sevgiyle kucaklıyorum…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 99