Bugün: 15.12.2017

Sandık oligarşisi.!

12 Eylül faşizmi ve siyasal yaşamın demokratikleşmesi
İnsanlık tarihinde, dünyada ve Türkiye’de bugüne kadar üzerinde en çok tartışma konusu olan “kutsal” kavramlar, demokrasi ve özgürlüktür.
2014 yerel seçimlerine hazırlandığımız şu günlerde de, siyasal partilerimiz nezdinde temel tartışma ve merak konusu, belediye başkanı ve belediye meclis üyesi aday adaylarının belirlenme yöntemi ve parti içi demokrasi sorunudur.
Bu konu ve parti içi demokrasi kavramının partiler ve kamuoyu nezdinde bu kadar yoğun  tartışılmasının nedeni, ülke genelinde demokrasinin bir türlü Devlet ve toplum nezdinde içselleşememesi, kurumsallaşamaması ve tüm kurallarıyla işler ve egemen kılınamamasından kaynaklanıyor.
Peki, neden ve niçin?

EGEMENLİK,KAYITSIZ VE 
ŞARTSIZ MİLLETİN Mİ!?

Öncelikle, Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca “Egemenlik, kayıtsız ve şartsız milletindir” deyişine uygun olarak egemenliği, paylaşma sorununu yaşıyor!
Egemenlik, toplumsal sınıflar içerisinde kimin elinde olacak?
Devlet ve iktidar; halkın çoğunluğunu ya da ulusun çoğunluğunu oluşturan emekçi kesimlerin (işçi ve köylüler), dar gelirli kesimlerin mi elinde olacak yoksa bunun dışında kalan sınıf ve kesimlerin mi olacak?
Kapitalizmin gelişme tarihi boyunca Devlet ve siyasal erkin paylaşılması sorunu genel olarak toplumsal sınıflar ve katmanlar arasında uzlaşmaz bir çelişki olarak, gerilim ve çatışma konusu ve sorunu olmuştur.
Cumhuriyet Türkiyesi ‘nin kuruluş ve inşası sürecinde öncülük yapan Mustafa Kemal ve arkadaşları, bu sorunun karmaşık ve çetrefilli bir sorun olduğunu görerek, Devlet ve siyasal erki, sınıf temelinde değil, “halk” temelinde yapılandırmanın ve bunun ideolojik,siyasal,kültürel alt yapısını oluşturmanın çabası içine girdiler.
Mustafa Kemal’in, Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşundan çok sonra, “Cumhuriyetten sonra en büyük eserim” dediği CHP’yi kurması ve 6 Ok ile  süreci formüle edip, kategorize etmiş olması bunun somut örneğidir.
Mustafa Kemal ve yol arkadaşları, yeni Cumhuriyeti “halk” gerçeği ile temellendirmeye çalışırken, egemenliğin paylaşılması sorununu çözebildiler mi?
Hayır..!
Öyle ki, Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşundan sonraki süreçte, Devlet ve toplumun demokratikleştirilmesine yönelik, hemen hemen atılmış her adım ve çok partili yaşama geçiş için yapılmış her hamle, Kemalist yönetimi, zor’a soktu ve  geri çark yapılmak zorunda kalındı.

TARİHİ DOĞRU OKUMAK 
VE ANLAMAK GEREK!

Türkiye’nin 1946 yılında çok partili yaşama geçişi sancılı ve sıkıntılı olmuştur.
Bu aynı zamanda Devlet ve siyasal erk nezdinde, egemenliğin paylaşılması sorununda da farklı sıkıntıları beraberinde getirmiştir.
1946 yılında, Türk halkının çok partili bir siyasal yaşama geçiş anlamında, “özel” ve “yoğunlaşmış” bir mücadelesi ya da talebi yoktu..
Türkiye’nin çok partili siyasal yaşama geçişinde içsel dinamiklerden öte, dışsal etkenler ve dinamikler rol oynadı. Bunun daha iyi anlaşılabilmesi için, o günün dünyasının  ve güçler dengesinin iyi bilinmesi ve anlaşılabilmesi gerekiyor.
Biraz olsa da,bunu örnekleyerek,somutlayalım: 
Türkiye, 1946’da CHP ve İnönü, demokrasiye çok inandığı veya susadığı için değil, 2.Dünya Savaşı sonucunda değişen dünyanın siyasal atmosferinin zorlaması ve dayatmalarıyla girdi.
Girdi de, ne oldu?

FAŞİZMLE VE
OLİGARŞİYLE 
HESAPLAŞMADAN 
OLMAZ!

1946’da çok partili siyasal yaşama geçen Türkiye, 1950’de kendi bağrından çıkmış ve kısa sürede milyonların sözcüsü ve temsilcisi konumuna gelmiş Demokrat Parti’ye iktidarı istemeye istemeye bırakmak zorunda kaldı.
Bu tarihsel, toplumsal ve  siyasal bir vaka’dır...
Türkiye, DP’nin iktidar yıllarını “egemenlik” tartışmaları ile geçirdi. 
İnanmayan,1950 ile 1960 arası dönemi, okuyup, inceleyebilir.
DP’nin belki de en büyük politik yanlışı, siyasal erki ele geçirmesi sonrası,Devlet’i yeniden biçimlendirme ve şekillendirme girişimleriyle birlikte başladı.
Bunun siyasal bedeli ve faturası ağır oldu ve 27 Mayıs darbesiyle, DP iktidardan alaşağı edilirken, Menderes-Polatkan-Zorlu idam edildi,yüzlerce binlerce DP’li mağdur kılındı.
Ama,yine “egemenlik” sorunu çözümlenemedi, aşılamadı ve 1960 ile 1970 yılları arasında kavga devam etti.
Nereye ve ne zamana kadar?
12 Mart askeri faşist darbesine kadar!

DARBECİLİK DEFTERİ 
KAPATILMALI

Türkiye’de 27 Mayıs ve 12 Mart, bir gerçeği daha gözümüze soktu!
Cumhuriyet Türkiye`sinde “egemenlik” ile askeri darbeler ve faşizm arasındaki ilişki, can yakıcı ve acıtıcıydı...
Cumhuriyet Devleti’nin kurucularının sosyolojik açıdan dayanmaya çalıştırdıkları “halk” kavramı ve “halk gerçeği” bu zaman diliminde tam anlamıyla çöktü.
Cumhuriyet Devleti’nin kurucuları ve CHP’nin “Halkı” tarih oldu!CHP, o günlerden bu günlere de konu egemenlik yada egemenliğin paylaşımı olduğunda varlık gösteremiyor,sınıfta yani sandıkta kalıyor.
Baki kalan, Cumhuriyet Devleti’nin kuruluşundan beri egemenliği elinde tutan bürokratik-askeri-burjuva oligarşisi oldu...
Bu oligarşik yapı, gelişen ve değişen dünya ve ülke gerçeğine uygun olarak, sürekli yeniden yapılandı ve Devlet ile siyasal iktidar nezdinde egemenliğini perçinledi.
12 Mart ve 12 Eylül 1980 askeri faşist darbeleri arasında geçen on yıl, yaratılan kan deryası oligarşinin perçinlenmiş egemenliğinin taçlandırıldığı yıllar oldu.
Halk nezdinde ülkeye kan kusturuldu. Yetmedi, halkın evlatları nezdinde halkın kendisi ve ülke boğazlandı.

EGEMENLİK VE SANDIK

“Egemenlik” ve “demokrasi”, demokrasi ile de “sandık” arasında sosyolojik ve siyaset bilimi açısından doğrudan bir ilişki var.
“Sandık”, demokrasilerde halkın irade ve tercihinin tecelli ettiği  ve egemenliğin paylaşılmasında aracı olan bir ARAÇ sadece..!
Ancak, demokrasiyi gerçek anlamda kurum ve kurallarıyla işler kılan  toplumlar için SANDIK  VAZGEÇİLMEZ bir  araç.
Bu önemli.!
Çünkü, Türkiye’de darbecilerin ve darbelerden beslenenler yeni bitlendi ve bir şekilde yine Devlet ve siyasal erk nezdinde egemen olabilmek için bitmez tükenmez bir arayış içindeler.
Temel siyasal argümanları ise, evlere şenlik: DEMOKRASİLERDE SANDIK HERŞEY DEMEK DEĞİLDİR..!
Peki, demokrasilerde sandık herşey değilse, ne nedir!?
Ne yazık ki, kem küm edilmesinin dışında,bunun yanıtı bile verilemiyor.
Türkiye, Cumhuriyet tarihinde egemenliğin paylaşılmasında asker ve darbe faktörünü artık her yönüyle bitirmeli ve asker, gerçek anlamda işine bakmalı.
Esas olan budur..!
Ötesi...!
Türkiye, halen ruhunu da varlığını da koruyan 12 Eylül faşizmini Devlet ve iktidarlar nezdinde tümüyle tasfiye etmeli ve darbelerin,darbeciliğin belini kırabilmeli.
İşte, tam da bu nokta da, toplumsal açıdan sıkıntılarımız, sorunlarımız var.

‘ANCAK’ VE ‘AMA’ 
ARDINDAKİ 
FAŞİZAN GERÇEK!

Belki farkındayız,belki de değiliz ama Cumhuriyet Devleti, kurum ve kurallarıyla, eksik ve yanlışları olsa da demokratikleşiyor, özgürlük alanımız adım adım genişliyor.
Sürekli bir “ancak” ve “ama”mız var ve bu Türk insanını ve toplumunu çileden çıkartıyor.
Demokrasi ve özgürlüklerin, ne “ancak”ı ne de “ama”sı vardır.
Bu her iki sözcük de, Cumhuriyet tarihimiz boyunca, egemenliği halktan,milletten çalan demokrasi ve özgürlük düşmanı oligarşilerin ve faşizmin  literatüründeki sözcükler haline gelmiş durumda ve bu engellemelerden ülke,toplum mutlaka kurtulabilmeli.

12 EYLÜL ANAYASASI 
HALEN YÜRÜRLÜKTE!

Örneğin, bir toplumsal uzlaşı metni olan, sivil bir Anayasa’yı neden ve niçin Meclis çatısı altında hazırlayarak, milletin onayına sunamıyoruz?
Bunu engelleyen güç, egemenliğininin sınırlandırılmasını istemeyen ve korumak isteyen güçtür ve bu güç, mutlaka aşılmalı, 12 Eylül faşist Anayasası tarihin çöplüğüne atılabilmelidir.
Keza, yine 12 Eylül ürünü Siyasal Partiler Yasası, gerçek anlamda siyasal yaşamımızın demokratikleştirilmesinin önündeki en büyük engel durumundadır.
Örneğin, 2014 yerel seçimlerinde Oda başkanlarının siyaset yapmak ve aday olmak hakkını ipoteklemeyen ve yasaklayan; aday adaylarının özgürce propaganda yapmak haklarını kısıtlayan bir ülkede sandığın, demokratik açıdan seçmenin iradesini yansıtabildiğini kim söyleyebilir?
Türkiye, artık bu saçmalıklardan kurtulmalı...
Sandık, yıllanmış ve köhnemiş oligarşik sistemin bir egemenlik aracı olmaktan çıkartılarak; SEÇMEN, GERÇEK ANLAMDA YÖNETİMDE SÖZ,YETKİ VE KARAR SAHİBİ OLABİLMELİ!

Esen kalın...

sonkursungazetesi.com
sonkursungazetesi@gmail.com
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1203