Bugün: 23.08.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • RESMİ VE GAYRİ RESMİ TARİH..!

RESMİ VE GAYRİ RESMİ TARİH..!


TBMM’nde Anayasa değişiklik paketinin kabul edilmesi ve  referandum tarihi olarak 16 Nisan’ın belirlenmesiyle birlikte  başta Yeni CHP olmak üzere muhalefetin başını çektiği ‘hayır’  kampanyasının eksenini rejim değişikliği, tek adamlık, diktatörlük tartışmaları oluşturdu.

İktidar partisi AK Parti, MHP, hükümet yanı sıra cumhurbaşkanı Erdoğan ise  referanduma sunulacak Anayasa değişiklik paketi ile ilgili eleştirilere, itirazlara  Anayasa değişikliği ile rejimin değiştirilmesinin söz konusu olmadığını , rejimin 29 Ekil 1923’te Cumhuriyet olarak belirlenmiş olduğunu, değişikliğin sistemin işleyişine yönelik olduğunu vurguluyor.

16 Nisan’da referandum için sandığa gidecek vatandaşlar için bu tartışmaları, eleştirileri ya da itirazları anlayarak, sonuçlandırmak ve oylarının rengini sandık başına gitmeden belirleyebilmeleri mümkün. 18 maddelik Anayasa değişiklik paketi yazılı, görsel ve işitsel medya organlarında madde madde yayınlandığı gibi, internet üzerinden ‘Google amca’ya tıklayacak vatandaş, rejim mi yoksa sistem mi değiştirilmek isteniyor söylenenlerin ve tartışmaların ne anlama geldiğini görüp, okuyup, öğrenebilir.

Olay bu kadar basit!

ATA:‘TEK ADAMLIK’ VE  ‘DİKTATÖRLÜK’ İTHAMLARI..!

Referandum öncesi yaşanan polemikler, itirazlar, rejim ve sistem  tartışmaları yanı sıra  ‘diktatörlük’, ‘tek adamlık’ ithamları  bizlere hiç de yabancı değil. İşgal ve kurtuluş savaşı yılları, Cumhuriyetin ilanı öncesi ve sonrasıyla bu ithamların birincil derecede muhatabı  hep Mustafa Kemal Atatürk oldu!

‘Resmi tarih’ anlayışına uygun olarak bu tarihsel süreç ve Atatürk’ün liderliği, üstlendiği rol, cumhurreisliği üzerine yazılmış kitaplarda, özellikle ders kitaplarında olayın bu karmaşık, çelişmeli  ve çatışmalı yönünü, verilmiş iktidar mücadelelerini  göremez, bulamazsınız. Bir anlamda size  bu güne kadar yakın tarih, kurtuluş mücadelesi ve Cumhuriyet, Mustafa Kemal adına sunulmuş olanlarla yetinirseniz, bu tarihsel ve toplumsal dönemi, yaşananları anlayabilmeniz de mümkün değildir.’ Resmi tarih’ anlayışının belirlediği çizginin dışına çıkıp, tarihsel oluşum sürecini kendi nesnelliği içerisinde görmek, tarihsel ve toplumsal  akışı anlamak ve öğrenmek, ezber ve klişeleri bozmak zorundasınız.

Ben, bir gazeteci-yazar olarak, bu dönemin tanıklarının anlatımlarını, yazdıklarını, anılarını önemsiyorum. Örneğin, Falih Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Rıfkı Atay bu dönemin tanıklarından biri.

Cumhuriyet arifesinde ve Cumhuriyet tarihi boyunca ‘tek adamlığı’ ve ‘diktatöryal kimlik ve kişiliği  en çok konu edilmiş, sert tartışmalara  ve polemiklere basamak kılınmış kişi başta Mustafa Kemal Atatürk ve  Ata’nın vefatı sonrası İsmet İnönü’dür..! Kuşkusuz,  darbe dönemleri ve darbeciler hariç..!

ATATÜRK VE FALİH RIFKI ATAY..!

İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşu sonrası  Gazi Mustafa Kemal ile tanışan ve dostluğunu kazanan  gazeteci, yazar Falih Rıfkı Atay, Ata’nın yönlendirmesi ve isteğiyle 1923-1950 yılları arası CHP milletvekili olarak görev yaptı. Atatürk’ e yakınlığı nedeniyle çok önemli olaylara tanıklık etmiş ve kişisel tarihi cumhuriyet tarihi ile özdeşleşmişti.

Atay, ‘Çankaya’ isimli kitabında, Cumhuriyet’in ilan sürecini ve o günleri şöyle anlatıyor:

“Odasına girerken bizi de çağırdı. Milletvekili olmakla beraber hala yaverliğini yapan subaylardan biri, parti tüzüğünün son şeklini getirdi. Tüzük bugün bütün milletvekilleri tarafından birer birer imzalanacaktı.

Biraz sonra cebinden tüzüğün bir nüshasını çıkardı: Sahife açığına yazdığı Fransızca bir cümleyi okudu. Bu, Fransız Cumhuriyetinin ‘bir gayr-i kabil-i tecezzi’ olduğunu söyleyen cümle idi:

-Dün akşam Fransız ihtilal tarihi gözden geçirdiğim vakit not etmiştim, dedi ve sildi.

Gazi, dedi ki:

-Cumhuriyet ne demektir? Kanusa baktım,’chose  publique’ kelimeleriyle tercüme edilmiştir. Bizde manası ne olmalı?

(…)

Gazi: Ben projeyi gördüm. Çok eksik yerleri var. Bu hafta kendim uğraşacağım. Sonra bazı arkadaşlarla hususi müzakerede bulunuruz ve fırkaya getiririz, dedi.

Yunus Nadi: Bunu en kuvvetli zamanımızda yapmalıyız.

Gazi, kalemini masaya vurarak:

-En kuvvetli zamanımız bugündür, dedi.

Sonra yeni Kanu-u Esasi’nin kendi niyetine göre ilk maddesini okudu: ‘Türkiye Cumhuriyet usulü ile idare olunur bir halk davetidir.’

(…)

Aramızdan biri sordu:

-Reis-i Cumhur olduktan sonra gene Halk Fırkasının reisi kalacak mısınız?

Gazi gülümseyerek: ‘Aramızda öyle…’ dedi.

Reis-i Cumhurluk müddeti üzerinde konuştuk. Onun fikrince Reis-i Cumhur Büyük Millet Meclisinin de reisidir. Dört sene, yedi sene bahisleri geçti. Bir gayretkeş:

-Kayd-ı hayat şartiyle de olabilir, dedi.

Gazi sert bir tavırla bunu reddetti.

Bir arkadaş fesih meselesini açtı:

-Gerçi şimdiki Meclis için düşünülecek bir şey yok. Sizin hükümetiniz daima ekseriyet bulabilir. Fakat fırkalar çoğalınca hükümetsizlik tehlikesi de başgösterebilir, buna ne çare düşünüyorsunuz?

-Millet Meclisi kendini fesh edebilir.

(…)

Gazi: millete müracaat eder, referandum  yaparız, cevabını verdi.

Arkadaşlar bu usulün karşılığını ve sebep olabileceği buhranları öne sürdüler. Münakaşayı yine kendisinin bulduğu şöyle bir formül üstünde karar kıldı: ’Reis-i Cumhur ve hükümet, Millet Meclisi ifa-yı vazife imkansızlığında kaldığı vakit yeni intihabat icra ettirmek hakkına haizdir.’(syf 409-410)

Bu görüşmelerden 49 gün sonra Cumhuriyet ilan edilecektir. Öncelikle Cumhuriyet, yeni devletin  kabullenip tercih ettiği rejimin adıdır. Diğer tartışma ve görüşmeler ise tümüyle kurulacak rejimin işleyişi ile ilgilidir. Dikkat edilirse cumhurbaşkanının se aday olduğu ve seçildiği siyasi parti ile ilişkisinin devamlılığı ya da üye olması o günlerinde temel sorunudur ve Ata’nın bu sorulara verdiği yanıt manidardır.


Biz neyi, neden ve niçin tartışıyoruz!? Tabiri caiz ise  ‘başkanın başkanlığını’ mı ya da partisiyle ilişiğini kesmesi ve tarafsızlığını mı!?

Günaydın..!

Esen kalın

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 102