Bugün: 28.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • PEKİ YA MAĞDURİYETLER NE OLACAK!?

PEKİ YA MAĞDURİYETLER NE OLACAK!?


Sonuçta bugünleri de gördük ve  bir zamanların astığı astık kestiği kestik Özel Yetkili Savcısı Zekeriya Öz ve Celal Kara, haklarında mahkeme tarafından yakalanma kararı çıkmasından önce ‘turist’ kıyafetleriyle, önce Gürcistan’a sonra Ermenistan’a kaçtılar.

 

Sevgili dostum, Balıkesir’li meslektaşım  Tarık Sürmelioğlu konuyla ilgili makalesinin  başlığında, ‘O iddianamede benim de adım vardı’ diyerek Ergenekon soruşturma sürecine göndermede bulunmuş.

 

Evet,  Ergenekon iddianamesinde onun da, benim de ve Bandırma ile Balıkesir’den daha bir çok ismi vardı. Açılan davada sanık değildik ama iddianamede yer alan  telefon tapelerimiz nedeniyle şüpheliydik ve hiç bir  yasal güvencemiz yoktu!

 

Bugün ibretlik yaşananları da görüp, geriye dönüp o günleri anımsadığım da  acı acı gülüyorum. Bizler yaşanan ve yaşanmakta olan kara, belalı, hukuk dışı ve keyfi süreci başından itibaren görmüş, öngörmüştük. Bir anlamda Ergenekon  soruşturmasına ve iddianamesine konu olan hiç kimsenin kapısı durduk yerde çalınmamıştı.


Öncelikle anti-emperyalisttik .Yazar kadrosu olarak mandacılığa ve muhipliğe  karşıydık. Hepimizin yüzü ülkemize, halkımıza dönük olmanın yanında etnik ve mezhepsel bölücülüğe karşı bir anlamda barikat oluşturabilmenin entelektüel arayışı ve çabası, mücadelesi içindeydik.


Ülkemizin ulusal bağımsızlığı ve ulusal egemenliği için ülke çapında yaygın bir dağıtımı olan Kuvayı Gazete’nin genel yayın yönetmenliğini  ve yazarlığını yapmaktaydım. Bir çok yazarımız uyduruk soruşturmalar ve ithamlarla  Ergenekon davasında sanık da yapılıp, aylarca yıllarca cezaevlerinde tutsak kılındı.

 

Daha ne olacak!?

 

Ne emperyalizmin ne de işbirlikçilerinin bu başkaldırıyı kabullenebilme şansı yoktu. Savcı Öz ve  Kara gibi büyük bir sorumluluk duygusuyla devletin de imkanlarını  seferber ederek, örgütlü örgütsüz her çabanın, her bireyin üzerine kabus gibi çöktüler.

 

 Aynen Tarık’ın yazdığı gibi, ama hiç birimiz “geliyorlar, defterimizi dürücekler” diyerek ülkemizden kaçmadık! Bir anlamda herkes  canı gibi sevdiği ülkesinde, işinde gücünde, evinde saldırıyı göğüslemeye çalıştı. Kimi  aylarca izlendi, kimi puşt pusularda hayali senaryolarla emniyet-adliye köşelerinde eziyet çekip, süründürüldü, kimi de  itibarsızlaştırılıp sayısız ihanetle tanışırken, aylarca yıllarca mapus damlarında çürütüldü.

Kimileri de bizlere yaşatılan çileler, acılar üzerinde kendi saltanat kayıklarını gezdirmenin derdine düştü.  Bunları hep gördük, yaşadık. O nedenle dostlarımızı da düşmanlarımızı da  iyi biliyoruz. Kimse aptal değil!

 

Evet, daha ne olacaktı!?


Güneş balçıkla sıvanmaz’, denir ya yine sıvanamadı. Balçık gün be gün sıvanmaya çalışılan yer de çözüldü ve döküldü. Savcı Öz ile Kara, bu çözülüşün ve çöküşün iki taşeronu ve figüranıdır. Sanıyorum Gürcistan ve Ermenistan ile başlayan kaçışları ABD de Pensilvanya’da son bulacak! Ağbileri onlara onlar ağbilerine kavuşup, kucaklaşacak!

 

Bu ülke de hesaplaşma tamamlanmadan helalleşme olmaz. Önce adam gibi, olup bitenler ve yaşananlar konusunda  en başta emperyalizmle ve işbirlikçileriyle hesaplaşacağız ki, ulusal bağımsızlığına ve ulusal egemenliğine kavuşmuş, gerçekten demokratik bir ülkenin yurttaşları olarak  bugünlerimizi  geleceğe dönük özgürce inşa edebilmenin onuru ve şerefine nail olabilelim.

 

Bu ülke ve bu coğrafya da yaşayanlar bunu analarının ak sütü gibi fazlasıyla hak ediyor. Güçlü, kendinden emin, müreffeh. demokrasiyi  tüm kurumlarıyla içselleştirmiş, çağdaş hukuk devleti özlemiyle…

 

Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 474