Bugün: 18.08.2017

Oyun içinde oyun oynamak!


STÖ’ler ve Kentsel Demokrasi sorunu

“Bir Kuvayı Milliye Destanı/ÇALOBA BOZKURTLARI” isimli kitabım  P-Kitap’dan yayınlandı ve  7. kitabım okurla buluştu.

ÇALOBA BOZKURTLARI

Öngörülen programa göre Bandırma, Edincik, Gönen ve Erdek’te imnza günleri olacak.!Günlerini de an-rkadaşlarım tayin edecek..
Yazarlık yaşamım da her kitap,benim için maceralı bir yolculuk oldu. Biri başlarken, aslında yazım sürecinde yaşadıklarım da başlı başına bir kitap ama şimdilik olayın bu yönüne sıra gelmiyor.
Ancak, her kitabın konusuna göre, yaşam formatınız değişiyor. Kitap bittiğinde ve basılıp çıktığında daha kitabın etkisinden çıkamadan bir başka konu üzerinde çalışmaya başlıyorsunuz. Bunun yaşamınıza etkileri sarsıcı oluyor.
Ben alıştım...
ÇALOBA BOZKURTLARI daha yayınlanmadan önce, kitaba son noktayı koyup, yayınevine gönderdiğim andan itibaren yeni kitap  çalışmasına çoktan başlamıştım. Kalemim beni nereye, nasıl götürür bilmiyorum ve aslında bilmek de istemiyorum.
Olayın benim açımdan ilginç yönü, son yıllarda yazarlık alanında üretkenliğimin yavaşladığı... ÇALOBA’nın yazımı da yaklaşık olarak üç yıl sürdü. Eski hızımı yakalayabilmem için gazetecilik alanında yükümün biraz daha azalması ve yazarlık alanında zaman ve günlük maddi kaygılar konusunda rahatlamam gerekiyor.Peki, bu nasıl olacak? Bunu da yaşamım boyunca hiç görmedim, hiç yaşayamadım.
ÇALOBA BOZKURTLARI’nı yayınlama sürecinde hem ben hem de Bandırma  bir kalem dostu  daha kazandı. Değerli dostum ve arkadaşım Yakup Ataş da P-Kitap’dan ilk kitabı ile okura ‘merhaba’ dedi.Öyle sanıyorum ki, ikinci kitabı da çok geçmeden okurla buluşacak!

ÜRETMEK LAZIM..!

Konu kitaplardan ve kitap yazımından açılınca, çok güzel ve anlamlı bir proje üzerinde çalıştığımızı söylemeliyim.Evet, “çalıştığımızı” ifadesini bilinçli kullanıyorum. Çünkü, tekil bir olaydan söz etmiyorum. Bandırma ve Balıkesir’de anonim kitap çalışması bildiğim kadarıyla bugüne kadar yok..!
Aynur ve Can ile proje bazında  anonim bir öykü kitabı yazmak konusunda hem fikir olduk ve şimdi bu proje de kendi alanında adım adım gerçekleşmeye başlayacak.
Bandırma’da kadın yazarlarımız içersinde iki önemli isim var. Birisi Şair ve değerli dostumuz Ayten Mutlu... Diğeri ise çocuk öyküleri konusunda öne çıkmış İncila Çalışkan. Mutlu, uluslararası bir şair kimliğini hızla olgunlaştırdı. Bandırma çok farkında olmasa da kent için büyük kazanım. İşte, kendi alanlarında başarılı bu iki hanım edebiyatçımıza yeni bayanların eklemlenmesini de Bandırma için yeni bir kazanım olarak görüyor, önemsiyorum. Dilerim, projelerini en güzel şekilde gerçekleştirirler.

HAVUTÇA VE ÇEVRE

BAGFAŞ’ın ek tessislerinin inşaatı ve ÇED Raporu süreci, Başbakan Erdoğan taraından temelinin atılması olayı özellikle CHP ve CHP’li İGM üyeleri nezdinde değişik sorunlara ve sıkıntılara neden oldu.
Geçtiğimiz günlerde CHP  Milletvekili Namık Havutça ile bu konu ve genel çevre sorunları üzerine uzun bir telefon görüşmemiz oldu.
Ortada, çevre ve sorunları konusunda toplumsal bir sorun var?
Havutça’ya göre, Bandırma toplumu ve bölge, üç-beş sene öncesine göre, bu konu ve sorunlar çerçevesinde takındığı olumlu hassasiyeten gün geçtikçe uzaklaşıyor. Sivil toplum örgütleri, gün geçtikçe bu konularda suskunlaşıyor...

TOPLUMSAL AKTİVİSTLER
 VE ÇEVRECİLİK

Havutça’nın dikkatini çeken, olayın bu yönüyle ilgili, bugüne kadar bir çok makale yazdım.
Öncelikle belirtelim: Havutça, doğru bir belirlemede bulunuyor. Özellikle son yıllarda, çevre ve çevre sorunlarına hassasiyet noktasında kamuoyunda bir gerileme yaşanıyor.
İşte, asıl üzerinde kafa yorulması gereken ‘şey’ bu..!Bunun neden ve niçinini sorgulamaktan kaçınılmaması gerekiyor.
Örneğin, şu sorunun yanıtı aranmalı: Herhangi toplumsal bir sorun konusunda hareketliliği kimler,  nasıl sağlar?
Toplumsal aktivist  ya da çevre aktivistleri ne demek ve ne iş yaparlar?
Kentleşme ve sanayileşmeye koşut olarak, Bandırma ve bölgesi, çevre ve insan sağlığı konusunda  hep toplumsal duyarlılığa sahip oldu ve bunu fırsat buldukça her ortamda sergilemekten geri durmadı.
Peki, dün bunu yapanlar, bugün neden eski hareketliliklerini sergileyemiyorlar?
Örneğin, ortada bir Kent meclisi ve bu Meclisin, Çevre Komisyonu var. Bandırma Belediyesi’nin denetimine ve kontrolüne tabi. Bu Komisyon’da buluşanlar veya  görev yapanlar, gerçekte ne yaparlar?
Geçmiş yıllarda Bandırma’da bir çok siyasi partinin ya da sendikanın çevre komisyonları vardı. Bunlar bugün, varoluş amaçlarına uygun olarak ne iş yaparlar?
Bandırma’da sivil toplum örgütü olarak varoluş ve kuruluş amacı çevre ve insan sağlığı olan “çevre örgütleri” var mı?Varsa bunlar ne iş yaparlar?

ÇEVRECİLİK SİYASET ÜSTÜ
 BİR SORUNDUR

Evet, kent ve bölge yaşamımızla ilgili yukarıda sorduğumuz tüm bu ve benzeri soruların yanıtlarını bulmak için kafa yormak gerekiyor. Ancak, konu çevre ve insan sağlığı olduğunda, bir şeyi önemle unutmamak gerek: O da, çevre ve insan sağlığıyla ilgili konular ve sorunlar, siyaset üstü ve genel toplumsal sorunlar kapsamında ele alınmalı...!
Bir partinin siyaset penceresinden çevre ve insan sağlığıyla ilgili  politik düşüncelere ya da bir programa sahip olabilirsiniz. Bu hareket tarzınızın temelirini de oluşturabilir. Ancak, bu politik anlayışı, mutlaklaştırdığınız ve kendi dışınızdaki insanlara  dayattığınız zaman, boşluğa düşmeniz kaçınılmazdır.
Çünkü, sağlıklı bir çevre ve insan konusu, tek başına CHP, AKP ya da MHP’liyi ilgilendiren, hatta bir tek siyasal partileri ilgilendiren bir sorun değildir. Bu toplumsal bir sorundur ve partilere ya da politik anlayışlara göre kategorize edilemez..
Bandırma, bu gerçeği, işin başından bugüne gördü. Gördüğü  içindir ki, çevre aktivistleri ele aldıkları sorunları hiçbir zaman  politikleştirmedi..!
Ancak, Bandırma, çevre ve insan sağlığı konusunda kendi içinden çıkmış aktivistlerine de sahip çıkmayı bir türlü layıkıyla beceremedi. Hatta, bu aktivistleri hoyratça kullandığını da söyleyebiliriz.
Kuşkusuz, çevre ve insan sağlığı konusunda öne çıkan aktivistlerin kent olarak iyi değerlendirilememesi ve kullanılamaması esprisi, toplumun ya da yurttaşın sorumlu olduğu bir olay olarak da görülmemeli. Bu konudaki eksiklik ve yanlışlar toplamının mimarı kent ve bölge yaşamında söz sahibi olan, makam ve mevkii sahibi olan kişilerdir. Burada sıranın en başında yerel yöneticilerin olumsuz rollerini sayabiliriz.

Neden ve niçin!?

BANDIRMA ÇEVRE
 AKTİVİSTLERİ VE
İKTİDARLAR

Çevre ve insan sağlığıyla ilgili toplumsal hareketler gönüllülük temelinde oluşturulmuş  demokratik ve sivil hareketlerdir. Bu hareketlerin varoluşu ve bir anlamda toplumsal resmiyet kazanması, işlerliğini sürdürmesi hareketin oluşumundan itibaren öncülük yapan “çevre aktivistleri”nin  varlığıyla ilişkilidir.
Her ülkede ve her toplumda, aktivistler, ülkenin ve toplumun en donanımlı, en kültürlü, en girişken, en duyarlı  insanlarından oluşur. Bu insanlar duygusal nedenlerle hareket etmenin ötesinde aklın ve bilimin rehberliğini kabul eder, gözetirler. Bu insanlar, bir anlamda, o ülkenin ya da kentin, toplumun yüz akıdırlar.
Bandırma, toplumsal yaşamı içersinde bu insanları zaman içersinde biraraya getirmeyi başardı ve bu insanlar hiçbir karşılık beklemeden insani sorumluluklarını üstlenerek, çevre ve insan sağlığıyla ilgili bir çok sorunu sahiplenerek,bir çok taplumsal girişimin öncülüğünü yaptı.
Ancak, özellikle son yıllarda bu insanlar bir bir içinde yer aldıkları toplumsal hareketlilikten geri çekildi.
Öncüsünü yitiren bir toplumsal hareketliliğin geleceği olmaz! Bandırma ve bölgede yaşanan bugünkü durumun nedeni budur...

Peki,bir kez daha neden ve niçin!?

DÜN AYRANIMIZ KABARIKTA, YA ŞİMDİ NE OLDU?

Dikkat edilirse, Öztaylan/Eraydın yerel iktidarı döneminde yani  Ak Parti’nin yerel de iktidar olduğu süreçte çevre ve insan sağlığı konusunda olsun diğer kentsel konular hakkında olsun Bandırma’da dinamik ve gelişkin bir toplumsal hareketlilik vardı. Yerel ya da genel en küçük bir sorun konusunda bile Bandırmalı meydanlara  ve sokağa iniyordu.

Anımsayın ve sorun..!
Ne oldu?

Daha önce belirttim ve bir kez daha belirtmek gerekirse,kentte toplumsal hareketliliğin ve demokratik dinamiklerinin kuyruğuna  “birileri” tarafından “teneke” bağlandığı içindir ki, Bandırma sustu..!

KENTSEL DEMOKRASİ VE
 ÖZGÜRLÜK SORUNU

Kuşkusuz, bunda en önemli neden ve etken, kentimizdeki demokratik kitle örgütlerinin bir çoğunun “umudunu” AKP karşıtı CHP nezdinde odaklaştırmaları ve bu politik tercihi, 2009 yerel seçimleri öncesi fiilen somutlamalarında aramak gerekiyor.
İşte, bu yanlıştı ve bu yanlışın, Bandırma’ya faturası çok ağır oldu!
Yanlış duymadınız ve yanlış okumadınız! 2009 yerel seçimleri öncesinde, bir çok yerleşim yerinde olduğu gibi, Bandırma’da da bir çok sendikanın, derneğin politik durumdan kendisine göre sonuç çıkartarak, toplumun örgütlü kesimlerini  Ak Parti karşısında belli bir siyasal partiye destik vermeye davet etmeleri yanlıştı!
Çünkü,bu toplumsal kutuplaşmanın merkezinde cephe açmaya ve cephe kurmaya, kendisine iktidar olma yolunu açmaya çalışan öncelikle darbecilerdi.!
Keza, demokratik kitle örgütlerinin örgütsel bağımsızlığı bu süreç de korunamadı ve yöneticilerinin, liderlerinin iktidar oyununa ortak olmaları ve biat etmeleri,sonraki süreçte bu örgütlerin yönetimleri ile tabanları arasında farklı sorunların yaşanmasına neden olurken, toplumsal ya da mesleki demokratik dinamiklerinin örselenmesini beraberinde getirdi.
Konuyu daha da somutlayalım.
Bugün Bandırma’da Petrol İş, Genel İş gibi sendikal örgütlülükler 2009 yerel seçimleri öncesinde kendilerini CHP’ye yönetim bazında tabi kıldıkları içindir ki, 2009’dan günümüze kadar kentsel hemen hiçbir konuda  “ses” bile veremiyorlar.
Oysa ki, demokratik sivil toplum örgütleri, demokratik anlamda örgütlerinin bağımsızlığını ve hareket özgürlüğünü yöneticilerinin politik aidiyetlerinden ötürü korumaktan kaçınmamak zorunda.
Kaçınırlarsa, bugün olduğu gibi, “dut yemiş bülbüle” dönerler ki, yöneticilerin bu konuda haklı olduğunu kim iddia edebilir.

KİRLİ İKTİDAR OYUNLARININ OYUNCAĞI OLMAMAK!

Evet, cesaretli olmak ve inandıklarımızı yüksek sesle dile getirmekten kaçınmamak durumundayız.
Türkiye’nin yıllanmış en ciddi siyasal sorunlarının başında darbecilik ve darbeler gelmektedir.
Türkiye, darbecilik anlayışı ve darbecilerle kaçak güreşerek, politik diplomasi yaparak, ayak oyanlarıyla hesaplaşamaz.
Dün iddia ettim ve bugünde iddia  ediyorum: Bandırma, darbecilik rüzgarını 2009 Mart yerel seçimleri öncesi ve sonrasında en kudretli biçimde yaşadı. “AKP, şeriatı getirecek.Cumhuriyet yıkılacak. Laisizim elden gidiyor.Ülke parçalanıyor.  Bölünüp ayrı devlet kurulacak” gibi toplumsal umacılar yaratılarak ve çok yönlü pisikolojik savaş verilerek,12 Mart ve 12 Eylül’de yaşandığı gibi Atatürkçülük adına kara ve kanlı bir iktidar yolunun önü açılmaya çalışıldı. Bu umacıyla hareket edenler bu karanlık güç odakları tarafından  bir bir kullanıldı.

STÖ’LER VE KENTSEL
 DEMOKRASİ

Bandırma’nın demokratik bir özeleştiriye ihtiyacı var ve bu özeleştiri mutlaka verilmeli. Bugün susmak zorunda olanlar ve susanlar, ya öncesinde niye konuştuklarını ve bağırdıklarını Bandırma’ya bir güzel anlatmalı ya da ebediyyen susmalı..!
Çünkü, demokrasi ve özgürlük, pazarlık usulü konuşmaya ve çığırmaya gelmez..!Ya konuşacaksınız ya da susacaksınız, ikisinin ortası yoktur...

BU MÜCADELENİN
 ‘LÜTFEN’İ OLMAZ..!

Anımsamak da yarar var...
Öztaylan/Erayrın yerel iktidarı döneminde Mumcu ve Emeç’in isimlerinin caddelerden kaldırılması girişimlerine karşı kentte geliştirilen demokratik tepkileri, eylemlilikleri ve CHP’nin verdiği sözleri anımsayın..!
Ne oldu?
Dört yıllık CHP iktidarında Mumcu ve Emeç’e sıra mı gelmedi?
Keza, Bandırma’nın bir kaç gün susuz kalması nedeniyle kentte örülen demokratik tepkilerle Pekel yönetimi döneminde kentin günlerce susuzluğa mahkum edilmesini ve insanların çeşme başına mahkum edilmelerini anımsayın!
Ne oldu!?
İşte, Bandırma’nın içine sürüklendiği suskunluğu ve kentsel demokratik dinamiklerin boğazlanmasını bu çerçevede değerlendirmek gerektiğine inanıyorum.

Kentsel demokrasi ve özgürlük mücadelesinde, erk sahipleriyle, ver elini anlaşalım’ın çerçevesi bellidir ve demokratik kitle örgütleri kendi örgütsel bağımsızlıklarını korumak durumundadırlar. Bunu koruyamazsanız, önce kendi tabanınız ve insanlarınızla karşı karşıya gelirsiniz. Daha sonra ise kendi toplumunuzla hesaplaşmak içersine girersiniz..
Ben, sendikacılarımızın ve diğer demokratik kitle örgütleri yöneticilenin imanını sorgulamıyorum ve bu benim haddimi aşar.! Ben, kentsel bazda, içine düşülen bir yanlışa dikkat çekiyorum.Bunlar da benim nacizane görüşlerim. Bunu her platformda da konuşur, tartışırım.

Esen kalın...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ