Bugün: 24.11.2017

Oligarkların Saltanatı!

Ekonomik üst yapı yeniden dizayn ediliyor
Ticaret Odası ve Ticaret Borsası seçimleri Mayıs ayı içersinde gerçekleşecek.
Sandığın günü yaklaştıkça, adaylık için öne çıkan listelerin çalışmaları yoğunlaşıyor ve zaman zaman sert ve yakışıksız polemiklerle mücadele sertleşiyor.
Bu doğal mı?
Evet, bu bir yere kadar doğal ve bize zaman zaman sevimsiz gelebilecek  yönetim mücadelesi demokrasinin gereği olarak görülebilinir.
Ancak, Oda ve Borsalar nezdinde yaşanan yönetim mücadelesi kendi sınırları içersinde kalırsa, bu doğal ve demokratik yaşamın gereği olarak görülebilir.
Böyle mi oluyor?
Hayır..!

ODA VE BORSALARDA
SEÇİM SÜRECİ

Öncelikle, Oda ve Borsalar nezdinde yaşanan iktidar mücadelesine ilk müdehaleyi siyasal iktidar yaptı ve yasal bir düzenlemeyle, Oda ve Borsalar nezdinde yıllardır kendi düzen ve saltanatını kurmuş yapıyı alt üst ederek, üç defa yönetime gelmiş başkanların bir daha başkanlığa aday olamayacağı hükmünü getirdi.
Bu siyasi müdehale doğru muydu?
Evet..!
Ben de zaman zaman Oda ve Borsalar nezdinde yaşanan olmayan demokratik işleyişe ve  yönetim saltanatlarına dikkat çekerek, bu anti demokratik yapıların değişmesi gerektiğini vurguladım ve özellikle üyelerini bu konularda göreve davet ettim.
Olmadı,bir türlü oldurulamadı. Sorun, siyasi iktidarın yasal düzenlemesiyle farklı ama olumlu  bir mecraya taşındı.
Buna da  Anayasa Mahkemesi nezdinde itiraz edildi ve Mahkeme, seçilme hakkının engellenemeyeceği gerekçesiyle yasal düzenlemeyi iptal etti.
Sonrasında ise, Oda ve Borsa seçimlerine yönelik hemen her yerde hareketlilik başladı.Yasal düzenleme iptal edilmeden, Oda ve Borsalarda yıllanmış egemenliklerini ve düzenlerini  yitirme tehlikesi yaşayanlar, iktidarlarının sürekliliğini güvence altına alabilmek amacıyla genelde “el” ve  destek verdikleri başkan adaylarını öne çıkardılar.
İktidarın yasal düzenlemesi Mahkemece iptal edildikten sonra da yeni duruma uygun yönetim biçimleri geliştirmeye çalıştılar.
Oda ve Borsalar nezdinde sergilenen bu  yönetim ve başkan adayı arayışları da  bir yere kadar doğal ve demokratik bir hak olarak görülüp, değerlendirilebilinir.

ODA VE BORSALARDA
MÜCADELENİN PERDE
ARKASI

Ancak, Türkiye  ya da Balıkesir genelinde Oda ve Borsa seçimleri üzerine siyasal iktidarın genel bir yönelimi ve hamlesinin yaşandığı da bir gerçek. Bu gerçek, özellikle Oda ve Borsalar’da yıllanmış yönetim egemenliğini ve düzenini sürdürenler tarafından ısrarla göz ardı edilmeye, Oda ve Borsalar nezdinde yaşanan yönetim mücalesi sanki kişiler arası  bir iktidar mücadelesiymiş gibi kamuoyuna sunulmaya çalışılıyor.
Örneğin, Balıkesir nezdinde Oda ve Borsalar nezdinde yaşanan yönetim mücadelesi  İsmail Uğur ile Rona Yırcalı, Faruk Kula arasında yaşanan kişisellik temelinde bir iktidar mücadelesi değildir.
Bandırma’da Oda bünyesindeki mücadele Osman Kocaman/Nihat Yazıcı ile Mehmet Kılkışlı arasında kişisel bir hesaplaşma değildir.
Keza, Gönen’de Oda ve Borsa’da yaşanan yönetim mücadelesi İbrahim Mutlu ile Hasip Osman ve Ümit Çetin’le Hasan Özçağlayan arasında yaşanan kişisellik temelinde bir mücadele değildir.

EKONOMİK ÜST YAPI
YENİDEN DİZAYN EDİLİYOR

Peki, Oda ve Borsalar nezdinde yaşanan yönetim mücadelesinin altında yatan gerçek nedensellik nedir?
Daha önce bu konuda bir çok kez yazdım ve dikkat çektim:Türkiye ya da Balıkesir nezdinde, Oda ve Borsalar da yaşanan yönetim mücadelesinin doğru ve iyi anlaşılıp kavranabilmesi için TÜSİAD ve SİAD’lar ile  siyasal iktidar arasındaki çelişkinin ve uyuşmazlığın doğru çözümlenmesi ve yaşanan sürecin iyi okunması gerekiyor.
Çünkü, TÜSİAD ve SİAD’larda örgütlenmiş ve temsil edilen sanayici ve işveren kesiminin toplumsal ve ekonomik yaşamda uzantısı ve destekçisi Oda ve Borsalardı.Böylece, TÜSİAD ve SİAD’lar ülke ekonomisinde söz sahibi olan sermaye kesimine Odalar ve Borsalardaki örgütsel ve yönetimsel etkinliğiyle, yıllardır geniş bir ekonomik ve toplumsal destek sağladı.
Bu önemli miydi?
Evet... !

ODA VE BORSALARDAN
TASFİYE EDİLENLER
 
Türkiye’de yıllardır ekonomide söz ve güç sahibi bu yapının oluşumunu ve bir ağ gibi ülkenin ekonomik tüm alanlarını sarıp sarmalamasını, Devlet içindeki ve yönetimindeki rolünü, Türkiye’nin uluslararası politikasının ve ilişkilerinin belirlenmesine kadar anlayabilmek için yıllanmış bu oyunun maskesinin yırtılıp atılmasına ve gerçeğin tüm çıplaklığıyla öne çıkartılmasına ihtiyacımız var.
Bu çaba, bizlere, Türkiye’deki işbirlikçi oligarşik  yapının ve düzenin  ip uçlarını tek tek verecektir. İpin bir ucunu çektiğinizde tüm yumağın tel tel nasıl çözülebildiğini ve yıllanmış kirli,kanlı, soygun düzenini, rant sisteminin nasıl anlaşılabilir olduğunu hayretle göreceksiniz.
Bugüne kadar bu kutsal çabayı sergileyen bilim insanları, aydınlar, sendikacılar, gençler, gazeteciler  bu işbirlikçi oligarşik yapının ve düzenin hep hedefi oldular, kimi zaman itilip kakılıp, yıllarca sorgusuz sualsiz zindanlarda süründürülüp, kimi zaman da “faili meçhul” cinayetlere kurban edildiler. Bu ülkede akan her damla kardeş kanının, terörün altında bunların parmağı vardır. Askeri darbeler, provakasyonlardan bunlar sorumludur. Türk Halkı’nın yokluk ve yoksulluğa mahkum edilmesinden, gelir adaletsizliğinden, kötü ve sağlıksız yaşam koşullarından bu güç sorumludur.
İşte bu güç, Ulusal Kurtuluş Savaşı sonucunda kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve kurucularının tüm değerlerini kısa süre içersinde  ideolojik ve politik olarak ters yüz edip, kullanarak, Cumhuriyeti kurucularına ve değerlerine yabancılaştıran ve kendi işbirlikçi saltanatını kuran oligarşik yönetimin ta kendisidir..!
Bu gücün, Devlet bürokrasisi içersindeki uzantısına da “bürokratik oligarşi” denilmekte...Ekonomi de finans alanındaki uzantısana da “finans oligarşi” adı verilmekte.
Türkiye’yi yüksek faiz altında inleten, ülkeyi IMF ve Dünya Bankası önünde dilenci konumuna iten, yıllardır paradan para kazanan, yüksek enflasyon ve devalüasyonlardan beslenen, bankaları bir gecede milyonlarca dolar hortumlayıp batıran, Devletin ekonomik çarkını sadece kendi çıkarı için işleten güç, işte bu finans oligarşidir.

CUMHURİYET, DİLEYENİN
AYAKLARINI SİLEBİLECEĞİ
PASPAS DEĞİLDİR

Bu güç, siyasal ve gerçek anlamda,  Cumhuriyetin, Cumhuriyet değerlerinin, kurumlarının, hukunun ve adaletin, demokrasi ve özgürlüklerin, dünümüzün, bugünümüzün ve geleceğimizin düşmanıdır.
Ulusal Bağımsızlık Mücadelesi’ne öncülük yapan ve bu mücadeleyi zaferle taçlandıranlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurarken, bilgileri ve görgüleri, deneyimleriyle kafalarındaki ve gönüllerindeki bir devlet projesini yaşama geçirmeye çalıştılar. Cumhuriyet kurumları ve değerleri bu koşullarda biçimlendi ve hayat buldu.
Ancak, daha Mustafa Kemal yaşama veda etmeden başlayan  hesaplaşmayla sonraki yıllarda  Kemal’in kurduğu devlet ve düzen tepe taklak edildi. Cumhuriyetçiler ve Kemalistler Devlet ve toplum yaşamından hızla tasfiye edildi.Bu da bir projeydi ve projenin mimarları, Cumhuriyet ve Mustafa Kemal’in adını kullanıp, kurumlarını ve değerlerini tepe tepe kullanarak, yıllardır ülkeyi ve halkı yedi, bitirdi.

ÜLKE YENİDEN
DİZAYN EDİLİYOR

Peki, bugün ne oluyor ve AKP iktidarı ne yapmak istiyor?
Ak Parti de, kuruluş süreci ve kuruluşu, iktidara gelişi ve 2002’den günümüze gelen iktidar yapısıyla bir projenin parçasıydı. AKP’de ideolojik ve politik anlayışına uygun bir projenin taşıyıcısı ve uygulayıcısı.
Bu proje, özgün ve dış etkiye ve yönlendirmelere kapalı, bağımsız bir proje mi?
Hayır..!
Daha açık ifade edelim: Özellikle ABD ve Batı olmadan  bu projenin yaşama geçmesi, hayat bulabilmesi mümkün değil!
Sınıfsal açıdan ise, AKP’nin sınıfsal konumunun iyi belirlenmesi gerekiyor. Özellikle Anadolu burjuvazisinin orta  burjuva kesimlerle muhafazakar değerleri kuşanarak SİAD’çı  büyük burjuvaziyle  siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel hesaplaşmasıdır yaşanan.
Ve bu hesaplaşma, ekonomik ve siyasal anlamda büyük ölçüde AK Parti’nin  lehine biçimlenmiş durumda.
Peki, bu tamamlanmış ve bitmiş bir süreç midir, HAYIR..!
Ancak, şu söylenebilir: SİAD’ çılar çoktan havlu atmış durumdalar ve “para, kavgayı sevmez,uzlaşır”..!
Bugün, yaşanan durum budur ve Oda ve Borsa yönetim seçimleri nezdinde siyasal iktidar, SİAD’çı iktidar anlayışının artık  mezar taşını dikmeye hazırlanmaktadır.

OLİGARŞİ, YENİDEN
  BİÇİMLENDİRİLİRKEN

Yıllardır, Türkiye halkından bu işbirlikçi oligarşik yapının varlığı ve gücü gizlenmeye çalışıldı. Hala da bu gerçek bir şekilde gizlenmeye, Oda ve Borsa seçimleri nezdinde yaşanan mücadele kişiler arası mücadele olarak geçiştirilmeye, kamuoyu ve üyeler aldatılmaya  çalışılıyor.
Örneğin, bu konuda kamuoyunu inandıramayanlar ve insanları aldatamayanlar, yıllanmış oyunlarına dört elle sarılıp, üyeler ve toplum nezdinde kaygı ve korku yaratmaya çalışıyorlar.
 “AKP’ye mevzi kazandırmayalım, şeriat gelecek...Ülkeyi bölecekler. Cumhuriyet elden gidiyor.Laiklik tehlikede” gibi siyasal argümanlarla  tasfiye edilmemenin gerekçelerini yaratmaya uğraşıyorlar.Gerçekten traji komik bir oyundur sergilenen...

DOĞAL OLAN VE OLMAYAN

Şu sorulabilinir: Peki, Oda ve Borsalar nezdinde yaşanan bu yönetim mücadelesinin ideolojik yönü gerçekten öne çıkan adaylar ve yönetimleri tarafından ne kadar biliniyor ve anlaşılır?
Genel olarak, Oda ve Borsalar da olayın bu yönü, ne yazık ki, iki-üç kişinin dışında bilinemiyor, görülemiyor ve  anlaşılamıyor.
Oda ve Borsalarda yönetim mücadelelerinin bu kadar kişisellik kazanmasının nedenlerinin başında da bu geliyor.
Bu da doğal..!

GÖNEN’DE ‘DOSYA’ SAVAŞI

Şimdi, Oda ve Borsa seçimlerinin bir başka boyutu üzerinde duracağız.
Bilindiği gibi, öncelikle Oda ve Borsalar, il ve ilçeler bazında başkan ve yönetimlerini belirleyecek. Oda ve Borsalar ise, her il ve ilçe için önemli.
Çünkü, Oda ve Borsalar nezdinde, her il ve ilçenin, sanayicisi, iş adamı, tüccarı yani ticaret erbabı yönetimini belirliyor ve temsili organlarını şekillendiriyor.
Bu durum da, başta yerel yöneticilerin ve siyasal partilerin, hatta İGM üyeleri ve milletvekillerinin iştahını kabartıyor.
Çünkü, 2014 Mart’ın da yerel seçimler var ve bir yandan da herkes bu seçimlere hazırlanmakta, eldeki mevzilerini buna göre düzenleyip, elden geçirmekte.
Bu da doğal ve demokratik yaşamın kaçınılmaz sonuçları...
Ancak, bir kentin yerel yöneticileri, işlerini güçlerini bir yana bırakıp, Oda ve Borsa yönetimlerini ve başkanlarını tayin etme gibi bir rolü benimsemeleri durumunda, seçim trafiği karışıyor.
Örneğin, Bandırma’da , Erdek’te, Manyas’da şimdilik böyle bir sorun yok gibi  ama Gönen’de vardı..!
Bu konuda, Gönen’de nelerin yaşandığına, kimlerin, ne adına, nasıl  ve niçin roller üstlendiklerine bu yazımda değinmeyeceğim.
Dilerim, herkes aklını başına toplar ve kendisine, makamına yakışanı yapar.

Esen kalın...

enginarican.com
enginarican2011.@hotmail.com

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1159