Bugün: 19.10.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • OKUMUŞ CAHİLLERİ NE YAPACAĞIZ?

OKUMUŞ CAHİLLERİ NE YAPACAĞIZ?


ABD/CIA’nın erişime açılmış belgeleri ve Wikileaks ‘ın servis ettiği deşifre ettiği belgeler Türkiye’nin yakın geçmişinde  karanlıkta kalmış bir çok olayın da bir bir aydınlanmasını beraberinde getiriyor.


Anımsıyorum da, yakın tarihimizde yaşanmış vakaları gazeteci ve yazar olarak  kamuoyunun gündemine taşıdığımızda  gerçeklerin ortaya çıkmasından ve diye getirilmesinden şu veya bu nedenle rahatsızlık duyanlar, bizleri hep paranoyak  olmakla, komplo teorilerine inanmak ve komploculukla  itham ederek tepkilerini dile getirirlerdi.


Zamanın hakemliğine inanmak ve güvenmek gerekiyor!


Bu günlerde  CIA  ve Wikileaks  tarafından ortaya dökülen belgeler, raporlar ve yazışmalar karşısında dut yemiş bülbüle dönen bu beyler, nerede ise  ABD/CIA’ya dilekçe yazıp, onlarca yıldır ülkede oynadıkları kirli ve hain oyunun  daha fazla deşifre olmaması için rica ve minnet duygularını dile getirip aman dileyecekler ama çabaları nafile…

Bakın nasıl tel tel dökülüyorlar…


ASALA/PKK İLİŞKİSİ İ CIA RAPORLARINDA..!


CIA tarafından erişime açılan belgelerde terör örgütleri PKK ve ASALA`nın 1980`lerde ittifak içinde olduğu, birlikte terör saldırıları gerçekleştirdikleri ve PKK`nın Ermeni teröristlerin de içinde bulunduğu birimler kurduğu bilgisi yer aldı…ASALA ve PKK arasındaki ilişkinin  1980`lerden itibaren CIA`nın istihbarat belgelerine ve terörizm hakkındaki raporlarına yansıdığı ortaya çıktı!


Peki, bu yeni bir olay ve ortaya çıkan bir belge mi?


Bölücü terör örgütü lideri Apo’nun yakalanması sonrası verdiği ifadeler ve PKK tarihi ile ilgili yazılmış çeşitli makale ve kitaplarda ASALA ile PKK arasında gerçekleştirilmiş görüşme trafiği ve diyaloglar, işbirliği  bir çok kez dile getirilmişti.


ASALA’nın da PKK’nın da kuruluşu ve oluşumundan başlayarak yabancı istihbarat örgütleriyle ilişkisi ve muhabbeti  biliniyor. PKK’nın 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi gerçekleşmeden lider ve yönetici kadrosunun ‘bir şekilde’ Türkiye’den ‘güvenli’ bir biçimde  Suriye’ye ve beraberinde Lübnan’ın Simon(Sayda) şehrinde ve doğu kısmında yer alan BEKAA vadisinde diğer terör örgütleriyle birlikte konuşlandığı ve aynı terör kampında ASALA ile komşu kılındığı, buluşturulduğu biliniyor.


ERMENİLER VE KÜRTLER BAHANE İHANET ŞAHANE!


Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı ortak mücadele kararı  alan ASALA ve PKK’nın, Türkiye’nin harita üzerinde aralarında yaşanan paylaşma kavgaları da ,birlikte  Ermenistan ve Kürdistan’ı kurma düşleri  de  giz değil.


Keza, PKK tarafından 21-28 Nisan tarihlerinin  1980`den beri "Kızıl Hafta" olarak ilan edilmesi  ve 24 Nisan`da sözde "Ermenilerin katledilmesi günü" ilan ederek, yurt içi ve yurt dışında bir dizi etkinlikle anmaları; 9 Kasım 1980`de Türkiye`nin Strazburg Başkonsolosluğu`na ve 19 Kasım 1980`de Roma THY bürosuna yapılan birlikte gerçekleştirdikleri  ortak terör saldırıları; ASALA’nın  örgütsel olarak geri çekilirken mevcut kadrolarını PKK’ya devredip, Ermeni gençlerinin PKK’ya katılımlarını sağlaması; Ermeni diasporasının PKK’ya sunduğu finansal  ve lojistik destek; çatışmalarda öldürülen PKK’lı teröristlerden kimilerinin Ermenistan da, resmi askeri tören ile gömülmeleri, yaralılarının hastanelerinde  tedavi görmesi ASALA/PKK ilişkisinin dünden bugünlere taşınmış sonuçlarıdır.


Ermeni Yazarlar Birliği’nin PKK lideri Öcalan’a  ‘Büyük Ermenistan’ fikrine ve mücadelesine verdiği destekten dolayı ‘onur ödülü’ verilmesi bu yönleriyle manidar olmasa gerek!


Yine erişime açılmış CIA belge ve raporlarında ,26 Temmuz 1985 tarihinde PKK’nın 1984 yazından başlamak üzere  kendi militanlarından, diğer Kürt ve sol gruplardan ve muhtemelen bazı Ermeni teröristlerden oluşan `HRK` ismiyle anılan bir birim oluşturduğuna dikkat çekilmekte.


SİYASAL VE TOPLUMSAL YAŞAMI NASIL ZEHİRLEDİLER?


İfadelerle, belgelerle, raporlarla ortaya dökülmüş  PKK/ASALA ilişkisinin terör boyutunu güvenlik güçleri zaten göğüslüyor ve deşifre ederek, boşa çıkartıyor. Bu şer cephesinin ve kirli ilişki yumağının  Türkiye içindeki siyasi uzantısı ise HDP başka olmak üzere radikal sol gruplar ve partiler yanı sıra Sorosçu  Açık Toplum Vakfı gibi yabancı vakıflar ve bu vakıflarla ilişkili kurulmuş liberal söylemli STK ve görsel, işitsel ve yazılı basın organları…


Bu konuda en önemli nirengi noktası, tarihsel ve toplumsal olarak  anti-emperyalist konumlanışı ve duruşu ile öne çıkan sol  örgüt ve partilerin, özellikle son yıllarda hızla anti-emperyalist karakterini yitirerek, ermeni soy kırımı yalanına dört elle sarılıp, ulusal ve uluslararası alanda ülkeye karşı yoğunlaştırılmış ideolojik saldırıların ve algı operasyonlarının  etkisi altında objektif veya fiili olarak   ASALA/PKK terör hattını destekler konuma düşmeleri ve oynanan karanlık, kirli ve kanlı oyunun perde arkasındaki emperyalizm gerçeğini görememeleridir.


Ülkede  liberal ve sol çevreler, aynı şekilde Suriye iç savaşından ve otorite boşluğundan  istifade ederek kuzey Suriye’de emperyalizm tarafından devşirilip, beslenen PKK uzantısı PYD/YPG ayrılıkçı terör örgütlenmesine sahiplenilmesi ve destek verilmesi noktasında da  aynı ideolojik ve siyasal açmazı yaşamakta.


LİBERAL  VE SOL İŞBİRLİKÇİLİK..!


Bu manzara karşısında şunu söyleyebilmek  ve şu tespiti yapabilmek mümkün: Emperyalizme karşı ulusal bağımsızlık ve egemenliğin korunması ve geliştirilmesine yönelik  yaşanan  bir kafa karışıklığı, belirsizlik, doğru yolu bulma konusunda yaşanan  sıkıntılar ve güçlükler önce ideolojik ve siyasal yalpalamalara ve beraberinde de  emperyal  çıkar ve güç odaklarının   kumpas ve oyunlarıyla emperyalist ülkeler ve istihbarat örgütlerinin kazdıkları kuyuya düşmeye neden oluyor. Ama bilinçli ama bilinçsizce  sapla saman birbirine karışıyor, karıştırılıyor!


Evet, mandacılık ve muhiplik günümüzün hastalığı olarak görülmemeli. Tarihte bu coğrafyada ve özellikle de ulusal kurtuluş savaşı yılları  ile Cumhuriyet Devletinin kuruluşu yıllarında insanlarımız mandacı ve muhiplerin hep ardında bir emperyal ülke olduğu gerçeğini gördü , yaşadı.


Kuşkusuz bilmemek, görmemek ya da anlayamamak  ayıp olarak görülmemeli. Ancak, yıllardır  dile getirilmekten, anlatılmaktan, yazılıp çizilmekten  ne ellerimizde derman ne de dillerimizde mecal kaldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün dikkat  çektiği gibi, ülke için en büyük tehlike cehalettir ama  cehaletin de en talihsizi  ve tehlikelisi okumuş cahillerdir!


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 180