Bugün: 20.11.2017

O ZAMAN DERT NE DAVA NE..?


“Herhangi bir itiraz, sitem dile getiren hemen fitneci olmakla, AKP`ye çalışmakla, cemaati bölmekle, mazlumlara sahip çıkmamakla, AKP`nin zulümlerini haklı bulmakla itham ediliyor.

“Nedense konuşanı susturmak için âyet, hadis vs. gibi şeyleri ve prensipleri kullanan susturucular, bunları kendilerine uygulamıyor. Uyuşturucu müptelalığı gibi bazılarımızda yönetme müptelalığı var. Osmanlı`nın kasapları gibi kesip biçiyor ama onlar gibi 7 yılda bir ara verip, tabana karışmıyor, yönetilenle empati yapmıyor.”


15 Temmuz sonrası yurt dışına kapağı atmış bir FETÖ’cü  hain İhsan Yılmaz’ın örgüt içi yazışmalarından ve mesajlarından yola çıkarak ilginç detayları derleyerek köşesinde yazı konusu yapmış  Fuat Uğur, örgütün kendi içerisinde yaşananları okurlarına duyurmuş.


Allah, daha beterinden esirgesin demeyeceğiz!


Tam tersi, daha beter olsunlar..!


FETÖ,KENDİNİ YENİLEYEREK FAALİYETTE


Dün ki, köşe yazımızda da FETÖ’cülerin örgüt içi yazışmalarından söz etmiş, örgütün, yurt içindeki “uyuyan” elemanlarına özellikle bürokrasiye, yargıya, TSK’ne ,kolluk güçlerine ve AK Parti ile cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve siyasal iktidara, yerel yönetimler ile yöneticilerine, sözün kısası FETÖ karşıtlarına ve düşmanlarına  yönelik planlı ve sistemli, sinsi, bir karalama kampanyası ve algı operasyonu yapma yönündeki  talimatlarına dikkat çekmiştim.


FETÖ’nün  idari, siyasi, ekonomik  anlamda toplumun her alanında en küçük yaşanan çelişkiyi sahiplenip, derinleştirip, olay ve olguları manipüle ederek, dezenformasyon faaliyeti ile  devlet ve toplum katında güvensizliği, huzursuzluğu ,kurum ve kişilere karşı itibarsızlığı körüklemek, itibar suikastleri gerçekleştirmek  temel görevi ve işlevi  oldu.


15 Temmuz  darbe ve işgal girişiminin bastırılması ve FETÖ’nün, FETÖ’cülerin hızla devlet ve toplum yaşamından tespit edilerek, temizlenmesi ve tasfiye edilmesi sürecinde  FETÖ’cülerin karşı refleks geliştirmesi doğal mı?


Tabii ki, doğal ve FETÖ’cü yapılanma da var olabilmenin,   devlet ve siyasal iktidar ile ama özellikle Erdoğan ile rövanşist bir anlayışla hesaplaşmanın ve iktidardan alaşağı etmenin çeşitli arayış ve yöntemlerini sergileyecek.


Onun için bu uzun soluklu bir mücadele olarak görünmek durumunda… Ne demiş atalarımız, su uyur düşman uyamaz..! Hele karşınızdaki düşman olarak bellediğiniz odak bir besleme ve ajan örgütlenmesi ise en büyük tehlike rehavettir.

FETÖ, HESAPLAŞMANIN ARAYIŞINDA


Ben, bir gazeteci-yazar olarak ama en önemlisi bir yurttaş olarak FETÖ ile ilgili yaşanan mücadele sürecini hem ülke de hem de Balıkesir genelinde ilgi ve dikkatle  izliyor ve ciddi bir iddiayı kamoyunun gündemine taşıyorum.


Balıkesir büyükşehir nezdinde  idari ,siyasi ve sosyal yaşamda yaşanan sorun ve sıkıntıların, çeşitli kurum, parti ve yerel yöneticiler, parti başkanları veya toplumun kanaat önderleriyle ilgili  mesnetten ve temelden yoksun  çeşitli itham ve iddialar bir bütün olarak ele alınarak, FETÖ ile bağlantısı ilgili ve yetkili kurumlar ve kişiler tarafından sorgulanmalı.


Örneğin, somut ifade etmek gerekir ise, bugün AK Parti içerisinde büyükşehir belediye başkanı ve yönetimi, iktidar milletvekilleri ya da parti başkan ve yönetimleri ile yaşanan sorunlar ve sıkıntılar, yaşanan polemikler dikkate alındığında siyaseten fındık kabuğunu doldurmayacak sorun ve sıkıntılar üzerinden fırtınalar kopmakta.


VALİLİK VE BÜYÜKŞEHİR FETÖ’NÜN HEDEFİNDE


Yine örneğin, FETÖ’nün mahrem imamı olduğu belirlenen Sakarya Emniyet Müdür Yardımcısı E.Ö.’nün, yönlendirmesiyle emekli astsubay Murat Demir’e ait  ‘Paralel Yapı Deşifre’ isimli twitter adresinden sosyal medya üzerinden günlerce  yaşanan algı operasyonunun Balıkesir ayağının hala kamuoyu tarafından gerekli ciddiyetle önemsenerek, sorgulanmadığını düşünüyorum. Aynı dönem de ve günler de Balıkesir da AK Parti  içinde kimi muhterem isimlerin söz konusu FETÖ’cü algı operasyonuna nasıl alet edildiklerini ve  özellikle sosyal medya üzerinden büyükşehir belediye başkanı Uğur’u FETÖ ile ilişkilendirmek için videolar paylaşarak karşılıklı birbirlerini besledikleri biliniyor.


İstanbul büyükşehir belediye başkanının istifası sonrası sosyal medya üzerinden sıranın Topbaş’tan sonra Uğur’a geldiği yönünde yanıp yıkılan isimler ve  “enişte” ve “ağa”  muhabbetleri biliniyor. Bu  yeltenişleri 15 Temmuz’dan bir süre sonra ülke genelinde gerçekleşen FETÖ’cülere yönelik operasyon sürecinde de yaşamış, adeta Uğur’un derdest edilmesi için günler ve saatler sayılmıştı.


Ben, tüm bu yaşananları ve olup bitenleri bir rastlantı ya da sürpriz olarak görmüyorum. FETÖ’nün ülkemiz siyasal ve sosyal yaşamını  dizayn etmeye yönelik  çaba ve kumpasları, provakasyonları dikkate alındığında tüm siyasal partilerin, devlet kurum ve kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin, yerel yönetimlerin ve özellikle de medya organlarının hatta spor kulüplerinin dahi bu yönüyle  gözden geçirilmeleri ve sorgulanmaları gerektiğine inanıyorum.


HESAPLAŞMANIN FARKLI BOYUTLARINI GÖREBİLMEK


Ülkemiz de 81 vilayet var. Bu, 81 vilayet içerisinde tarihte üstlendiği rol ve önem itibariyle Balıkesir’in özgün bir yere ve önemi var.Balıkesir, bir Kuva-yı Milliye kenti ve  15 Temmuz darbe ve işgal kalkışmasının bastırılması sürecinde  şanına yakışır biçimde Valisi Ersin Yazıcı  ve büyükşehir belediyesi başkanı Uğur  ile birlik ve beraberliğinin ifadesi olarak  seferber kılınmış ve bir yumruk gibi FETÖ’cülerin tepesine inmiş bir kent.


”Demokrasi Nöbetleri” boyunca büyükşehir ve ilçelerinde  tüm toplumu diri bir şekilde meydanlarda  coşkuyla ayakta  tutan bu güç ve birliktelik, uyumdur. İşte büyükşehir de sergilenen bu birliktelik, güç ve uyum  sadece bir tarafı değil, FETÖ’cüler dahil olmak üzere çok değişik kesimleri rahatsız ve seferber etti.


30 Ağustos Zafer Bayramı tören ve etkinliklerinin bahane  edilerek bir anda  vali Ersin Yazıcı’nın ve büyükşehir belediye başkanı Uğur’un   Cumhuriyet üzerinden eleştirilere konu edilmesi ve hedef olmaları da rastlantı ve sürpriz olmasa gerek.


Örneğin, bir iktidar milletvekilinin daha görev süresinin dolmasına günler, aylar ve yıllar varken bugünden “zaten 2019’da beni listeye koymazlar” düşüncesi ve dürtüsüyle  seçildiği seçil bölgesine, partililerine, partisine ve seçmenine layıkıyla hizmet edebileceğini düşünmek saf dillik olarak görülmeli diye düşünüyorum.


O zaman dert ne dava gerçekten ne, iyi sorgulanmalı ve anlaşılmalı!


Esen kalın…


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 49