Bugün: 20.08.2017

NELER OLUYOR!?


Türkiye, 17 Aralık gününden başlayarak hareketli günler yaşıyor.

ÖNCE SULAR BİR 
DURULSUN..
İçişleri Bakanı Güler, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğullarının da içinde yer aldığı ve 17 Aralık sabaha karşı göz altılarla başlayan, eski para ile trilyonların havada uçuştuğu yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ülkenin ve iktidar partisi Ak Parti’nin gündemini sarstı.
Kuşkusuz,bu operasyonun üzerine  çok şeyler söylendi, yazıldı,tartışıldı.
Biz, operasyonla ilgili bir yorumda bulunmadan önce, operasyon ve yaşananlarla ilgili uluslararası güç ve çıkar adakları yanı sıra ülke içi farklı niyetli çabalarla bulandırılmış olan suların durulmasının daha anlamlı olacağına inanıyoruz.
Biz yaşanan operasyon, yaşanan tartışmalar, iktidar ve muhalefetten gelen açıklamalar çerçevesinde konuyu farklı boyutları ile sorgulamakta yarar görüyoruz.

60 CUMHURİYET 
HÜKÜMETİNİN DERDİ: 
YOLSUZLUKLAR!
Öncelikle Cumhuriyet dönemi siyasal tarihimiz ele alındığında şu görülecektir.
Bugüne kadar Türkiye’de siyasal partiler tarafından 60   Cumhuriyet hükümeti kurulmuş!
Hangi siyasal parti tarafından kurulmuş olursa olsun, tüm Cumhuriyet hükümetleri döneminde  siyasal iktidarların ve hükümetlerin temel sorunu ve derdi, yolsuzluk ve suistimal iddiaları olmuştur.
Türkiye’de bugün iktidar olmuş ya da koalisyon hükümetleri döneminde iktidarda görev almış, hiç bir siyasal parti, yolsuzluk ve suistimal itham ve iddialarından kurtulamamıştır.
O nedenle, 17 Aralık operasyonu ile iktidar partisi Ak Parti, Türkiye’de ilk kez  bu yöndeki itham ve iddialara hedef olmuyor, yaşamıyor.
Muhalefet partileri CHP ve MHP’nin de Ak Parti’ye karşı sütten çıkmış ak kaşık misali yolsuzluk ve suistimal itham ve iddiaları konusunda feryat figan etmelerini çok anlamlı bulmadığımı da belirtmeliyim.
Neden ve niçin!?

KAPİTALİZM VE PARA!
Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nun kuruluş felsefesi ve siyasi, ekonomik tercihi bellidir.
Türkiye, kapitalist bir ülkedir ve Cumhuriyet Hükümetlerini kuran tüm siyasal partiler de, başlanğıçtaki bu felsefeyi, ekonomik ve siyasi tercihi gözetmek zorunda, durumundadır.
Kapitalizm, dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, varlığının ve iktidarının temel aracı olan parayı ve paranın saltanatını gözetir.
Paranın ve paranın saltanatının gözetildiği ve egemen olduğu bir ülke ve toplumda ise, yolsuzluk ve suistimaller, ‘kader’gibidir.
O nedenle, şu veya bu siyasal partinin iktidar olduğu koşullarda, yolsuzluk ve suistimallerin siyasal partilere ve özellikle, genellikle kişilere endekslenmesinin hiçbir  bilimsel  açıklaması ve mantığı yoktur!
17 Aralık operasyonu sonucunda da yolsuzluk ve rüşvete bulaşmış kişilerin hukuksal açıdan yargılanması ve bakanların hükümetten uzaklaştırılmasıyla “defter” kapanacak, bir sonraki yolsuzluk ve suistimale kadar ortam yatışacaktır.
Evet, birileri diğerine yönelik sert suçlamalarda bulunabilir. “Sen çok çaldın, ben az çaldım” tartışmaları yaşanabilir ya da birileri diğerini “hırsız” diye itham ederken, kendisini ve partisini “en namuslu” olarak suna bilir. 
Onun için, Cumhuriyet tarihinin, ekonomi-politiğin iyi bilinmesi gerekiyor. Bu tartışma ve itiş kakış, ülkede 90 yıldır yaşanıyor.

YOKSULLUK DA 
YOLSUZLUK DA 
KADER DEĞİLDİR!
Peki, Devlet ve iktidarlar nezdinde yolsuzluk ve suistimallerin “kader” olarak görülmesi, çaresizlik ve teslimiyet  değil midir?
Hayır..!
Kapitalizm de, tarihsel gelişim süreci içersinde evrimleşti, gelişti. Sosyal devlet, hukuk devleti, demokratik devlet, insan hak ve özgürlükleri gibi kavramlar bir çok ülkede kurumsal bir yapıya kavuşturularak, ete kemiğe büründü.
Örneğin; ekonominin kayıt dışılıktan kayıt altına sokulması, devlet gelirlerinin ve giderlerinin denetimi. bütçeler, meclis iradesi, örgütlü bir toplumun yaratılması, hukukun devlet ve toplum yaşamında  vazgeçilmez kılınması, insan soyunun hep bu arayış ve çabalarının sonucudur.
Bir anlamda, kapitalizmin, ekonomik-politik açıdan ahlaksal ve etik değerleri  devlet ve toplum nezdinde ehlileştirilip, insanileştiriliyor.
Bunda da çok değişik nedenlerin rol oynadığını belirtmeliyiz.

CEMAATİN ÖNÜNDEKİ
 YOL AYRIMI
17 Aralık operasyonunun Türkiye açısından bize göre en önemli  unsarlarından birisi, 2002 yılından günümüze iktidar olan Ak Parti ile cemaat arasında yaşanan farklılık, çelişme, gerilimin, hızla bir ayrışmaya ve çatışmaya dönüşmesidir.
Evet, yaşananlar, tanık olduklarımız iktidar partisiyle cemaatin hızla bir yol ayrımına girdiklerini gösteriyor.
Bu konuda, yanıtı aranması gereken soru şudur:
Cemaat; toplumsal bir grup olarak mı değerlendirilmelidir yoksa iktidar partisi ile iktidarı paylaşmak ve iktidarı belli amaçlar, çıkarlar için  yönlendirmek derdinde midir?

DEVLET VE
 PARALEL DEVLET!
Başta Ak Partililer olmak üzere toplumumuzda büyük çoğunluk, cemaatın temel derdi ve amacının, AKP ile erk’i paylaşmak ve bu iddianının da bir adım ötesine geçilerek iktidarı yönlendirmek amacında olduğuna dikkat çekiyor.
Bu yönüyle, AKP sürece ve yaşanan hesaplaşmaya çekinceli yaklaşırken, cemaatın basın ve yayın organları  bir anlamda muhalefetin başaramadığını başarıp, iktidarı çok yönlü zora sokmanın derdine düşüyor.
İlginç olan ise, bu yapılırken, devletin kolluk güçleri ve yargının kullanıldığı yönündeki iddialar.
Asparagas haberler,bel üstü-bel altı vuruşlar, kasetler havada uçuşuyor...
Bu süreçte, Türkiye yeni bir kavramla tanıştı: “paralel devlet” kavramı...

DEVLETİN 
DEMOKRATİKLEŞMESİ
Bu tanımlama ve kavram bize hiç yabancı değil.
Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca “askeri vesayeti” konuştu, tartıştı....
Devlet ve iktidarlar üzerindeki “askeri vesayet”, klasik devlet anlayışı dışında “derin devlet” ve “paralel devlet” tartışmalarını beraberinde getirdi.
“Derin devlet” konusunda daha önce de bir çok makale yazdım ve hep genellikle dillendirelemeyen bir gerçeğe dikkat çektim: Dünyanın en gelişmiş ülkelirinde de başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere, bir bilinen ve görünen diğeri ise “derin devlet” yada “gayri resmi devlet” yapıları vardır!
Bu nokta da, genellikle  temel sorun ve sıkıntı, görünen ile görünmeyen devlet arasındaki ilişki ve düzenin kabul edilebilir olması, uyum içinde bulunmasıdır.
Günümüz dünyasında gelişmiş ülkelerde, bu ilişki ve düzen, yasal açıdan kontrol ve denetim altına alınmaya çalışılsa da,HİKAYE’dir..!
Örneğin; CİA, ülkeler bazında her türlü entrikayı çevirebilir, kelimenin tam anlamıyla hemen herşeyi yapabilir AMMA MİT’in ABD’de böylesi bir  şansı bile yoktur!
Bunun nedeni, CİA elemanlarının filmlerdeki RAMBO karakterine uygun güçlü, kuvvetli olmasından  ve MİT elemanlarının ise zayıf ve beceriksizliğinden kaynaklanmaz.
Bunun da ülkeniz açısından ekonomik-politik nedenleri vardır ve bu çok yönlü bir sorundur.
Örneğin, Türkiye’de cemaatin  ve ötesinde  İslam’ın  devlet ve iktidarlar nezdindeki etkisini tartışır ve sorgularken şunu unuturuz: ABD’de devlet ve iktidarlar nezdinde EVENGALİSTLER’in rolü, gücü ve ekonomik-politikadaki etkileri nedir?
Ya da İsrail nezdinde yahudiliğin etkisi ve gücü, rolü nedir?
Laiklik mi!?
Türkiye’ye ve topluma bu konuda akıl  veren Batı, önce laiklik konusunda kendisini sorgulamalı ve tanımlamalı!

EMPERYAL ÜLKE 
OLMANIN FATURASI
17 Aralık operasyonunun düşündürdüğü bir diğer konu ise, Türkiye-İran ilişkileri ve bu ilişkinin başta İsrail ve ABD olmak üzere AB ülkelerine dert olmasıdır.
Ancak,dert olsa iyi..!
Başta İsrail ve ABD olmak üzere AB ülkelerinin bu konuda Türkiye’ye bir çok dayatmada bulundukları, zorladıkları ve sonuçta işbirlikçileri eliyle bir operasyona yönelikleri görülüyor.
Bir ülkenin dış politikada emperyal bir politika izlemesi kolay bir şey değildir. Bunun uluslararası politikada, faturaları vardır ve gücünüz oranında baskı ve zorlamaları göğüsler ama sonuçta ulusal çıkarlarınız neyi gerektiriyorsa onu yaparsınız.
Türkiye’nin özellikle son yıllarda bölgesel ve küresel açıdan izlediği dış politika raslantı ürünü olmadığı gibi, Davutoğlu ya da Erdoğan’a endeksli bir olay olarak görülmemeli.
Türkiye sermaye çevreleri artık bölgesel ve küresel açıdan  var olmak ve pazar payını arttırmak istiyor.
Türkiye, devlet olarak, toplum olarak buna ne ölçüde hazır, ayrıca sorgulanmalı.
Örneğin, Türkiye’nin enerji alanında attığı adımların, bölgesel bağlaşıklarıyla vardığı enerji anlaşmaların, ortak projelerin kimleri ve hangi ülkeleri sıkıntıya soktuğunu,  dertlendiğini iyi bilmek ve anlamak gerekiyor.
Bu açıdan, Türkiye-İran, Türkiye Azerbeycan arasındaki enerji merkezli ticari antlaşmalar küresel güçleri değil, öncelikle Türkiye’yi ilgilendirmeli.
Türkiye’nin dış politikasında son yıllarda yaşanan bu değişim ve dönüşümün ideolojik ve siyasal niteliğinin hala anlaşılabilinir olmaması bir başka garipliktir.

NASIL BİR TÜRKİYE?
Sonuç olarak; 17 Aralık operasyonu ve operasyonun niteliği,sonuçları Türkiye için önemlidir.
Siyasal iktidar açısından bünyesindeki kimi bakanların yolsuzluk ve suistimal olaylarına girdiği iddiası ve yaşanan gelişmeler üzerinde bu yazımızda durmayacağız.
Biz, bu olayı ve beraberindeki tartışmaları farklı bir pencereden bakarak sorguladık.
Şunu hepimiz biliyoruz ki, Türkiye, artık insanlarını,şu veya bu nedenle, hukuk dışı keyfi yöntemlerle, özel yaşamlarına tecavüz edilerek, mağdur edilmediği bir ülke olmalı!
Telefon dinlemeler, alan dinlemeleri, videoculuk ,senaryo yazarlığı artık tarihe karışsın! Devlet devlet gibi, iktidar iktidar gibi, cemaat cemaat gibi  olsun ve işine baksın!
Çok şey mi istiyoruz...?

Esen kalın...
sonkursungazetesi.com
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1140