Bugün: 23.08.2017

Neden sorgulamıyoruz!?

Türkiye kapitalizmi silkeleniyor ama...!?
Ağustos ayında George Politzer’in ‘Feodalizmden Kapitalizme’ isimli kitabının dışında ‘Türk-Sovyet İlişkileri’ isimli Stefanos Yerasimos’un kitabını ve yıllar önce okuduğum Hitler’in ‘Kavgam’ kitabını yeniden okumaya başladım.
Öncelikle yazı eylemi içinde bulunuyorsan kişi okumak zorundadır. Okumuyor ve sürekli düşün dünyasını besleyerek, diri tutmuyorsa  bir anlamda yazdıkları tekrere döner ve zaman içersinde zenginliğini yitirerek düşün dünyası tükenir.

HİTLER VE FAŞİZM

Örneğin, Hitler, Kavgam kitabında yaşamında kitap ve okumakla ilişkisini ifade ederken, kitabın ve okumanın hitabet için vazgeçilmez olduğunu ve kitap ile okumanın hitabet için  olduğuna inanır.
Yoksa Hitler için kitap ve entellüktüel faaliyet, sanatsal üretkenlik, aydın olmak  naif şeylerdir.
Ya yazar çizer takımı Yahudidir...
Ya ari ırkın aleyhine çalışan ve Almanlar ile ‘Büyük Almanya’nın düşmanlarıdır.
Ya da sosyal demokrat, komünist, dolayısıyla da  bozguncu ve vatan hainleridirler.
Oysa ki, ari ırk Alman’ları silkeleyip uyandıracak ve onları ‘büyük’ Almanya davası için ayağa kaldıracak milliyetçi hatiplere ihtiyaç vardır.
Gerçekten de Hitler’in yaşamı ve ‘nasyonal sosyalistler’in yani faşistlerin Alman’ya da ve Kıta Avrupası’ndaki yükselişleri dikkate alındığında  kitleye seslenme ve onu belli amaçlar için yönledirip motive etmedeki hatiplik başarısını takdir etmemek mümkün değildir.

KİTAPLAR VE HİTABET

Dünyada ve ülkemizde genel olarak Hitler ve Alman Nazi’leri denildiğinde olayın kendisine yaklaşım tarzımız reaksiyonerdir ve  “katil, cani,soykırımcı” gibi sıfatlarla  olayı geçiştirir, faşizmin ya da nasyonal sosyalizmin gerçekte ne olup ne olmadığına bakmayız, anlamaya çalışmayız.
Örneğin, son ayların ve günlerin siyasi modası AKP lideri ve Başbakan Erdoğan’a ‘diktatör’ ve “ faşist”  yakıştırmasında bulunulmasıdır.
Türkiye’nin geçmiş yıllarında da bir parti diğerine, bir siyasi grup diğeri benzer suçlamalarda bulunmayı alışkanlık haline getirmişti.
Komedi gibi bir şey bu..!
Benzer siyasi yaklaşım sol, sosyalistzler ve komünistler için de geçerliydi. Dünyada  ve Türkiye’de kötü olan ne varsa sol itham edilir, rahmetli Celal Bayar’ın yaşamında çok dillendirdiği gibi, her kış ülkeye komünizmin gelişi beklenir ama kış  ne kadar sert geçerse geçsin, komünistler bir türlü ,neredelerse,kalkıp  gelemezlerdi.

CEHALET EN BÜYÜK 
FELAKETTİR!

Mustafa Kemal’in söylediği gibi, bir ülke ve toplum için gerçek felaket, cehalettir. 
Cehaletten ve binlerce yüzlerce yıllık karanlıktan sıyrılmanın yolu ise eğitim ve okumaktan,bilimden, edebiyat ve sanattan geçer.
İnsan soyunun  bu ortak değerlerinden ne kadar uzaklaşırsanız karanlığa o kadar yaklaşır, ülkeniz ve insanlarınızla bir o kadar davalı hale gelirsiniz. 

BİR GAZETECİ- YAZARIN 
İZLENİMLERİ

Oğlumun Düzler’de bir yazlığı var.Ailece yaz mevsiminin ilk günlerinde buraya geçer ve genel olarak kitap çalışmalarına bu doğal ortamda soyunurum.
Genellikle aynı tatil köyünde komşu olduğumuz insanlarla fazla bir işim yoktur  ve özellikle uzak durur, içime kapanırım.
Oysa ki, aynı tatil sitesinde Bandırma’dan  bildiğim ve tanıdığım bir çok insan  da vardır. Genel de Allah’ın selamını alır- verir, bir iki muhabbetten sonra işime bakarım.
İyi bir izleyiciyimdir ve sürekli izler, izlediğim insanları, ruhsal dünyalarını anlamaya çalışırım. Aslında bu da işimin bir parçası...
Genelde tatil sitesi küçük  ve orta burjuva kesimden insanların bir yaşama alanı. Doktor, avukat, sendikacı, eski şirket yöneticisi, eski savcı ya da hakim, profesör, sağlık personeli falan...
Bir çoğunu biraraya getiren özellikler ortak..Örneğin, aktif ya  da emekli ama  genelde bir çoğunun arabası var. Okumayı sevenler azınlıkta. Gazete okunuyor ama Sözcü gazetesi revaçta.


KAPIDAĞ VE ERDEK

Daha önceleri de  bir çok kez yazdım. Kapıdağ’a ve Erdek’e yönelik özellikle  kent küçük ve orta burjuva kesiminin büyük bir ilgisi var ve bir çoğu Kapıdağa bir şekilde yerleşmenin çabasını harcıyor.
Bu doğal olarak yerleşik nüfusun dışında  kozmopolit bir nüfus yapısını besleyip, güçlendirip, biçimlendiriyor.
Bu nokta da özellikle Bursa açısından bölgenin cazibesi büyük. Bunu en doğal ve en somut şekilde, Kapıdağ’ın en uç yerlerine, düne kadar bakir sayılan koylarına girdiğinizde gözlemliyorsunuz. 
Artık,Kapıdağ da bakir olan en ufak bir kıyı parçası bulunmuyor.
Bu kozmopolit insanların ortak özellikleri ne?
1- Bursa gibi metropollerden ya da diğer yerleşim yerlerinden akın eden bu insanların sınıfsal ve sosyal özellikleri genellikle küçük ve orta burjuva.

2- Bursa ile Erdek arasındaki mesafe ortalama 1,5 ya da 2 saat. Büyük kentin stresinden bir an için de olsa kurtulmak isteyen ve doğa ile deniz ortamından yararlanabilmek isteyen insanlar ve aieler için ekonomik bir dinlenme ve eğlence alanı  Kapıdağ.

3-Bu insanlar, Kapıdağ esnafı ya da turizm işletmecileri için ciddi bir gelir getirici özelliğe sahip değiller. Bir çoğu günü birlikçi olarak geliyor ve akşamında aynı şekilde dönüyor.  Çok çok zorunlu olmadıkları sürece lokantalara ve alış veriş mermezlerine girmiyor, girmekten de  imtina ediyor.

4- Genel olarak Kapıdağa gelen günü birlikçilerin sporla,kültür ve sanatla,tarihle  bir bir ilişkisi yok. Bu gelen  insanların Kapıdağla kurdukları tek yönlü ve bencilce bir ilişki.

HÜSEYİN SARI VE 
HÜSEYİN AYSAN FARKI

Yıllar önce Erdek Belediyesi eski Başkanı Hüseyin Sarı, Kapıdağ ve özellikle Erdek’e dışardan gelen insanlarla ilişkiyi,kısaca şöyle somutlamıştı: Gelenler arkalarında pisliklerini bırakıp gidiyor. O yüzden farklı hizmet tarifeleriyle bunun bedelini öderler..!
Bu su fiyatlarına da yansımış ve kamuoyunda değişik tartışmalar yaşanmıştı. Erdek’liyle ‘dışardan’ gelen konut sahiplerine uygulanan farklı su fiyat tarifesi Hüseyin Aysan’ın belediye başkanlığı döneminde kademeli olarak aşağı çekişmiş,sonrasında fiyatlar dengelenmişti.
Dünün ANAP’lı ve AKP’lisi bugünün CHP’lisi Hüseyin Sarı’ya  sanırım bugün  zamanındaki uygulaması hatırlatılsa, hak ve adaletten söz  eder..!
Olayın traji komik yönü bir yana Sarı belki de politik ya da idareci önsezisiyle, Erdek ve Kapıdağ’ın dışarısıyla tek yönlü ve bencilce ilişkisini görmüş ve böylesi bir tepki geliştirmişdi.Tartışılır...

GÜNÜ BİRLİKÇİLER VE 
TATİLCİLER

Peki, Erdek ve Kapıdağı kullanan sadece günü birlikçiler mi!?
Hayır..!
Dünün günü birlikçilerinden bir çoğu bugün Erdek ve Kapıdağ’da ‘yazlık’ ya da konut sahibi olarak, yerleşik nüfusun önemli bir parçası oldular.
Bu insanlar genel olarak metropol kentlerin küçük ve orta burjuva kesiminden insanlar. Orta burjuvazinin de alt kesiminden diye tanımlanabilir.
Bunların ortak özellikleri ne!?
1- Bunlarda metropol kentlerin stresinden kurtulmak istiyor. Doğa ile iç içe huzurlu ve güvenli bir yaşam istiyor.

2-Bu insanlar güvenli ve huzurlu bir yaşam yanı sıra kaliteli ve çağdaş bir yaşamı da arzuluyor. Denizi arıtılan, sokakları düzenli ve temiz, park sorununu en azından hafifletmiş, gezi ve oyun parklarıyla, alış veriş merkezleriyle zenginleştirilmiş bir sosyal yaşam.

3-Eğitimli ve hatta akademik formasyona sahip, kültürlü,sporla,doğayla ilgilenen bu kesimin politik değerleri, tercihleri ve inançları  ve yaşam kültürleri de yerleşik nüfusla önemli farklılıklar içermekte.

AYSAN OLAYIN FARKINDA
YA ERDEK!?

Bu konuyu zaman zaman Erdek Belediye Başkanı Hüseyin  Aysan’la da tartışma, söyleşme imkanımız oldu. 
Aysan, Kapıdağ ve Erdek’te yaşanan bu değişim ve dönüşümün farkında.Hatta Kapıdağ ve Erdek’ke yaşanan bu sosyal değişim ve dönüşümün siyasal sonuçlarının da gelecekte siyasal süreci derinden etkileyeceğini öngörüyor.
Peki, Aysan bu gerçeği görüyor da Erdek bu gerçeğin ne kadar farkında?
Buna, ne yazık ki, olumlu yanıt verebilmek güç ve Erdek çok ama çok hazırlıksız.Hazırlıksız olduğu ve yaşanan Kapıdağ gerçeğinin farkında olamadığı içindir ki, bu süreç sonuç da Kapıdağ ve Erdek’i ciddi anlamda mağdur kılacak.

KAPIDAĞI VE ERDEK’İ
 ZORLAYAN NE?
Tam da bu nokta da  ülke genelinde AK Parti iktidarının ve AKP’nin teşkilat olarak yaşadığı toplumsal bir sorunun ta kendisini Kapıdağ ve Erdek’te somut bir biçimde görüyoruz.
Aslında ,bu bir siyasal, sosyal ve ekonomik, kültürel boyutları olan bir paradoks.!
Neden mi söz ediyoruz?
Türkiye’de AKP’nin iktidar yıllarında tüm sosyal sınıflar geleneksel anlayışları ve konumlanışları itibariyle tam bir sarsıntı içersine girmeye başladı.
Gölcük/Yalova depremi bile bunun yanında sönük kalır... Öylesine güçlü ve öylesine sarsıcı...
AKP; Cumhuriyet dönemi ideolojiyle, kurumlarıyla, değerleriyle Türkiye’de tüm sosyal sınıfların dokusuyla adım adım  oynadı.
Türkiye’de geleneksel merkez sol ve merkez sağın bugüne kadar cesaret edemediği şekilde statükonun vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş tüm sosyal sınıfları silkeleyen,sarsan ve yer yer parçalayan AKP, en şiddetli sosyal tepkiyi  bu sınıflar içersinde küçük ve orta burjuvazinin geniş kesimlerinden gördü.
Taksim/Gezi protestoları ve eylemlilikleri bunun dışa, sokağa yansımasıydı.
Can alıcı noktaya geliyoruz.
Genel ve yerel seçimlerde ülkenin kıyı şeritlerinde adeta AKP iktidarına karşı kendiliğinden oluşmuş siyasal ve sosyal refleksin sonucu olarak  özellikle merkez sol’un ve CHP’nin gösterdiği seçim başırıları da bu noktada aranmalı. Bu süreç, doğal olarak Erdek yanı sıra Bandırma’yı da zorluyor.

BU ANTİ-DEMOKRAT 
SOSYAL YAPI  VE ANLAYIŞ 
ÇÖZÜLECEK!

Ben, bu sosyal ve sınıfsal, siyasal, kültürel kopuşmayı, restleşmeyi ve cepheleşmeyi  kendi yaşam alanım da, tatil sitemde  de yıllardır ibret verici şekilde gözlemliyorum.
Öncelikle şunu belirtelim: Yaşanan ve yapılan bir sol cepheleşme, solculuk, sosyal demokratlık ya  da sosyalizmle hiçbir ilişiği olmayan; böyle olamayacak kadar da anti-demokratik bir yapısı olan, darbeciliği gözeten ve savunan, halka tepeden bakan, elitist, gerici bir siyasal ve sosyal, kültürel mevzileniştir. Zorbalığın ve tiranlığın da bir hukuk, adalet anlayışı vardır ki, en çok çağdaşlık, demokrasi, özgürlük, hak ve hukuktan söz eden bu dolaylı ve dolaysız darbe özlemcileri, özünde tüm bu insani değerlerin ve halkın düşmanıdır.

Bunun üzerine önümüzdeki yazılarımızda da çok duracağız ve durmak da gerekli...

Esen kalın...


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1015