Bugün: 26.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • NE SOL`U NE DEVRİMCİLİĞİ,NE ATATÜRKÇÜLÜĞÜ..!?

NE SOL`U NE DEVRİMCİLİĞİ,NE ATATÜRKÇÜLÜĞÜ..!?


30 Mart yerel seçimlerine  yaklaşık iki hafta kala başlattığımız ‘VARAN’ haber dizisi ile ilgili değişik tepkiler alıyorum. Bu tepkilerin genellikle pozitif tepkiler olduğunu da vurgulamalıyım.

CHP`LİLER DE İDDİALARA YANIT ARIYOR

Pozitif tepki verenlerin başında CHP’lilerin olduğunu da belirtmeliyim. 
Çünkü, hiçbir iktidar ya da iktidar namzeti, siyasal parti sırtında itham ve iddialarla bir yere varamaz. Tehlikeli olan biat ya da suskunluktur...!
Sustuğunuzu, biat ettiğinizi ya da ettirildiğinizi kabul edin...!
Bu susan ve biat eden için de ettiren için de en büyük risktir..
Örneğin, özellikle face’de zaman zaman yayınlanan makalelerimle veya ‘VARAN’larla ilgili tepkilere tanık oluyorum.
Genel de tanımadığım ama biraz araştırınca CHP’li olduğunu gözlemlediğim isimler.
Eleştiri iyidir,güzeldir ve anlamlıdır. Ama eleştiri yazılanlarla ilgili ise..Biz de öyle değil..! Genel olarak yazılara tepki, yazanın kişiliğinin didiklenmesi, kişiliğinin aşağılanmaya çalışılması şeklinde kendisini dışa vuruyor.
İşte, bu acziyettir...!
Yazana da bir yararı yoktur, muhatabına da bir katkısı yoktur..

BEN, TÜM YAŞAMIM BOYUNCA CHP`Lİ OLMADIM...
CHP`NİN SOLCU, DEVRİMCİ, ATATÜRKÇÜ, SOSYAL DEMOKRAT BİR PARTİ OLDUĞUNA DA İNANMIYORUM..

Genelde solculuk, Atatürkçülük,sosyal demokrasi, vb., şeyler adına yapılan bu tür kişisellik içeren saldırganlıklara verebileceğim yanıt belli...
Ben, yaşamımım hiç bir döneminde CHP’li olmadım..!
Ender de olsa kimi zamanlar aynen Dursun Mirza ve Ozan Onur yanı sıra çok iyi bildiğim ve tanıdığım arkadaşlarım gibi CHP’yi ‘cephe gerisi’, ‘güvenli alan’, ‘dönüştürülecek parti’ falan da görmedim.
CHP’yi bu şekilde görenlere de saygım sonsuzdur.
Saygı duyarım ama anlamam..! 
Anlamak zorunda da değilim...Kendi tercihleridir der, geçerim...
CHP’yi solculukla, sosyalizmle, devrimcilikle, Atatürkçülük ya da halkçılıkla, sosyal demokrasiyle örtüştürmeye çalışanları, bu zeminde kendi düşün dünyalarını kurmuş,inanmış olanları da saygıyla karşılarım. 
Tercihtir ama günümüz CHP’sinin bu siyasal ya da ideolojik değerlerle  hiçbir ilişkisinin bulunmadığını da biliyorum.
Bu da benim düşüncem ve tercihim..!

SOL, DEVRİMCİLİK, SOSYALİSTLİK CHP`NİN DEĞİL, 
GERÇEK SOL`UN, DEVRİMCİLERİN VE SOSYALİST PARTİLERİN  HARCIDIR..

AK Parti lideri ve Başbakan Erdoğan’ın  cemaate ve Gülen’e  son günlerdeki çağrısını anlamlı buluyorum: Farklılıklarınızla başka bir partinin içinde var olamazsınız..Kurabiliyorsanız, gidin ve kendi partinizi kurun..!
Sol’un ve sosyalistlerin böyle bir derdi yok. Hemen hemen sol’un ve sosyalistlerin tüm renkleri, komünistler dahil, bugün kendi siyasal partilerine sahipler..
Gerçekten düşüncelerinizde ve inancınızda ciddi ve samimiyseniz, gider bir partide yerinizi alır, kendinizi iç rahatlığıyla ifade edersiniz..
Bedeli ağır ama doğru olan budur..!
Bu olayın yaşamım boyunca anlayamadığım, anlamakta da hep füçlük çektiğim bir yanı da sol’un ve sosyalistlerin değerlerinin, kimlik ve kişiliklerinin hatta mağduriyetlerinin bile  kimi aklı evveller tarafından sürekli suistimal edilmesidir.
Özellikle İnternette ve face,tweet dünyasında bu çok yaygındır.
Örneğin, Che, Nazım Hikmet, Deniz Gezmiş adeta bir çerez gibi tepe tepe kullanılır.
Oysa ki, gerçekten de en hafif ifadeyle bu insanlara yazık ve günahtır..
Sol’cular ve sosyalistler bu yaşanan bir gerçeklik de örneğin Kemalistler için Mustafa Kemal farklı mı!?
Aynı trajedi ve dram, ne yazık ki, Mustafa Kemal için de yaşanmaktadır ve hala da yaşanıyor.
Bu durum sosyolojik olduğu kadar psikolojik bir durumdur ve Allah herkese ama özellikle de CHP’ye yardımcı olsun..!
Hoca Efendi’nin dualarına ve desteğine gerçekten de ihtiyaçları var..!
Biz konumuza dönelim...


OLİGARKLARIN SANDIK OYUNU...

30 Mart için sandığa gitmeye günler kaldı.
Bandırma için 5 yıllık bir defter kapanacak ve önümüzdeki 5 yıl  için yeni bir defter açılacak...
Bir halk deyişi vardır: Bekara karı boşa boşamak kolaydır, diye...
Özellikle orta yaş kuşağı insanları bu lafın boşuna söylenmemiş olduğunu, anlamını çok iyi bilirler. Omuzlarınıza binen bir sorumluluk yoksa  asıp kesmek kolaydır..Oysa ki, evli  ve çoluk çocuğa karışmış insan, sorumluluk sahibi insandır ve macerayı sevmez,durduk yere de maceraya girmez..!
30 Mart yerel seçim sürecine bu pencereden baktığınızda şöyle bir tabloyla karşılaşırız:
Birincisi, siyasal partilerde yer almış insanlar, şu veya bu kişisel kaygılarla ektiğini biçme zamanının geldiğini görür ve içinde yer aldığı parti iktidara yakın konumdaysa, ‘neden olmasın’ diyerek önce adaylık sürecini zorlar. Aday olunca da seçmen nezdinde sandığı zorlayarak, iktidar koltuğuna ya oturmak için ya da bu koltuğa bir şekilde ilişmek için mücadele verir.
Hep duyarız, genellikle ‘nasip, kısmet, hayırlısıysa’ falan denir ama aslında adaylığı garantilemiş kişi başkanlığı da garantilemek için iktidar savaşının çoktan er’i olmuştur..
İkincisi, seçmen yani 5 yıl da bir insan yerine konulan, sandık demokrasisinin vazgeçilmez garnitürü olan halkın durumudur.
Seçimlerin temel jargonu, şu soruda gizlidir: ‘VERCEN Mİ?’
Partiler ve adaylar, kurban pazarlığı yapıyormuşçasına ‘verecek olanı’ boş bırakmaz.. Kahvede, yolda, dükkanında, iş yerinde, köyünde hatta evinde bile  ALACAKLININ gadrine uğrar ve hep aynı soruya muhatap olur: ‘VERCEN Dİ Mİ!?
Böylece temsili demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından olan SEÇİM, SANDIK İLİŞKİSİ aslında kabul etsek de etmesek de CİNSEL BİR VAKA haline dönüşür...
- VERCEN Mİ!?
-VERCEM..
-EMİNSİN Dİ Mİ?
-VALLA VERCEM..SANA VERMİYCEM DE KİME VERCEM..
Sonuçta, bu ilişki, seçim günü birileri için mutlu sonla diğerleri için ise hüzün hatta kızgınlıkla son bulur.
- VERMEDİLER...
- APTAL, CAHİL BUNLAR...
- SİZİN VERECEĞİNİZ OYUN DA....

NE 5`İ BANDIRMA`NIN HALİ ORTADA...
BANDIRMALI BUNLARA `DUR, YETER` DEMELİ...!

Aslında, 30 Mart yerel seçimleri sürecinde Bandırma’da da benzer bir ilişkiyi fazlasıyla yaşıyoruz.
- Ak Parti ve Başkan Adayı Şekerci,5 yıl daha kaybetmeyelim, diyor..
- CHP ve Başkan Adayı Mirza, 5 yıalı kaybetmedik amma bizdenönceki 5 yılı kaybetmiştik, diyor..
- MHP ve Başkan Adayı Selimoğlu, efendi adam, bu tartışmalara hiç girmiyor..
-İP ve Başkan Adayı Karakaş,ne 5 yılı, kaybettiğimiz kaç 5 yıl diyerek Sezan Aksu’nun ‘bana kaybolan yıllarımı verseler’ şarkısını söylüyor..
-SP ve Başkan Adayı Köse, bunun ne anlamı var,diyor..

Sonuç olarak, koca Bandırma, 5 yıl tartışmalarıyla gün be gün 30 Mart’a yürüyor.
Bizim aylardır yazdığımız da şu: Lütfen,Bandırmalıya dönüp de bir sorun!

-VERECEKSE VERECEK OLAN BANDIRMALI..!

- Soru sorulmasın mı!?
- Yazılmasın mı!?
- Reklam mı vermezsiniz!?
- Bir de bu olayın 31 Mart’ı mı var!?
- Haa şimdi anladık: Soracaksak, yazacaksak diğer partiye ve adaylara vuracağız. Öyle mi!?
- Memleketin yüksek menfaatleri bunu mu gerektiriyor!?
- Haa anladık..Bize mi kaldı..!!!

BANDIRMA 5 YIL ÇOK BAŞLI İKTİDARA TANIK OLDU..
MİRZA VE ONUR TARAFINDAN, PEKEL İKTİDARSIZ İKTİDAR HALİNE GETİRİLDİ..

Evet, ülkede de, Bandırma’ da da seçim arifesi yaşanan tablo, ne yazık ki, budur ama biz olayın şimdi bir başka boyutuna DOKUNACAĞIZ..!
2009 Mart yerel seçimleriyle iktidara seçilen Sedat Pekel ve ekibi döneminde Bandırma, ikili belki de üçlü bir yönetime tanık oldu.
Örneğin, SOFİA Oteli haberiyle ilgili CHP’nin Başkan Adayı Mirza, katıldığı bir radyo programında konuyla ilgili sorulan soruya şöyle yanıt verdi:
“Sofya Oteli mevzusuna gelirsek. Ben ne öyle bir otel bilirim, ne Bulgaristan’a gittim. Zaten Sedat Pekel bu iddia hakkında yasal süreç başlattı, yargıya başvurdu. Benim hiç bir bilgim yok.”
Gerçekten de Mirza ne Bulgaristan’a gitti ne de Sofya’da Sofia Otelin yolunu bilir..
Çünkü, Başkan Pekel, 2009 Mart’ından başlayarak resmiyette Mirza ve Onur’u başkan yardımcılığına atamış da olsa, Pekel’in gerçekten yardımcısı Mirza ve Onur değildi!
Bu görüntüydü, ki Mirza ve Onur da bu gerçeği çok iyi biliyorlar.
Peki, kimdi?
Bu sorunun yanıtını da o dönemin CHP İlçe Başkanı Ercan  Akyazar ile Başkan Pekel’in kendisi vermeli..
Pekel’in bu iddia ile ilgili şahsımdan davacı olması olayına gelince...
Bu da komedi gibi bir olay..!
Pekel, benden bu haberle ilgili ne şikayetçi ne de davacı olmuş!
Pekel, Engin Arıcan, Sofya Oteli diye iddialarda bulunmuş, Savcılık makamı bu iddiaları “lütfen” araştırsın, Arıcan’a sorsun ve gerekiyorsa “kamu adına” davacı olsun, demiş!!!

PEKEL7İN İKTİDARI İÇİNDE İKTİDAR VAR. MİRZA VE ONUR  5 YIL KİMİN YARDIMCISIYMIŞ...
RESMEN BAŞKAN OLDUKLARINI   İDDİA EDİYORLAR...

Diğer açıklaması daha da ilginç ve gerçekten traji komik..
HALA  seçimlere üç gün kalmış olmasına karşın Mirza ve Onur’un başkan yardımcılığı görevinden istifa etmemiş olmalarını şöyle izah ediyor:
“Biz belediyenin imkanlarını seçim için kullanmıyoruz. Kadir Topbaş istifa mı etti? Hüseyin Aysan istifa mı etti? Böyle bir zorunluluk yok zaten belediye yöneticileri için.”
Mirza, kamu yönetimi okumuş,diplomasını almış bir insan ama ortada siyasetin bir ahlak ve etik sorunu olduğunu bas bas bağıran Mirza, kendisini Topbaş ve Aysan’la bir tutup,şahsını BELEDİYE BAŞKANI SANIYOR..!
Bu durumda böylece Türkiye’de  belediyecilikte bir ilki başarmış oluyoruz:
BİR KOLTUKTA ÜÇ KARPUZ..!
BANDIRMA BELEDİYE BAŞKANI SEDAT PEKEL, DURSUN MİRZA VE OZAN ONUR..!

Yerseniz...
Şimdi,aynı soruyu bir kez daha kendinize sorun:
-VERCENİZ Mİ VERMEYECENİZ Mİ?
Oysa ki, VERMEYE gerek yok, onlar zaten oturuyor!!!

Esen kalın...










Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 969