Bugün: 28.06.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • Mustafa Kemal ve sözcüklerin özgürlüğü

Mustafa Kemal ve sözcüklerin özgürlüğü


Anadolu’nun işgali yıllarında İstanbul’da bulunmuş bir İngiliz H.C. Armstrong, 1932 yılında Mustafa Kemal’in yaşamı ve verdiği mücadeleyle ilgili bir kitap yazar. Kitabın adı, BOZKURT’tur.

BOZKURT YAZARI VE
MUSTAFA KEMAL

Okudunuz mu, bilemiyorum. benim okuduğum bir kitaptır ve İngilizlerin gözünden ulusal kurtuluş savaşını, işgal yıllarını, milli mücadele ve Kuvayı Milliye’yi, genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş sürecini anlatması nedeniyle  önemlidir.
Armstrong’un kitabın başından sonuna kadar Mustafa Kemal’ın yaşamı üzerine yazdıkları tarihsel açıdan gerçeği yansıtmaz. Bununla da yetinmez, Kemal’in yaşamını ve mücadelesini hemen her olayda çarpıtır.
Mustafa Kemal, Armstrong’a göre, diktatörlük özlemiyle yanan bir kişidir ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşuyla birlikte ise, artık o bir diktatördür.
Mustafa Kemal’in özel yaşamını da yerden yere vuran ve çarpıtan Armstrong, Kemal’in daha çocuk yaşdan itibaren kadın ve kızlara olan düşkünlüğünü, içkiciliğini,kumara olan düşkünlüğünden söz eder.
Armstrong’un Mustafa Kemal’le ilgili yazdıkları bizlere yabancı değildir.  Daha Kemal’in yaşamında benzer şeyler belli çevreler tarafından dillendirilmişti ve yıllardır aynı şekilde dillendirilmeye devam ediyor.
Yeni, Armstrong’un yazdıkları şaşırtıcı değil...

Peki, kim bu Armstrong..?

İNGİLİZ GİZLİ İSTİHBARATI VE
 MUSTAFA KEMAL

Kitabı 1932 yılında  BOZKURT adıyla yayınlandığında  Avrupa’da yok satan Armstrong, bir İntelligence Service elemanı yani İngiliz Gizli Servisi elemanı idi.
İşgal yıllarında Armstrong’un İstanbul’da bulunma nedeni de buydu.

İngiliz Gizli İstihbaratı ve istihbaratçıları, bize yani  Bandırma’ya da yabancı değildir. Örneğin, aynı şekilde  ve aynı yıllarda Bandırma’da eski İskele binasının altında pasaport ve gümrük işlerine bakmakla görevli  Silly isminde asker kökenli bir İngiliz ajanı vardır. Bu kişiliğin ayrıntılarını ve çalışmalarını yeni yayınlanacak  Kuvayı Milliye/ ÇALOBABOZKURTLARI isimli kitabımda okurlarımız  okuyup, öğrenecekler.
Ajan bir tane miydi, hayır..!

Dün de bir tane değildi, ne yazık ki, bugünde bir tane değil...

Yeri gelmişken belirtelim. İstihbaratçılarla gazeteciler ve gazeteler arasındaki muhabbet de dünü ve bugünüyle de ayrı bir araştırma konusudur. Örneğin, İngiliz ajanı Silly’nin Bandırma’daki dostlarının ve ayakçılarının başında gelen isim aynı zamanda “Adalet” gazetesini çıkartan Bahriyeli Ali Sami’dir.Neyse, konuyu dağıtmadan biz yine Armstrong’a ve kitabına dönelim.

MUSTAFA KEMAL’İN
 SANSÜR ANLAYIŞI

Evet, kitabın yayınlanmasıyla birlikte Devleti yönetenler ve Mustafa Kemal, doğal olarak rahatsız olur.
Çünkü, özellikle Avrupa’da Anadolu’da verilmiş milli mücadele ve önderi, yeni kurulmuş olan Devlet’in başı konusunda merak vardır. milli mücadele sonucunda Anadolu’da yenilen sadece Yunanlılar olmayıp, başta İngilizler olmak üzere galip devletler olarak kabul edilen İtilaf Devletleridir. Bizde dile getirilmez ama bunların arasında ABD de vardır.O nedenle Avrupa ve Amerika kamuoyunun merakını hoş karşılamak lazım ve bu kitap,bu merakın giderilmesi açısından büyük ilgili görür ama kitabın Türkiye’ye girişi bazı aklı evvel yöneticiler taraından hemen yasaklanır.

YAZIYA,KİTABA YASAK OLMAZ

Bu yasak sonrasında bir gün Çankaya sofrasında kitap gecenin konusu olur. Atatürk, “Getirin şu eseri okuyalım”der ve eser, o gece baştan aşağı okunur. Gazi her satırını dikkatle dinler.Sonra sorar:
-Ne yaptınız bu kitabı?
-Yurda girmesini yasak ettik.
-Niçin?
-hakkınızdaki iftiralar dolayısıyla.
-İçki filan mı?
-Evet efendim.
-Az bile yazmış.Bırakın kitabı yurda girsin; millet de okusun.(Atatürk’ün Armstron’a cevabı/Bozkurt kitabındaki yanlışlar ve çarpıtmalar,s.31,Kaynak Yayınları)

Ancak, Atatürk’ün talimatına rağmen, aynı aklı evveller kitap üzerindeki yasağı kaldırmaz ve kitabın yurda giriş yasağı devam ettirilir.
Ayrıca, Mustafa Kemal’in hemen hiç bir zaman Armstrong ve kitabı ile ilgili bir derdi olmadı, önemsemedi. Hatta, Armstrong’un kitabında yer alan alçakça itham ve iddialara, çarpıtmalara,karalamalara karşı daha sonra basın yoluyla verdiği yanıtlar dönemin basınında yayınlandı.

ULUSUN ÖZGÜRLÜĞÜ
ÖZGÜRLÜĞÜMÜZÜN
TEMİNATIDIR
Evet, 10 Ocak da, Çalışan Gazeteciler Günü’nü  idrak edip, kutlayacağız!!!
Ben, tarihte yaşanmış bu ibretlik olayı, 10 Ocak’ı kutlayıp da, basın ve yayın yaşamımızın, düşünce ve ifade özgürlüğümüzün üzerine kabus gibi çökmeyi alışkanlık hatta bir devlet ve yönetim  politikası haline getirmiş olanlara ithaf ediyorum.
Çünkü, bir gazeteci ve yazar olarak benim, ne 10 Ocak ne de  Sansürün Kaldırılması gibi, ucube gösterilerle, günlerle  bir ilgim ve alakam yok aman olmasın da..!
Çalışan Gazeteciler’in dün olduğu gibi bugünde mesleki sorunları devam ediyor.Türkiye, basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından dünyada hala en sabıkalı ülkeler arasında.Basın ve yayıncılık alanındaki tüm bu sorunlar ise, ülkenin ve toplumun genel demokrasi ve özgürlük sorunlarından ayrı düşünülemez. Demokratikleşeceksek ve özgürleşeceksek bunu hep birlikte başarıp, gerçekleştireceğiz.

Sermayenin iç hesaplaşmasının perde arkasında ne var!?

Balıkesir’de Oda  ve Borsa başkanlarının 2013 yılı içinde gerçekleştirecekleri kongrelerle ilgili endişe ve kaygılarını dile getirdikleri “ortak deklarasyon”un basında yayınlanmasıyla birlikte  ortalık karıştı.
İlk tepki, Ak Parti Fenel Başkan Yardımcısı,Milletvekili ve sanayici Edip Uğur’dan geldi ve Uğur, gerçekleştirdiği basın toplantısıyla “ortak deklarasyon”u yayınlayanların aslında “muhtıra” yayınladıklarını belirterek, ağır eleştirilerde bulundu.
“Ortak Deklerasyon”u yayınladık ve ortada...
Keza, Uğur’un bu konuyla ilgili beyanlarını da yayınladık, bu da ortada...
Özellikle, Uğur’un beyanları üzerine şimdilik fazla yorum yapmak istemiyoruz. Çünkü,bu beyanlar üzerine öncelikle ciddiyetle düşünmek, sorgulamak, tartışmak gerekiyor. Balıkesir kamuoyunda bu beyanlarla ilgili basında yayınlanmış fazla ve anlamlı bir yorum, ne yazık ki, yok..!
Bandırma’da da konuyla ilgili yayınlanmış bir yorum zaten yok...
SonKurşun/REALİTE’nin ise farklılığı  tam da bu nokta da başlıyor. Biz, Balıkesir’de yaşanmakta olan bu tartışmaları ciddiyetle en yakından izlemenin ötesinde, bu süreçte yapılan açıklamaların üzerinde ayrıntılı olarak durup, değerlendireceğiz. Bunu yaparken de aceleci davranmayacağız. Çünkü,  özellikle Uğur’un beyanları, iddiaları çok ağır ve sindirimi çok zor.
Hoş, Uğur’un beyanlarının Balıkesir ve ülke ekonomisinde söz sahibi olmuş sanayici ve işadamlarıyla ilgili beyanlarının da bu kişiler nezdinde sindirimi çok zor ve çok ağır.

O nedenle, tüm bu tartışmalar nezdinde öncelikle Balıkesir’de Oda ve Borsa başkanlarının  “ortak deklerasyona” konu olan siyasi kaygı ve endişeleri konusuna değinmek de yarar var.
Oda ve Borsalar gerçekten siyaset üstü kurumlar, ve sivil toplum örgütleri midir?
Tek kelimeyle, HAYIR..!
Çünkü, Oda ve Borsa başkanları dahil, yöneticilerinin kendilerine göre bir siyasi anlayışları,  politik tercihleri bulunduğu gibi, her hangi bir siyasal partinin başkanı ya da yönetim kurulu üyesi de olabilirler...
Ayrıca, Oda ve Borsa başkan ya da yöneticileri, geçmişlerinde her hangi bir siyasal partiden seçilmiş,görev yapmış milletvekili, belediye başkanı, İGM ya da Meclis üyeliği de yapmış olabilirler.
Peki, Balıkesir’de halen Oda ve Borsa başkanlığı yapanlar, yönetimlerinde görev almış olan isimler bilmiyorlar mı?
Elbette ki çok iyi biliyorlar...
Ancak, bu gerçek bilinmesine ve yaşanmasına karşın hiçbir Oda ve Borsa başkanı, yöneticisi sahip olduğu politik görüşü, inancı ve tercihi görevine taşıyamaz, taşımaz....
Peki, “ortak deklerasyona” imza atarak kongrelerine yönelik bu endişe ve kaygılarını dile getirenlerin temel dertleri Ak Parti ve Edip Uğur mu?
EVET..!
Peki, bunun fazla bir anlamı var mı?
Normal da yok ama konu Ak Parti olunca VAR..!
Peki, neden ve niçin?
İşte, bu sorunun yanıtı, Uğur’un beyanlarında gizli ve bunun iyi anlaşılabilmesi için,  2002 yılından bugüne AK Parti iktidarı ile TÜSİAD ve SİAD’larla yaşadığı sorunlrın ve farklı düşüncelerin anlaşılmasında yatıyor.
Yoksa, Ak Parti, Türkiye’nin sosyo-ekonomik düzenini kökten ve temelden değiştirecek, buna kurgulanmışve kurulmuş bir siyasal parti ve iktidar değildir.
Ancak, ortada, Türkiye’de sosyo ekonomik yapının kendi içinde yeni bir anlayışla değişimini ve dönüşümünü öngören bir siyasal parti ve iktidarın da olduğu bir gerçek!
İşte, temel sorun bunun iyi anlaşılmasından ve bu değişimin niteliğinin iyi anlaşılmasından geçiyor.
Bu bir hesaplaşma mıdır?
Evet, bu bir hesaplaşmadır ve bu hesaplaşma bugünün değil yılların hesaplaşmasıdır. Bu hesaplaşmanın içeriğinin iyi anlaşılabilmesi için ise, ekonomik ve sınıfsal, siyasal temellerinin iyi incelenmesi gerekiyor.
Balıkesir’de mevcut Oda ve Borsa başkanları ve yönetimi ile Ak Parti ve Uğur arasındaki bugünkü farklılaşmanın, ayrışmanınve hesaplaşmanın altında bu yatmaktadır. Yukarıda da dikkat çektiğimiz gibi, busadece TÜSİAD ve SİAD’larla yaşanan bir farklılaşma, ayrışma ve hesaplaşma değildir. Bu hesaplaşmanın izi, pekala, Bandırma’da da sürülebilinir.
Bunun kurumsal ve STÖ’ler nezdindeki karşılığı MÜSİAD ile TUSKON/BANİAD’dır..

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından şu soruya yanıt aranabilir: TÜSİAD ve SİAD’lar Türkiye’de kapitalist ekonomik sistemin ve kapitalizmin siyasal,sosyal ve kültürel savunucuları ise MÜSİAD ve TUSKON/BANİAD’lar, nasıl bir sosyo ekonomik ve siyasal sistemin savunucusudur?
Biz, okurun çabasını kolaylaştıralım ve yanıtlayalım: Kapitalizmin..!

O zaman şu soru kendiliğinden karşımıza çıkıyor: Her iki sermaye ve işadamı gurubu nasıl bir kapitalizm öngörüyor?
Sermayenin yaşanan iç hesaplaşmasının siyasal uzantıları ve temsilcileri kim?
Örneğin, MÜSİAD,TUSKON/BANİAD’ların siyasal uzantısı ve temsilcisi AK Parti mi!?
TÜSİAD ve SİAD’ların siyasal uzantısı ve temsilcileri ise başta CHP olmak üzere kısmen MHP olarak mı öne çıkıyor.!?
Peki, bu işin ideolojik ve politik farklılaşma ve ayrışma ekseni ne?
-Laisizm ve Cumhuriyet rejimi..!

Buyrun sofraya, YERSENİZ...!
Bizi izlemeye devam edin...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ