Bugün: 24.06.2017

Mustafa Kemal ve Bozkurt


Türk’ün tarihini ve kültürünü bilmeden olmaz!


“Bir Kuvayı Milliye Destanı/ ÇALOBA BOZKURTLARI” isimli kitabımın okurla buluşmasıyla  birlikte Bandırma’da imza günü yapıp yapmayacağım sorusu gündeme geldi.
Bu konuda daha önce de bir çok kez yazdım ve isteksizliğimi dile getirdim. Bunun öncelikli nedeni, Pekel ve yönetiminin kentin kültür ve sanat yaşamına  samimi olmaktan uzak, gayri ciddi ve dar görüşlü siyasi yaklaşımlarıydı.
Onun içindir ki, geniş ve halka daha açık bir alan yerine Tüm Otel’de kapalı bir alanı tercih ettim.
Ayrıca, bu ülkenin ve kentin bir yazarı, düşünürü olarak bir “ilk”e imza attığımızı düşünüyorum. İmza gününü bilinçli olarak yazarlığa ilk kitabıyla fiilen adım atmış Yakup Ataş’la birlikte gerçekleştirdik.

Vay anam vay...!

BİR “İLK”E İMZA ATMAK..!

Hani, Bandırma üzerine siyaseten atılan hamasi nutuklar vardır, “Bandırma demokrat kenttir” falan diye, her ikimiz de  “Demokrat Bandırma”da demokrasiyi bir türlü içselleştirememiş, demokrasi bezirganlarının gerçek yüzlerini bir kez daha birlikte görebilmenin kadersizliğini paylaştık.
Kimi çevrelerde ben konu edildim, kimi çevrelerce Yakup Ataş dert edinildi. Ben ona pazarlandım, O da bana pazarlanmak istendi.

Zaten bunu biliyor ve öncesinde öngörmüştük. Bildiklerimizi ve öngördüklerimizi birlikte yaşadık.

Bunu önemsiyor muyuz, ASLA..!

BU KAFALARLA OLMAZ..!

Örneğin, CHP’li, Atatürkçü ve sosyal demokrat olduğunu iddia eden Pekel ve yönetimi başka olmak üzere parti yönetime imza gününe gelmediği gibi bizzat ilçe başkanı Metin Ok, Ataş konusundaki sıkıntısını yüzüme karşı ifade etti.
Kuşkusuz, bu isimlerin CHP’yi veya bir politik görüşü tek başlarına temsil ettiğine inanmıyorum.
Çünkü, bir çok CHP’li siyasi temsilci ve partili imza gününde yerini aldı.
Ancak, düşünce ve ifade özgürlüğünden, farklılıkların ortak bir demokratik toplum kültürü yaratmasından ve zenginliğinden söz edenlerin sınıfta kaldıklarını görmek
gerekiyor.
Bu “ilkel” durum sadece kendilerini Cumhuriyetçi, Atatürkçü, sosyal demokrat olarak tanımlayanların sorunu değil. Benzer sorunları ve tahammülsüzlüğü, ilkelliği muhafazakar kesim olarak bilinen çevrede de yaşadığımızı belirtmeliyim.
Mekanın içkili bir restaurant olmasından tutun da farklı nedenlere dayanan karşı  çıkışlar, bu kesimden bir çok kişinin de imza gününe katılmamasına neden oldu.

KENT YAŞAMININ
DEMOKRATİKLEŞTİRİLMESİ VE
ÖZGÜRLEŞMESİ

İşte, benim yıllardır üzerinde durduğum ve yazılarıma konu olan olumsuzluklardan birisi de budur ve bu anlayış, tutum yıkılıp, değiştirilmek, dönüştürülmek ve demokratize edilmek zorundadır.
Bandırma, Cumhuriyet dönemiyle değil, Osmanlı Bandırması ile de tarihselve toplumsal zenginliklerin dışa  vurduğu, ortak yaşam kültürünün en güzel örnekleriyle yaşandığı bir kenttir.
Aslında, bu Bandırma’nın değil, her iki dönem için Türkiye gerçeğidir ve bu tarihsel gerçeğe sırt çevirmek tarihsel ve kültürel anlamda zenginleşmemize değil, daha da yoksullaşmamıza hizmet etmektedir.
Biz, Ataş ile birlikte demokrasi adına, ortak yaşam ve demokratik bir kent kültürünün yaratılması adına güzel ve anlamlı bir “ilk” adımı attık.
Bizlere yakışan bu idi!

ÇALOBA BOZKURTLARI VE
‘BOZKURT’ SÖZCÜĞÜ

“ÇALOBA” ile tanık olduğum bir başka olumsuzluk ise kitabın ismiyle ilgili olandı. Kitap yayınlanmadan önce de, ismini sorunlara, “ÇALOBA BOZKURTLARI” dediğimde, kendisini solcu ya da bilmem ne olarak ifade eden bir çok kişinin tepkisiyle karşılaştım.
“ÇALOBA” ismi iyi idi ama bu “BOZKURTLARI” nereden çıkmıştı ve anlamı ne idi?
Hızını alamayan bir çok kimse, şahsımın “MHP’li” olup olmadığım sorusunu sormaya kadar işi vardırdı.
Güldüm, geçtim...
Kitabı okuyanlar daha sonra, içeriğiyle tanışınca, “BOZKURT, ifadesini kullanmasaydın, daha iyi olurdu” türünden başlangıçtaki karşı  duruşlarını yumuşatmaya başladılar.

TARİHİ ÖNCE BİLMEK
GEREKİYOR

Önceki makalelerimde de bir çok kez bu ve benzeri konulara değinerek, Türk tarihinin ve kültürünün iyi bilinmesi ve anlaşılması gerektiği konusuna defalarca vurgu yaptım.
Açıkça ve somut olarak ifade edeyim ki, bu ülkede ister komünist, ister sosyalist, ister sosyal demokrat, ya da liberal, muhafazakar, Cumhuriyetçi, Atatürkçü,  şeriatçı ne olursanız olun ya da kendinizi düşünsel planda nasıl tanımlarsanız tanımlayın, Türk tarihini ve kültünü bilmeden, anlayamadan milim yol alamazsınız!
Örneğin, “BOZKURT” sembolü, yakın tarihimizde Mustafa Kemal Türkiyesi’nde  vazgeçilmez sembollerden birisidir.
Bilmiyorsanız, öğreneceksiniz...!
Keza, komünistlik ya  da sosyalistlik adına hareket ediyorsanız, başta Nazım Hikmet’i, Şefik Hüsnü’yü iyi ve daha bir çok ismi, öncüyü iyi bilip, tanıyacaksınız.
Örneğin, Nazım Hikmet’in özellikle vurgu yaptığı, “Ben, bir Türk komünistiyim” dizesi ve ifadesi bile  solculuğu “Sosyalizmin Alfabesi” kitabıyla sınırlı gören bir kaç çok bilmiş şaşkının  “Nazım, milliyetçiliğin etkisinde bir şairdir” gibi aptalca yorumlarına konu oldu ve hala bu tür aymaz yorumlar devam edebiliyor.


MUSTAFA KEMAL VE
BOZKURT

Kişinin, kendisini en genel ifadeyle bir “dünya vatandaşı” olarak soyutması farklı bir şeydir, kişinin mensup olduğu miletin bir eri  ve yurttaşı olarak ifade etmesi farklı bir şeydir. Soysuz olmak,soysuzluğu “enternasyonalizm” gibi terminolojilerle maskelemeye çalışmak  nafile bir çabadır.
“BOZKURT”un siyasi açıdan sembolleşmesi ve MHP ile ilişkilendirilmesi “BOZKURT”un Türk Dünyası’ndaki önemini ve rolünü düşürmüyor, küçültmüyor.
Örneğin, Mustafa Kemal Atatürk, bir BOZKURT’tur..!
O dönemin Kurtuluş Savaşçıları birer BOZKURT’tur..!
Kuvayı Milliye, bir BOZKURT Ocağı’dır...!
Kendi tarihinizden ve kültürünüzden kopmayacaksınız. Bu tarih ve kültür ile davalı insanlar haline gelmeyeceksiniz. Bir kez, kendi tarihiniz ve kültürünüzle ayrışmaya, yabancılaşmaya başlarsanız ayrık otu gibi biçilir ve yem olursunuz.

NEVRUZ GERÇEĞİ

Örneğin, aynı sorunu “NEVRUZ”la ilgili yaşıyoruz.Yüzlerce yıldır Otdağu halklarından uzak doğu halklarına ve Ort Asya steplerine kadar kutlanmakta olan NEVRUZ,, Türklerin de bayramıdır. Bugün, Türk Cumhuriyetlerinde  kutlanmakta olan NEVRUZ’a sahip çıkmaz, tarihsel ve kültürel nedenini, etkilerini bilmezseniz Türkiye’de bugün yaşandığı gibi, NEVRUZ’u birilerinin elinde bayrak yaparsınız.

ERGENEKON VE BOZKURT

“ERGENEKON DESTANI” da böyledir.AK Parti iktidarı döneminde başlatılmış bir polisiye operasyonun adının “ERGENEKON” olarak isimlendirilmesinin yanlışlığı üzerinde yazılarımda defalarca durdum.
Çünkü, ERGENEKON, 75 milyonun değil bugün nüfusları belki 400 milyona ulaşmış Türk dünyası’nın destanıdır. Bir milletin destan ve destanlara sahip olmasını en iyi bilenler bizleriz, yazarlardır, düşünürlerdir. Tarihte büyük milletler, destan sahibidir. Bunu kendimiz için değil, çocuklarımız ve geleceğimiz için bilmek ve destanları yaşatmak zorundayız.
Bu önemli mi?
Evet, günümüzde çok ama çok önemli.
Günümüzde Türk milletini, Türklüğü, tarihini ve kültürünü aşağılamak için hemen herşey yapılıyor. Öyle ki, Türküm demek bile birileri için aşağılanmak, itilip kakılmak için yeterli görülüyor.  Ulusal aşağılanma birilerinin vazgeçemediği bir politika haline getirilmek istenirken, bilim, kültür ve  sanat adına Türklüğü hakir görmenin teorik alt yapısı oluşturulmaya çalışılıyor.Binlerce yıllık bir tarihi ve kültürü, an’lık emperyal  ve işbirçi amaçlara, politikalara kurban edebilmek kimsenin harcı değildir.

SİYASİ ETİKETLERLE
YAŞAMANIN ANLAMSIZLIĞI

O nedenle, “Ben, Türk’üm” diyen herkes aynı zamanda birer BOZKURT’tur ve “ERGENEKON” onun ana sütü gibi beslenip, güzbüzleşdiği destanın adıdır.
Bunun ne ırkçılıkla ne de şovenizmle bir ilgisi yoktur!


MUSTAFA KEMAL DE BİR
BOZKURTTUR..!

Bugün, Türk tarihi ve kültürü, kurtuluş savaşı, Mustafa Kemal, Kuvayı Milliye, Cumhuriyet Devleti’nin oluşumu ve doğuşu konusunda tarihin ters yüz edilme çabaları ayyuka çıkmış durumda.
Bu bugünün ya da tek başına Ak Parti’nin yarattığı bir tablo değildir. Kimse, kolayından bu yıkım sürecini 2002’de Ak Parti iktidarına bağlayamaz. Bu yapılmak isteniyorsa, bu tarihsel sürecin anlaşılmasını imkansız kılabilme çabası ve oyununun devamıdır.
Başta, bu süreci bir ağaç kurdu gibi yıllardır içten içe yiyip tüketenler, tarihsel olayları tepe taklak ederek kendi saltanatlarını güçlendirerek, bu çarpıtılmış tarihi bizlere “resmi tarih” anlayışı olarak yutturdular. Mustafa Kemal’i “Beton Mustafa” yapanlar, işe Kemal’in ruhunu çalarak başladılar. Bir bir onun kadrolarını ve evlatlarını yok edip, etkisizleştirip,tasfiye ettiler.
İş öylesi bir noktaya  vardırıldı ki, kimi Mustafa Kemal’den bir “dünya vatandaşı”, kimi bir sosyal demokrat, kimisi bir sosyalist, kimi liboş, kimisi bir zina-i veled, kimisi bir mason çıkardı.!
Öyle ki, bir Türk’ü, kafalarındaki modele ve amaca göre bir Türkiyeli yaptılar..! Cumhuriyetten sonraki en büyük eserim dediği, ‘şey’in içinde limon sattılar ve hala satıyorlar.

TARİHİMİZİ VE
KÜLTÜRÜMÜZÜ BİLMEK..!

O nedenle, kitabımın ismine çakılı BOZKURT sözcüğüne takılıp kalınmasını tabii ki anlıyor ama gülüp, geçiyorum.
Şu önemli: Bandırma’da gerçekten demokratik bir toplum yaratmak, ortak yaşama kültürünü geliştirebilmek  herkesin görevi olmakla birlikte, özellikle bu mürekkep yalamış, kent aydınlarının görevi.
İşte, bu lafla olmaz!
Bir defa, bu güncel beklentiyi vurgularken, en büyük toplumsal referansımız kendi tarihimiz ve kültürümüzle ilgili.
Daha önce de defalarca yazarak, tarihsel ve kültürel geçmişimizle barışmamız gerektiğini, yaşanmış kopuşmanın artık yeniden ele alınması ve sorgulanmasının zorunluluğunu dile getirdim.
Yani, yeni bir şeyden söz etmiyorum..
Tam tersi, zaten geçmişimizde yaşanmış, bir ‘şey’den söz ediyorum. Bizler, siyasi kaygılarımıza ya da daha başka kaygılarımıza kendi tarihimizi ve kültürümüzü  feda edemeyiz. Böylesi bir hakkımız yok!
Kuşkusuz, bu konudaki olumsuzluklardan biri de Pekel ve yönetiminin, tarih ve kültüre,sanata bakış açısında aranmalıdır. Bu sorun, Pekel ve yönetimi döneminde öne çıkmış ya da başlamış bir olumsuzluk, eksiklik ya da yanlışlık değildir. Öncesi vardır ama meşruluğu yoktur.
Tarihe ve kültürel geçmişinize sırtınızı dönemezsiniz. Kafanıza ya da siyasi görüşlerinize göre tarih ve kültürü katagorize edip, ayrımcılık güdemezsiniz.
Evet, tarihsel ve toplumsal açıdan yakın tarihimize baktığınızda bir kopuşma ve kırılma yaşandığı, bunun toplumsal sonuçlarının ağır olduğu muhakkaktır. Ancak,bunu kalıcılaştırıp, üzerine geleceği inşa edemezsiniz!
Tarihinize ve toplumsal yaşamınıza, kültürünüze bütünlükçü bir anlayışla yaklaşmak, zenginlikleri görebilmek, sahiplenmek ve yaşatmak zorundasınız. Ülke gibi, kentimizin ve bölgemizin de tarihselve kültürel zenginliği de burada aranmalı.

Örneğin, Kyzikos’u bilmeden, Daskyleion’u bilmeden, Roma’yı Bizans’ı bilmeden Sulçukluyu ve Osmanlı’yı, Cumhuriyet’i bilemezsiniz.

İnanın ki, bilirsiniz diyenler, dün olduğu gibi bugün de yalan söyleyenlerdir.

Esen kalın...

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ