Bugün: 19.10.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • MARMARA,BANDIRMA VE İLKHABER!

MARMARA,BANDIRMA VE İLKHABER!


Bandırma’da  Emniyet/Adliye işbirliğiyle 28 Ekim 2009  operasyonunun üzerinden  7 koca yıl geçti. Operasyonun başlangıcından bugüne yazdığım tüm köşe yazılarını, analitik değerlendirmeleri bir araya toplasam, yüzlerce sayfalık bir kitap olur.


İlginçtir ve düşündürücüdür…


Aslında, operasyonun  Bandırma’da başlayan ilk yargı aşamasında ve daha tutuklu sanıklar  İstanbul’a, Özel Yetkili Mahkeme’nin önüne atılmadan önce, doğmamış kitaba ‘Kurt Kapanı’ diye ismini de koymuş, yazmaya da başlamıştım. Kitabın ilk birkaç bölümünü yazdığımı ve hatta yazdığım bölümleri gazete ve dergi de okur ile paylaşmıştım.


Sen misin paylaşan!


28  EKİM 2009 FETOCULARIN   İLMİK İLMİK ÖRDÜKLERİ BİR OPERASYONDUR!


Emniyet ve Adliye tüm ilgisini yazdıklarım üzerinde yoğunlaştırmış, derdest edilip,  soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcısı Muhammed Sait Çetin’in odasında soluğu almış, kitapla ilgili meraklı  ve bıktırıcı sorularına muhatap olmuştum. Yaklaşık üç saati aşkın süren sorgudan öte sohbetten sonra, Savcı Çetin, bir yandan da istediği ifadeyi alamamanın sıkıntısıyla, “ Engin Bey, sizin bu olaylarla ilginizin olmadığını biliyorum ama yine de  sizi bu  davanın tutuksuz sanığı yapacağım” sözleri karşısında, güldüğümü ve şöyle dediğimi anımsıyorum: ”Sorduğunuz sorular bir savcının merak edebileceği veya sorabileceği sorular değil. MİT’misiniz, Jitem’misiniz, nesiniz bilmiyorum. Bu işlerle ilk kez karşılaşmıyorum, ne yaparsanız yapın, benim için fark etmez.”


Türkiye’de olağanüstü dönemlerin  ve karmaşık süreçlerin en büyük özelliği  devlet eliyle ve olanakları, gücüyle mağdur yaratmaktır. Kimileri  asılsız itham ve iddialarıyla ihbarcılık yaparak, bu güce su taşımaya çalışır, kimisi gazetecilik adına kendisine verilmiş görevi, yani kamuoyunu psikolojik olarak  bir konuda ya  da kişilerle ilgili  önceden hazırlanmış senaryolar doğrultusunda  olgunlaştırmayı ve yönlendirmeyi iş edinir. Buna algı operasyonu deniyor.


Soyut ifadelerle ve ağdalı sözcüklerle  28 Ekim operasyonunu, sonuçlarını anlaşılmaz bir hale sokmanın derdinde değilim. Bunu yapanlar zaten ellerinden geleni yaptı! Olağanüstü dönemlerin ve karmaşık süreçlerin en büyük ilacı, zamandır!


Sabırlı ve akılcı olmak, adaletin her ne olursa olsun  ve her ne yaşanırsa yaşansın bir gün ve bir şekilde tecelli edeceğine inanmak zorundasınız.


Aynen öyle de oldu!


FETOYLA BİZ,BUGÜN DEĞİL, ZATEN YILLARDIR OYNAŞIYORDUK!


28 Ekim operasyonu sürecinde, daha zanlılar Emniyet ve  Savcılık kapılarında süründürülürken, ‘Engin Bey, bir konuda bilginize başvuracağız’ denerek, bir kaç kez Emniyet’e, KOM’a davet edildim. Telefon tapeleri üzerinden hem  telefonlarımın dinlendiğini hem de bu görüşmeler üzerinden birilerine kumpas kurma gayretlerine tanık olunca, verdiğim ilk tepkiyi anımsıyorum. “Siz, FETOCU musunuz?’ Emniyetten çıktığımda, bu dinlemelerin hukuksuzluğu üzerine aynen haberimi de yaptım.


İlginçtir, G.M.Yaşam da Cihan Hayırsevener’in , ‘korkuyor musun’ türünde anlamsız bir şeyler yazarak yanıt verdiğini anımsıyorum.


Keza, SonKurşun gazetesi Bandırma Emniyeti ve KOM  elemanlarınca basılıp, arandığında da Balıkesir’den operasyona katılan ve amir olduğunu sandığım zat ile  Mustafa Kemal’in büyük boy bir resmini önüne koyup, “Şu adamın gözlerine bakabiliyor musun? Bak, bakalım!’ diye tepki göstermem üzerine, ‘Ne demek istiyorsun’ diye sorduğunda, “Bakabilsen, bir gazeteye böyle gelmez, arayamazsın” dediğimi anımsıyorum. Bilgisayarlarımdaki kitap örneklerine ve küçük oğlumun oyun CD’lerine kadar her şeyin alındığını ama sonrasında iade edilip, hiçbir şey bulunmadığını biliyorum.


Hoş, ne arıyorlar ve ne bulacaklardı ki!


FETONUN EMNİYET/ADLİYE/SİYASET/MEDYA MAYMUNLARI!


Bandırma, 28 Ekim 2009 Emniyet ve Adliye operasyonuyla, bu düzeyde ve bu kapsamda ilk kez FETOCULARLA tanıştı. Bu operasyon sürecinin Bandırma Emniyet Müdürlüğü KOM Amiri olarak en büyük ayağı Cem Erol ve ekibidir.Adliye içindeki en büyük ayağı ise, Savcılar Tugay Tarımcı, Muhammet Sait Çetin’dir.


Ankara, Balıkesir ve Bandırma Emniyeti yanı sıra Adliye içindeki FETOCU Savcı ve hakimler,28 Ekim 2009 operasyonunun KUMPASÇILARIDIR. Kuşkusuz, bu KUMPASIN, siyaset ve medya ayağını da defalarca isim isim yazmış olmama karşın,  karanlık ve kirli ilişkiler yumağında üstlendikleri rol ve daha sonra ellerine bulaşan  kanla, hala aramızda ‘insan’ diye dolaşıyorlar.


28 Ekim 2009’da tezgah Bandırma’da kuruldu, mağdurlar İstanbul’a Beşiktaş Özel Yetkili Savcı ve mahkemelerine taşınıp, elden ve gözden ırak, işleri  bir şekilde bitirilmeye çalışıldı.


Davanın tutuksuz sanığı olarak ilk duruşmaya gittiğim günü hiç unutamam. Eski DGM ve 12 Eylül askeri mahkemelerini aratmayan ağır  bir havaya tanık oldum. Sahil de bir kafede duruşma saatini beklerken, insanların mağduriyetlerini, çaresizliklerini ,öfkelerini  izledim, dinledim. Hangi savcı ya da mahkeme başkanı, heyet üyesi FETOCU kime dertlerini  anlatabilirler, kaç paraya işleri hallolabilir arayışları ibret vericiydi. Mağdur yakınlarının avukat tercihlerini tutacakları avukatların FETOYA yakınlığı belirliyor, yaşadıkları mağduriyetlerin üzerine farklı mağduriyetler ekleniyordu.


28 Ekim  2009 FETO operasyonu, Bandırma  ve Bandırma’lılar için bir çığlıktır!


BANDIRMA’DA FETONUN BİR  TEK SİYASET VE MEDYA AYAĞI ORTALIKTA HALA DOLAŞIYOR!


Dedik ya, zaman, açılmış yaralara en büyük melhemdir, diye… Öyle de oldu, zaman içinde, sahte deliller, uyduruk fezlekeler, tapeler, gizli tanık ifadeleri, senaryolar tel tel döküldü. Ortada mağdur edilmiş insanların fiziki varlıklarının dışında ne bir itham ne bir iddia,  hukuki olarak ete kemiğe bürünebildi, hepsi çöktü!


Ortada, mağdur edilmiş insanlar ve aileleri, koca bir alçaklık ve ihanet kaldı!


12 Eylül askeri faşist darbesinin en sıcak günlerinde işkencehanelerde, sorgu evlerinde, zindanlarda , göstermelik mahkemelerde, bir avuç insanın, en zor ve   karanlığın en yoğun olduğu  koşullarda cellatlarına karşı sürekli dile getirdiği bir ifade vardı: GÜNÜ GELDİĞİNDE HESAP VERECEKSİNİZ!


Anımsıyorum da, o zamanlar, bu inançlı ifade ve sözler karşısında , kendilerinden emin bir şekilde gülüyorlardı .İyi kötü, dünü bilenler de, el ayak çekilip, bir yolunu bulup, mağdur tutsaklara sokulup, kendilerinin ‘emir kulu’ olduklarını belirtip, ağlanıyorlardı.


Bugün, kendilerini o günlerde devlet olarak görenlerin biçareliğini ve pişmanlıklarını fazlasıyla yaşıyoruz. TARİH  ve bu millet  onları hiçbir zaman affetmedi!


SİLKİNME ZAMANI! ARTIK,KEÇİLERİN DÖNEMİ BİTİYOR!


Ben,bu yazıyı, nostaljik açıdan öykünmek amaçlı yazmıyorum. Tam tersi, mesleki olarak hep bir şeye dikkat çektim ve dedim ki; Bandırma ve Balıkesir basın yaşamı, 28 Ekim 2009’da bilinçli ve planlı olarak, İlkHABER nezdinde, kurucusu İhsan Kuruoğlu ve gazete  idaresiyle, gazetecileri ve yazarları ile hedef  seçildi, çökertilmeye, susturulmaya çalışıldı.


İlkHABER Yayın Grubu’na yönelik FETOCU operasyonu ve saldırıyı,  Balıkesir, Güney  Marmara ve  Bandırma’da  medya anlamında, ak bayram zanneden, durumdan vazife çıkartmaya çalışan, bir çok ‘basın’ kurumu, ‘gazeteci’ ve’ köşe yazarı’ oldu. İlkHABER, geçtiğimiz 7 yıl yaşam mücadelesi verirken, ‘bittiler’ havası içinde, basın anlamında yaşanan süreci bir şekilde bloke etmeye soyunanlar çok oldu. Ben, bunlara ‘geveze mezar kazıcılar’ diyorum.


Her şey bir yana, İlkHABER’in varlık-yokluk sorunu ve yaşama mücadelesi, aslında kentin ve bölgenin iliklerine kadar hissedildi. Kentsel ve bölgesel gündeminden hızla uzaklaşan, yabancılaşan, ciddiyetini ve ağırlığını tüketen, içe dönük hesaplaşmalardan burnunun ucunu bile göremeyen bir basın ve yaşam alanı doğdu.


Bu bir anlamda, koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler, deyişine tam  da uygun bir durum yaşandı ve bu  hala da yaşanıyor…Şimdi, İlkHABER, basın anlamında, uzun bir süredir yitirmek zorunda kaldığı, kollektif basın anlayışını, yeniden biçimlendiriyor. Bir anlamda kendi içinde, geçmiş de olduğu gibi, sahip olduğu dinamizmle eleştiri-özeleştiri mekanizmasını en iyi şekilde işleterek, silkeleniyor ve kendisine gelmeye çalışıyor.


Dün olduğu gibi, İlkHABER’in kapıları, sayfaları, sütunları  eli kalem tutan, düşünen ve üretmeye, ürettiklerini kamuoyu ile paylaşmaya aç insanlarına sonuna kadar açık.


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 372