Bugün: 24.06.2017

KUVA-YI GAZETE VE BANDIRMA!


İlkHaber Yayın Grubu bünyesinde haftalık Kuva-yı Gazete’yi çıkarttığımız günleri anımsıyor musunuz? Üzerinden yıllar geçti. Yazarlarımızın bir kısmı Ergenekon davasının tutuklu sanığı olurken, kimisi tutuksuz olarak yargılandı. Ergenekon iddianamesinde ben dahil kentimizden ve bölgemizden bir çok isim yer aldı.


Dönemin Özel Yetkili Savcısı Zekeriya Öz ile  adeta halvet olmuştuk. Kinaye  bir şekilde selamlarının getirildiğini  ve  arada köprü olmaya çalışanlara tepki gösterdiğimi anımsıyorum.


Kuva-yı Gazete döneminde, Yayın Grubu olarak, bir dizi sosyal faaliyet ve etkinlik gerçekleştirdiğimizi ve bugün aramızda olan olmayan bir çok isimle söyleşiler, paneller gerçekleştirdiğimizi, kentimizde konuk ettiğimizi de anımsıyorum.


Peki, Kuva-yı Gazete neden ve niçin yayın faaliyetine son vermişti?


Başbakan Abdullah Gül ABD Dışişleri Bakanı Rice ile bir yaptığı görüşmede, Türkiye’de yükselen anti-Amerikancılığa dikkat çekerek, hükümetten bu konularda adımlar atılmasını talep etmişti.


KUVA-YI GAZETE, TÜRKİYE DEMEKTİ!


Kuva-yı Milliye, anti-emperyalizm demektir!


Kuva-yı Milliye, ulusal bağımsızlık ve egemenliğe sahip çıkmak, ulusal bağımsızlığı ve egemenliği savunmak demektir!


Kuva-yı  Milliye, soyut bir anti-emperyalizm de değildir. Kuva-yı Milliye, emperyalizme, yer işbirlikçilerine, ajanlarına, etki ajanlarına karşı da mücadele vermek demektir!


Siyasal ve sosyal  sürecin, ulusal bağımsızlık ve egemenliğin korunmasına yönelik evrildiği ,anti-emperyalist duyguların yükseldiği hemen her dönem de Türkiye, dış ve güç odakların provakasyonlarına açık olmuştur. Provakatörler  devreye sokulmuş, ülke aydınları, siyasetçileri, STÖ temsilcileri, gazeteciler ve yazarlar, bilim insanları  faili meçhullerle yok edilmiş, etnik ve mezhep temelinde  çatışma ve katliamlar gerçekleştirilmiş, orada burada patlatılmış bombalarla  insanlarımız kör teröre kurban verilmiştir.


EMPERYALİZME KARŞI ULUSAL BAĞIMSIZLIĞI VE EGEMENLİĞİ SAVUNMAK!


O günleri ve Kuva-yı Gazete’yi anımsayanlar, yazı kadromuzun, anti-emperyalizm temelinde ve ekseninde, başta ABD ve NATO’ya, AB ve İsrail’e, istihbarat örgütlerinin faaliyetlerine nasıl karşı bir yayın çizgisi ve faaliyeti yürüttüğünü de anımsarlar.


Evet, genel yayın politikamız açısından, anti-emperyalist duruşumuzdan hiç taviz vermedik ve eğilip, bükülmedik! Geçmiş yıllarda yaşanmış provakasyonlara, etnik ve mezhepsel ayrıştırma ve çatıştırmalara, katliamlara, faili meçhullere, karanlık, kirli ve kanlı oyunlara dikkat çektik.


DARBELEDE,DARBE SEVERLERE HEP KARŞI DURDUK!


Kuva-yı Gazete, ulusal bağımsızlığa ve egemenlimize sahip çıkarken, demokrasinin, hukuk devletinin, insan hak ve  özgürlüklerimizin de temel savunucusu olmaktan geri durmadı. 27 Mayıs, 12 Mart,12 Eylül askeri darbelerine, modern darbe girişimlerine şiddetle karşı çıktı  ve darbecilerle ve darbe severlerle  hesaplaşma, darbelere geçit vermeme konusunda hep uyarıcı oldu.


Kuva-yı Gazete, Türk tarih ve kültürüne sahiplenmenin önemine hep işaret etti. Türk coğrafyasıyla  tarihsel, kültürel ve toplumsal açıdan bütünleşmenin vazgeçilmezliğini  hep vurguladı. Ermeni soykırımı iddialarının ardındaki emperyal hesapları gün yüzüne taşımaya çalıştı.


FETÖ GERÇEĞİNE BALIKESİR DE İLK BAYRAK AÇAN GAZETE!


Ama tüm bunların yanı sıra, Kuva-yı Gazete, FETO iblisinin ve ajanının, daha o yıllarda ve aylarda ülkeye ve milletimize yönelik operasyonlarını deşifre eden, inanç ve kararlılıkla üzerine giden Balıkesir ili genelindeki tek gazete oldu!


Bugün, o günlerde İlkHaber ve Kuva-yı Gazete ocağında birleşen, üreten, o atmosferi solumuş hemen her isim, yazdıklarıyla ve yazılanlarla, gazetenin duruşu ve yayın çizgisiyle onur duyuyor ve o günleri hayırla yad ediyor.


FETOCU İBLİSLER İŞ BAŞINDA!


Bu hesaplaşmanın ve izlenen yayın politikasının bir faturasının olması kaçınılmazdı, oldu da! Yaşanmakta olan ve yaşanmış olan bu süreci, FETOCU iblisler, adım adım izlediler.Sahte Kemalistlerle işbirliği içinde devletin emniyeti ve adliyesi içinde örgütlenmiş çete,önce kamuoyuna dönük  başta İlkHaber Yayın Grubunun kurucusu İhsan Kuruoğlu olmak üzere  Yayın Grubuna, yazarlarına, gazetenin idari aparatına ve dolayısıyla şahsıma yönelik asılsız itham ve iddialarla karalama kampanyası, algı operasyonu başlattılar.


FETOCU  çete, siyasi uzantılarını da devreye sokmakta, belli STÖ’ni devreye sokmakta, çığırtkanlık yaptırtmakta gecikmedi. Kendileri için uygun koşulları yarattıklarına inananlar, 28 Ekim 2009 tarihinde şalteri indirip, Ankara-Balıkesir-Bandırma üçgeninde  sabahın ilk ışıkları ile birlikte operasyonlarını tamamladılar.


28 Ekim 2009 operasyonu, Ankara-Balıkesir-Bandırma üçgeni ile  Emniyet-Adliye içinde örgütlü FETOCU çetenin siyasi ve medya  uzantılarını devreye sokarak, gerçekleştirdikleri, Balıkesir ili genelindeki ilk resmi ve fiili operasyondur!


FETO ÇETESİ ÜYELERİ  YA TUTUKLANDI  YA DA  KAÇAK!


17/25 Aralık  ve 15 Temmuz FETOCU darbe girişimleri sonrası yaşananlar ve ortaya dökülenler bugün için dudak uçuklatacak cinsten! 28 Ekim 2009 operasyonunda dahli olan Emniyet-Adliye’den kim varsa, bugün FETÖ ajanı olarak ya tutuklu ya görevlerinden açığa alındı ya da firari, kaçak!


Buna davanın görüldüğü  İstanbul Beşiktaş Özel Yetkili Mahkeme Hakim ve heyet üyeleri, savcıları dahil… Operasyonların Türkiye genelindeki FETOCU baş imamı savcı Zekeriya Öz ise ilk kaçanlardan!


Peki, ya 28 Ekim 2009 FETOCU çetenin operasyonunun siyasi ve medya, STÖ içindeki uzantıları ?


Hepsi tek tek biliniyor ve seslerini kısmış, projektörlerin ışığının üzerlerine döneceği günü beklemekteler…Ama kaçış, kurtuluşları yok! Çünkü, burası Türkiye ve hiçbir şey karanlıkta kalmıyor! Kirli ellerine bulaşan kanı gizlemeye uğraşsalar da boşuna…


KİRLİ ELLERİNE KAN BULAŞANLAR ORTALIKTA GEZİNİYORLAR!


Evet, hep sordum ve sormaya devam edeceğim: O günlerde kurulu kumpasın içinde yer alan gazeteci Cihan Hayırsevener’in bu FETOCU karanlık ve kirli operasyon sürecinde yaşamını yitirmiş olmasının sorumluları kimler? Acaba, Hayırsevener’in talihsiz bir saldırıyla yaşamını yitirmiş olmasından kimler, ne  yarar  sağladı? Hayırsevener’in oğlu ve kızı, 28 Ekim 2009’dan bugüne görülen davanın seyrini ve sonucunu izlerken, karanlık ve kirli oyunu göremiyorlar mı?


28 Ekim 2009 operasyonuyla tutuklanmış ya da tutuksuz yargılanmış hemen herkesin ilk günden bugüne kadar tanık oldukları ve yaşadıkları ile ilgili anlatacakları çok şey var. Sahte belgeler, gizli tanıklar, telefon tapeleri, ortam dinlemeleri, hayali polis fezlekeleri, zorlamalar, tehditler, dayatmalar, şantajlar… Hangisini sıralayayım…


Bir devlet, bir polis, bir savcı ,bir mahkeme, vatandaşına kumpas kurar ve insanlarının, ailelerinin yaşamlarını karartabilir mi?


Bu sorunun yanıtı, ne yazık ki, evet!


Ben, Kuva-yı Gazete’nin çıktığı günleri ve yazdığım günleri özlüyorum. Çok  şey yazdık ama hiç yalan, yanlış bir şey yazmadık! Bedeli varmış, ne yapalım. Gülü seven dikenine katlanır ,demişler. Bedeli ne olursa olsun, bu ülke için sormaya ve yazmaya devam ediyoruz, edeceğiz de…


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 295