Bugün: 23.08.2017

KUCAKLAŞMAYI ÖZLEMİŞİZ!


Ak parti lideri ve Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta sonu Diyarbakır’da rak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani ile biraraya gelmesi ve her iki liderin verdikleri mesajlar,sadece ülkede değil,bölgede ve tüm dünyada siyasal gündemi bir anda alt üst etti.
Kimilerine göre, Diyarbakır buluşması ve verilen mesajlar, 2014 Mart yerel seçimlerine yönelik...
Bu bize doğru ve inandıcı gelmiyor..!
Çünkü, buluşmanın kendisi ve verilen masajlar iç politikadan öte bölgesel ve uluslararası yönüyle öne çıkıyor.
Yerel seçimleri dolaylı ya da dolaysız etkilemez mi?
Elbette ki etkiler ama hemen herşey bunun çok ötesinde...

KÜRT SORUNU AYRI 
TERÖR SORUNU AYRI 
TUTULMALI!

Türkiye’de etnik temelde kürtlerin durumu ve yaşadıkları sorunlar, bugünün değil, Cumhuriyet Türkiyesi’nin temel sorunu idi.
Türkiye bu sorunları, demokrasi ve özgürlük penceresinden bir türlü çözemedi ve bu sorunlar, onlarca yıldır Türkiye’nin dışarda zayıf karnı olarak görülrü,sürekli kaşındı, kanırtıldı, kanatıldı...
Bir anlamda güvenlik güçlerince ASALA’nın bitirildiği nokta da PKK yaratıldı ve ülkenin, bölgenin başına çok uluslu bir terör sorunu olarak bela edildi.
Türkiye, yaklaşık 30-40 yıldır bu bela ile boğuşuyor.Maddi boyutu bir yana yitirilen zamanın, ve akan kanın haddi hesabı yapılamaz...
Bu iş,bu kadar uzun neden ve niçin sürdü!?
PKK denilen illet,bunca yıl Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve askeri gücü karşısında nasıl dayanabildi?
Çok basit...
Terör örgütü, yıllardır T.C. hükümetleri ve Devleti tarafından çözümlenememiş, aşılamamış  demokrasi ve özgürlük sorunu batafından beslendi, kan buldu,bitlendi,semizlendi...
Buna, emperyal hesaplarla bölgesel ve küresel istihbarat örgütlerinin hesap ve katkılarını da eklediğinizde PKK tosunu, devleştirildi...

SORUNLARIMIZIN 
ÇÖZÜMÜ 
DEMOKRATİKLEŞMEDEN 
GEÇİYOR!

Türkiye’de Devlet ve iktidar nezdinde, Kürt sorunu konusunda kırılma, sorunun güvenlikçi anlayışlarla aşılamayacağı ve bu politikanın tark edilmesiyle birlikte başladı.
İnkar ve asimilasyon politikalarından vazgeçilerek, tarihsel ve toplumsal yüzleşme yanı sıra demokratikleşme ve özgürlüşme eksenli politikalar geliştirilmeye başlandı.
Örneğin; Eşref Bitlis’in, Gaffar Okkan’ın ve  bu ülkenin Cumhurbaşkanı Özal’ın  başı bu nokta da  yendi...
Şu sorunun somut ve samimi şekilde sorulması ve yine aynı şekilde yanıtının aranması gerekiyor:
- Kürtlerin etnik temeldeki sorunları ile PKK sorunu aynı mıdır?
- Hayır..!
-Kürt sorunu nasıl bir sorundur?
- Etnik temelde bir sorundur ve sorunun çözümü demokratikleşme ve özgürleşmeden geçmektedir.
-PKK sorunu nasıl bir sorundur?
- Kürtlerin etnik sorunlarından beslenmeye çalışan,yatak bulan ama bölgesel ve küresel güçlerin yaratıp, palazlandırdığı, yönlendirdiği işbirlikçi bir terör örgütüdür.Bir açıdan,ASALA’nın nitalik olarak aynı ama farklı bir tezahürüdür.
-Peki,  Türkiye,bu sorunu nasıl çözmelidir?
- Bataklığı kurutarak, Demokratikleşme ve özgürleşme yönünde somut ve samimi adımlar atarak..Bir anlamda,PKK’yı, varlık gerekçesi yapmaya çalıştığı Kurt halkının içinde boğarak...
-Bu kolay mı?
-Çok ama çok zor..!
-Neden  ve niçin?
- Çünkü, bölgesel ve küresel oyun kurucuları,kışkırtıcıların etki ve gücünü kırmadan ve etkisizleştirmeden bunu tam olarak başaramazsınız.
- Ak Parti,bunu başarabilir mi!?
İşte, siyasal yaşamımızın aktör ve figüranlarının bugün takılıp kaldığı ve bir türlü yanıtını somut biçimde veremediği, kafa karışıklığına neden olan soru budur...
Yanıtını, cesaretli bir biçimde biz verelim: AK Parti, bu sorunun çözümünde etkin rol oynayabilir ve zaten oynuyor.!
Bunu, tek başına Erdoğan’a ya da Ak Parti iktidarına  yormak, sorunun kendisini anlayamamakla özdeş bir durum ve tutumdur.
Bu sorunun yanıtını arayanlar, 90 yıllık Cumhuriyet tarihi yanı sıra Türk tarihinin kendisini iyi okumak ve anlamak zorundadır.

23 NİSAN 1920 RUHU..!

Diyarbakır buluşmasında AK parti lideri ve Başbakan Erdoğan’ın konuşmasında öne çıkan iki şey,bana göre önümüzdeki sürecin özeti gibidir.
İki tarihsel ve güncel sözcük ve ifade, üzerinde durmamız gereken ve şifrelerini çözmemiz gereken iki tarihsel ve güncel kavramdır.
- Yeni Türkiye..!
- 23 Nisan 1920 ruhu..!
Olaya farklı bir bakış açısıyla yaklaştığımızda, günümüz CHP’sinin sınıfta kaldığı olay budur!
Ulusal Kurtuluş Savışı’nın önderi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün Devlet ve iktidar anlayışını anlamak ve gerçekten bilmek isteyenler 23 Nisan 1920’nin ruhunu ve anlayışını iyi bilmek ve kavramak zorundalar.
Bunun kaydırık uyduruk Gezi ruhu ile  falan hiçbir ilgisi yok..!
Biri uydurma ötekisi ise Anadolu’nun bağımsızlık ve kurtuluşunun, Devlet olarak varolma tutkusunun adıdır...
Bu ruhun, özünde ve temelinde, Anadolu coğrafyasında ve kültüründe harmanlanmış olan etnik kökeni, inancı,mezhebi  farklı olan insanların yurttaş olarak özgürce varlığını, dile gelmesini,birlikte kardeşçe yaşama tutkusunu ve inancını görürsünüz.
Bu tutku ve inanç,bir siyasal partiyi de, bir siyasi lideri de kat be kat aşan tarihsel ve güncel, kültürel bir olgudur.
Fazla söze gerek yok!
23 Nisan 1920 ruhu nedir, ne değildir, önümüzdeki süreç de, bu konunun üzerinde çok durup,çok yazacağız...

KUCAKLAŞMAYI 
ÖZLEMİŞİZ!

Diyarbakır buluşmasını televizyonda canlı olarak adım adım izledim. İzleyen, buluşmaya tanıklık eden insanlarla da söyleşmek olanağı buldum.
İstisnasız hemen herkes de yaşananlar karşısında bir şaşkınlık gözlemledim.
Neden ve niçin?
Çünkü, yaşananlar ve söylenenler hepimize imkansız gibi geldi ve imkansız görünenler,bir gün hatta belli saatler içinde yaşandı, geçti...
Özlemişiz..
Diyarbakır’ı Mardin’i, Rize’si, İstanbul’u, İzmir’i ile kucaklaşmayı özlemişiz...
Kürtü, Türkü, Çerkezi, Arnavut’u, Lazı, Boşnak’ı, Romanı ile kucaklaşmayı özlemişiz..
Ohh be..!
İşte biz buyuz.. 
Biz Anadoluyuz..
Bu coğrafyada,bu Ayyıldızlı bayrağın altında hepimiz,ne olursak ve neye inanırsak inanalım,hepimiz kardeşiz be..!
Bunu hem kendimize, hem dünya aleme haykırmayı özlemişiz...
Şivan Perver, bir Kürt ozanı ve 37 yıl sonra anayurduna, Türkiye’ye dönüyor..
Bu, 37 yılın içinde etnik ayrımcılık, kışkırtıcılık,kan, ihanet var..
Bu, 37 yılın içinde, faşizmin zorbalığı, keyfiliği, katliamlar, kırımve kıyım var..
Bu,37 yılın içinde Anadolu’nun garip çığlığı, isyanı var..
Bu, 37 yılın içinde, aslında birey olarak ben de varım...
İşte,Anadolu’nun ve insanının bu yıllanmış çilesi artık bir şekilde bitirilmeli,bitmeli...
Peki, nasıl bitecek!?
Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük!

GENEL AF; ÜLKENİN 
İHTİYACI,TOPLUMUN 
ORTAK TALEBİDİR!

Şaka falan değil..
Bu ülkenin iktidar partisi lideri ve bu ülkenin başbakanı Erdoğan, dağdakilerin indirileceğini ve cezaevlerinin de boşaltılacağının müjdesini veriyor.
Bu müjde midir?
Evet, müjdedir..!
REALİTE’de de geçen sayısında yazdım. Tarihiyle hesaplaşanlar tarihsel helalleşmeyi  de gerçekleştirmek, bunu bilmek zorundadırlar diye...
Türkiye, tarihiyle helalleşmek ve yaralarını sarmak zorundadır.
GENEL AF, Türkiye için bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyaç, siyasal iktidar tarafından en kısa süre içinde ferçekleştirilmeli, Meclis’de iktidar ve muhalefetiyle el birliğiyle GENEL AF  sağlanarak, o demir kapılar özgürlüğe açılmalıdır.
Kuşkusuz, GENEL AF, konusunda önümüzdeki sürecin en büyük tartışması, bölücü terör örgütü lideri Apo’nun affı ile ilişkili olacak; genel af tartışmaları bu konuya endeksli yürütülmeye çalışılacaktır.
Türkiye’de İDAM cezasının kaldırılmış olması kuşkusuz, insan hak ve özgürlükleri, yaşama hakkının kutsiyeti açısından açısından önemli bir adımdı.
Ben, Apo konusunun,bir iç hukuk sorunu olmaktan öte, başından bugüne uluslararası politikanın, diplomasinin, istihbaratın ve hukukun  sorunu olduğuna inanıyorum.
Örneğin, Apo’nun Kenya’da paketlenerek Türkiye’ye şartlı sunumu,yargılanması, DSP-ANAP-MHP koalisyon hükümeti tarafından  bir anda idam cezasının kaldırılarak, ağırlaştırılmış müebbet cezaya çcarptırılmış olması bunun somut örnekleri olarak kabul  edilmeli.
Bu nedenle, Apo, dün Suriye’de de bir paket idi, Yunanistan, İtalya,Rusya ve Kenya’da da aslında bir paketdi...Pakedin Türkiye’ye sunumu ve İmralı’da da Apo aslında bir pakettir..
Bu paketin, iç siyasetin garnitürü olarak  önümüzdeki süreç de kullanılması bana yine garip gelmeyecek!
Bence, bu ve benzeri paket olaylarının iyi anlaşılabilmesi için,yine aynı şekilde özellikle Türk, Osmanlı ve Cumhuriyet diplomasi tarihi iyi anlaşılıp, kavranmak zorunda.
Tarihimizde benzer paketler, aktör ve figüranlar üzerine çok  örnek var...

Esen kalın...















Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1060