Bugün: 20.08.2017

KÜBA VE TÜRKİYE…!


Tarih bilimi, en yalın ifadeyle, insanlığın öyküsüdür. Bu öykünün gerçek anlamda anlaşılabilmesinde ise tarihsel metodolojinin belirlenmesinin büyük önemi var. Fen-Edebiyat fakültesinde tarih eğitimi alan küçük oğlumla, en çok söyleştiğimiz ve tartıştığımız konuların başında yöntem sorunu geliyor.


Geçmişteki insan topluluklarının yaşayışlarını, kültür ve uygarlık alanındaki ilerlemelerini, savaş ve barışlarını, sosyo-kültürel yapılarını neden sonuç ilişkisi içerisinde, yer ve zaman belirterek, objektif olarak ve belgelere dayandırarak adeta bir dedektif gibi inceleyebilmek bilimsel bir dünya görüşüne, felsefeye ve sağlam bir yönteme sahip değilseniz mümkün değildir.


Türkiye, siyasal ve sosyal açıdan oldukça hareketli bir ülke. Gerek yaşanan sürecin uzun, orta veya kısa vadeli anlaşılmasının ötesinde an’ın bile değerlendirilmesinde ve gelecekten vaz geçtik, bir sonraki gün ile ilgili  öngörüde bulunabilmek bile farklı zorluklar taşıyor.


Örneğin, geçtiğimiz günlerde yaşama veda eden Küba lideri Fidel Castro ile ilgili  dünyada ve ülkemizde yaşanan tartışmaları, yorumları, özellikle de sosyal medyayı ilgi ile biraz da şaşkınlıkla üzülerek izliyorum. 


Türkiye’den coğrafi olarak oldukça uzak bu ada ülkesine ve  dün  ile bugün yaşananlar konusundaki cehalete varan bilgisizlik dikkatimi çekiyor. Oysa ki, Küba ile Türkiye arasındaki tarihsel ilişki ve benzerlikler  dikkat çekici.


KÜBA VE TÜRKİYE EMPERYALİZME KARŞI MÜCADELEDE KADERDAŞTIR!


Şöyle ki;

Amerika kıtasının ‘keşfi’ ile birlikte başlayan kıtanın sömürgeleştirilme sürecinin ve yerleşik uygarlıkların(inkalar, mayalar, aztekler,  kızıldereliler) bir  bir Avrupalı sömürgeciler tarafından tüm zenginliklerinin  yağmalanarak, yok edilmeleri ve köleleştirilmeleri sürecinin de anlaşılması gerekiyor. Amerika kıtasının  keşfi kıtaya ve halklarına hiç bir zaman mutluluk getirmedi. Kolonyolist yönetimler, askeri darbeler, kölecilik, işgaller kıta için  adeta bir kaderdi. İspanya, Portekiz, İngiltere’nin  kolonyolist yani sömürgeci siyaseti bilinmeden , anlaşılamadan kıtanın kadersizliği de anlaşılamaz.


Örneğin, 1895 yılında daha 42 yaşındayken Küba’nın ABD’den bağımsızlığı  için İspanyollarla girdiği çatışmada katledilen, Küba`nın ulusal kahramanı ve Güney Amerika’nın birlikte kurtuluşunun simgesi Jose Marti’yi  bilmeden ve tanımadan, 1953 başlarında ABD’nin kuklası Batista diktatörlüğünü yıkmak amacıyla bir grup arkadaşıyla yola çıkan  ve 1959’da diktatörlüğü yıkan Fidel Castro’yu bilemez ve anlayamazsınız.


Sömürgecilikle, kolonyolizmle, kapitalist-emperyalizmle hesaplaşmanın, ulusal bağımsızlığınıza ve egemenliğinize sahip çıkmanın bedeli dünyanın her coğrafyasında  benzerdir. İster İslamcı, ister cizvit hıristiyanlığı, ister devrimci-milliyetçi ,ister sosyalist olun, fark etmez! Emperyal basın ve işbirlikçileri tarafından dünya kamuoyuna diktatör, katil ve  hırsız olarak sunulursunuz. 


Aynı Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları  gibi…


KÜBA’NIN YILLARDIR YAŞADIKLARI BİZE HİÇ YABANCI DEĞİL!


Bu emperyal algı operasyonları onun için bize hiç mi hiç yabancı değildir. Onun içindir ki, Küba halkı, efsanevi liderleri Castro’nun ölümünü yasla karşılarken, ABD’de  Castro’nun ölümü, türlü şaklabanlıklarla karşılanmakta.


Türkiye’de de bugün cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti iktidarının başta ABD olmak üzere AB ülkeleri ve Siyonist İsrail’le, NATO ile yaşadığı anti-emperyalist eksende, ulusal bağımsızlığın ve egemenliğin kazanılması yönündeki farklı çelişkiler aynı şekilde emperyal güç ve çıkar odakları ile işbirlikçileri eliyle  yürütülen algı operasyonlarıyla karşılanıyor.15 Temmuz darbe girişimi, FETÖ/PKK/PYD/DEAŞ  terör örgütleri ve terörist saldırılar  bir yandan ekonomik kuşatma ve sarsma operasyonları öte yandan Erdoğan’ın diktatör olduğu savlarıyla  ülke ve yönetimi, halk teslim alınmaya çalışılıyor.


Türkiye, kardeş Küba ile yaşanan bu tarihsel, sosyal  ve kültürel kader birliğini görmeli!


SOL LİBERALLER,YENİ CHP VE CASTRO!


Yıllarca Küba ve devrimin efsanevi liderleri  Fidel ve Che üzerinden  enternasyonal siyaset yaptığını iddia eden bir kısım sol çevrenin ise, Castro’nun ölümü ile bir kez daha ‘suç üstü’ yakalandığı gözleniyor. 60’lı, 70’li yılların geleneksel solu, anti-emperyalist kimlikli sol son yıllarda büyük ölçüde örselendi. Öyle ki, Castro’nun ölüsüne sahip çıkmak  bile yalandan da olsa ağızlarına ABD ve AB’nin kapitalist-emperyal ülkelerini, NATO’yu  almayan, etnik ve mezhebi bölücülüğün peşine takılmış, sahte Atatürkçü   ‘Yeni CHP’ye düştü!


Liberal sol’un da  bugün Küba nezdinde Fidel Catro ve Che  hayranlığı  ve birer idol  haline büründürülmesinde farklı bir emperyal tezgahın olduğu görülür. Yaşamlarında, ‘kötü çocuk’ ilan edilen ulusal kurtuluş liderleri ve anti-emperyalist, devrimci liderler ölümleri sonrası cansız bedenleri fetişleştirilerek, birer moda aksesuarı haline dönüştürülüp, bağımsızlıkçı ve devrimci özleri yok ediliyor. Türkiye’de de aynı kadersizliği ulusal  kurtuluş savaşımızın ve Cumhuriyet devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadığı ve halen yaşanmakta olduğu söylenebilir. Benzer örneklerini günümüzde Nazım Hikmet ve  Deniz Gezmiş’in idollaştırılmasında yaşamaktayız.


2.MİLLİ KURTULUŞ SAVAŞI VE KÜBA DENEYİ!


Olayın ülkemiz açısından tarihsel, siyasal, sosyal ve kültürel bir başka yönü ise, özellikle Küba’da Castro-Che, Vietnam da Ho Şih Minh ve Çin’e Mao’nun halklarıyla birlikte ülkelerinin sömürgecilerden, kapitalist-emperyalist işgalcilere karşı verdikleri  ulusal kurtuluş mücadelelerinin bir şablon olarak aktarımı ve toplumsal mücadelenin radikalleşmesinde  bir ideolojik faktör olarak kullanılmasıdır. Yanlış anımamıyorsam,60’lı yıllarda bir gazetede Fidel ile gerçekleştirilen söyleşide, ülkemiz de kendisine karşı büyük hayranlık beslendiği yönündeki soruya verdiği yanıt öğreticidir. Şöyle dediğini anımsıyorum: , ’Ben, emperyalizme karşı ilk başarılı mücadele vermiş Mustafa Kemal’e hayranken, bana bu hayranlığın nedeni, niye  ki!’


Kendi coğrafyasına, tarihine, sosyal yaşamına, kültürüne, örf ve adetlerine yabancı bir ülke biz kez özüne yabancılaşırsa, enternasyonalizm adına yaşadığı savrulma, sonu hüsranla biten arayışları da beraberinde getiriyor.


Küba’nın efsane lideri, Castro’yu ve emperyalizme karşı verdiği amansız mücadeleyi saygıyla anıyorum.


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 283