Bugün: 22.11.2017

KIZIL ELMA!


Bir yılı geride bırakır ve yeni bir yıla girmeye hazırlanırken, ortalık bir anda toz dumana büründü. Göz gözü görmedi...
17 Aralık operasyonundan söz ediyoruz.
 O gün bugündür,  acaba bugün neler olacak endişesiyle  yatıp, aynı kaygı ile uyanır olduk.

İşte, operasyon, budur!

Kamuoyunun “operasyon” olarak adlandırdığı, üç bakanın oğlunun ve Halk bankasının genel müdürünün gözaltına alınmasıyla yaşanan ve başlatılan  olayın gerçek anlamda “operasyon” olması, aslında atılan adımların, ülke ve toplumda yarattığı şaşkınlığın adım adım   toplumsal bir kaygı ve endişeye taşınmasıdır.

Gerçek, “operasyon” budur!

Öyle ki, bir savcının kolluk güçleriyle attığı “hukuki” bir adım, bir anda  ülkeyi tepe taklak yaparken, devlet ve iktidar zangır zangır titriyor. Ekonomik değerleriniz ve borsanız,  dip yaparken; milyarlarca dolar kayıpla yüz yüze kalıyorsunuz.


Bitmiyor...Bitirilmiyor..
Devletinize ve iktidarınıza yönelik saldırıyı boşa çıkartmaya çalışırken, yeni karşı hamlelerle başlatılmış operasyonun etkisi daha da yıkıcı kılınmaya çalışılıyor.


Saldırı iç mi ya da dış kaynaklı kı?
“Küresel efendi” ABD mi, AB mi?
Siyonist İsrail’e eklemlenmiş Arap gericiliğinin temsilcisi olan Suudi prensleri mi!?
Neocon’lar, evengalistler mi?
Yoksa, gün bu gündür denerek, yeni bir Haçlı Seferiyle mi karşı karşıyayız?
Sömürgeciler ve emperyalistler mi!? 
Oysa ki, bu sözcükleri nicedir unuttuk, unutturulduk.
Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar artık  tarihte kalmış sadece bir “şanlı” sayfa mı?
Topu topu bir kaç hafta içinde gerçekleştirilen ve adına “operasyon” denilen ve daha belki 40’lı yaşlarında olan,çıtı pıtı bir savcı ile üç-beş işgüzar, yövmiyeli polisin başlattığı bir “hukuki operasyon’un altında mı kaldık!?

Kaygılı ve endişeliyiz...
Yurttaş olarak yaşananlar karşısında içine sürüklendiğimiz çaresizliğin altında üzüm üzüm eziliyor, suyumuzdan şarap yapmış olanların, kadeh tokuşturmalarını ve zafer çığlıklarını dinliyor, sarhoşluklarını izliyoruz.

Bizim millet olarak bir hastağımız var.
Başımıza, ulusal bir felaket geldiğinde, derdi de dermanı da kendi içimizde arayacağımıza, yüzümüzü dışa dönmeye ve harican başkalarını suçlamaya bayılırız... 
Bu, işimize de gelir!
Yüz yıllardır sahip olduğumuz alışkanlığa yine yenildik ve  başımıza gelene bakmadan, anlamadan yine kolayına kaçıp, el oğluna bahane bulmadan edemedik!
Ne diyor Başbakan Erdoğan;
-Bunlar, Türkiye’nin güçlü olmasını istemiyorlar!
-Bunlar, bağımsız bir devlet olmamızı istemiyorlar!
-Bunlar gelişip, güçlenmemizi istemiyorlar!
Erdoğan, “bunlar”derken, “onları” işaret ediyor, ki “onlar” bu ülkeye ve millete hiç yabancı değiller.
Biliyor ve tanıyoruz onları...
Aslında tersi olsaydı, şaşardık!
Peki, sorun ne!?
Sorun, ONLAR MI , BİZ MİYİZ?
Oysa ki, şairin dediği gibi, KABAHATİN ÇOĞU  BİZ DE!..
Onun içindir ki, İĞNEYİ KENDİMİZE ÇUVALDIZI ONLAR’A BATIRMAMIZ GEREKMİYOR MU?

Geçtiğimiz günlerde bir TV kanalında  “KIZIL ELMA” tartışmasına tanık olduk..
Ailece, TV’nin karşısına dizildik, izliyoruz. 
 Ozan,merakla sordu:
-Baba, bu ‘kızıl elma’ ne!?
-Sensin,benim, annen, ağbin...Hepimiz aslında kızıl elmayız..
Verdiğim yanıt karşısında şaşkın,yeniden sordu:
- O nasıl oluyor öyle, dalga geçiyorsun.Şimdi biz elma mıyız?
Anlatıyorum ve 17 yaşında bu ülkenin bir gencinin tarih ve kültününün vazgeçilmez parçası olan ‘kızıl elma’yı kavradıkça sorularının gittikçe anlamlı hale gelmesi karşısında umutlanıyorum.
Ama, ne yazık ki, soy ağacımızın en dibinde binlerce yüzlerce yıldır  keşfetmemizi bekleyen ‘kızılelma’yı bilmiyor, görmüyoruz.
Biliyorum ki, bir çok okurumuz ama solculuk adına ama bilmem ne adına  ‘bu adam ırkçılık yapıyor” diye  yazdıklarıma tepki gösterecek!
Cehaleti bir yere kadar anlayabilirim ama cehaletle sarmalanmış ukalalığı anlayabilmem mümkün değildir.
Açıp okuyacaklar. Okuyup, anlayacaklar.!
Bugün, ülkemiz toplumunun ve insanlarının yaşananlar ve olup-bitinler karşısındaki çaresizliğinin temelinde tarihine ve kültürüne karşı yabancılaşma yatmaktadır.

Tarık Zafer Tuna, şöyle diyor:
“Hiç bir uygarlık, tek bir dinin, bir milletin eseri değildir. Medeniyet, milletlerarası bir çabanın ürünüdür. Bir ülkenin sınırlarını taşar. İnsanlığın ortak malı olmalıdır. Batı uygarlığı hakim uygarlıktır, tek medeniyettir…En kuvvetli olduğuna ve  önüne geçilemeyeceğine göre ona katılmak zorunluluktur. Bir varoluş bir kalkınma davasıdır. Doğu’dan Batı’ya yöneliş tarihsel bir kanundur. Şu halde, Türk Devriminin kesin kararı, batı ailesi arasına girilecektir. …Sorun, yirminci yüzyıl gibi bir teknoloji çağında, Türk insanını da batılı insan ve vatandaş gibi , onurunu ve benliğini, özgürlük ortamı içinde geliştirme olanağı veren bir düzene ulaştırmaktır…Türkler batı uygarlık ailesi içine girebilirler…Uygarlık Türklere yabancı değildir…Sonuç:Batı uygarlığına giriş bir yaşama ilkesidir”.
Peki,sorunumuz ne!?
Sorun, medeniyete yönelimle Batıcılık kavramlarının birbirine karıştırılması, mandacı ve muhip  yani işbirlikçi  konuma  düşmemizdir.!
Çünkü, Mustafa Kemal’in söylediği ve dikkat çektiği gibi, ülke olarak iktisadi açıdan bağımsız olamadığımız için ulusal ve siyasal bağımsızlığımız yok!

Türkiye, gelişmekte olan kapitalist bir ülke ve ülke kapitalizmi sorunlu ve sancılı,sıkıntılı da olsa bağıımlılık ilişkileriyle kabuklaşmış,betonlaşmış çeperlerini adım adım yıkıyor.
Türkiye kapitalizmi, uluslararası emperyalist-kapitalist sistemin kendisine yıllardır biçtiği rolü,statükoyu red ediyor.
Bu, 90 yıllık Cumhuriyet Devleti şablonunun burjuva sınıfının ve toplumun ihtiyaç ve beklentilerine, öngördüğü hedeflere uygun olarak değiştirilip,dönüştürülmesi, yıkılmasıdır.
Türkiye kapitalizmi, artık emperyal  bir rol oynmak, uluslararası pazarlarda söz ve pay sahibi olmak istiyor.
Biliyorum ki, bir çok sol tandanslı okurumuz bu beyanlarımdan rahatsızlık duyuyor ama bu reel gerçeği değiştirmiyor!
Çünkü,yaşanan bu durumun niyetlerle ya da ideolojik tercihlerle hiçbir ilgisi yok!
Örneğin,  17 Aralık operasyonunun gerçek amacının iktidar nezdinde yolsuzluk ve suistimallerin açığa çıkartılması ve bakan-bakan oğlu avı olmadığı aşikar değil mi?
Amaç, kısaca Türkiye’de devlet ve özellikle finans sektörünün bölgesel enerji kaynaklarından ticari olarak beslenmesine son verilmesi; bu kanallardan elde edilen nakit girdisine el konulma çabasıdır.
Yoksa, Batı’nın, küresel efendilerin, ABD’nin derdi ve davası yolsuzluk ve rüşvet olmadığı gibi, bu umurunda da değildir.
Çünkü, en büyük yolsuzluk ve suistimal,rüşvet çarkı Batı’ya ve gelişmiş ülkelere aittir.ABD ve Batı, hiçbir evrensel ahlak ve etik değeri üzerinden  Türkiye’ye ders verebilecek konumda değildir.
Ama ders verebiliyor.
Peki,içimizden kimlerin, hangi güçlerin sayesinde,ona bakmak lazım!

Türkiye’de yaşanan hemen her olayın nedenselliği konusunda “dış odaklar”, “dış güçler”, “dış bağlantılar” yorumları vatandaşı bıktırmış durumda.
İktidar dışında muhalefet partilerine baktığınızda da hemen her olayın “dışarı” ile ilişkisinin kurulması bir kolaycılık olarak yorumlanabiliyor.
Bu doğal ama yaşanan gerçekle ilgisi yok!
Çünkü, Türkiye,hemen her alanda ve hemen her konuda “dışa” bağımlı ve gelişmekte olan kapitalist bir ülke...
Bırakın dünyayı, Türkiye’nin sınır komşularıyla kuracağı ilişkinin bile ekonomik ve siyasi hamisi bu küresel güç ve çıkar odaklarıdır.
Bugün siyasal iktidarın, uluslararası alanda attığı her adımda ve her diplomatik  ilişkide karşısına bir duvar gibi Batı’nın çıkması, hırpalanması, itilip katılması, dışlanması raslantı olarak görülmemeli.
Çünkü, Türkiye, ulusal güvenliğinden dış güvenliğine,ulusal ekonomik-politikalarından  dışa yönelik ekonomik-politikalarına hemen her konuda bağımlılık sorunu yaşamaktadır.
Peki, bu emperyal bağımlılık ilişkisinden çıkabilmemiz,kurtulabilmemiz mümkün değil mi?
Mümkün ve bunun bir çok örneği var!
Ancak, bunun ülke ve toplum açısından diyeti ve faturası oldukça ağır!
Bunun diyetini ve faturasını ödemeye hazırsanız, ulusal ve toplumsal bağımsızlık ve özgürlüğünüze sahip olabilirsiniz..
Türkiye’de aslında hızla olgunlaşan bu toplumsal bilinçtir.
Türkiye’de bugün iktidar ve muhalefetiyle tüm alanlarda ve Devlet nezdinde yaşanan tüm sıkıntı ve sorunların  temelinde  “bağımlılık” ilişkisinin ta kendisi vardır.
Artık,bu ilişki, ülke ve toplumsal gelişmenin vardığı aşama nedeniyle, adeta kendisini kusarak dışa vuruyor.

Esen kalın...





























Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1540