Bugün: 29.06.2017

KARTLAR YENİDEN KARILIYOR!


Suriye’de yaşanan iç savaş ve DAEŞ’in Türkiye sınırına kadar sokularak,  sınır güvenliğini tehdit etmesi  ve Kilis başta olmak üzere sınır yerleşkelerine yönelik füze saldırıları, PKK/YPG’nin  Suriye’de doğan otorite boşluğunu kullanarak Akdeniz’e uzanan bir koridor oluşturma çabaları gibi onlarca neden TSK’nin  sınır ötesi askeri harekatını zorunlu kıldı.


Bu amaçla 24 Ağustos 2016 tarihinde gerçekleştirilen ‘Fırat Kalkanı’ askeri operasyonuyla başta Cerablus olmak üzere yüzlerce köy, Azez, Mare, El  Dabık  DAEŞ işgalinden kurtarıldıktan sonra El Bab’a yönelik askeri operasyon da başarıyla  tamamlanmak üzere.


El Bab’a yönelik ÖSO ve TSK’nin eşgüdümünde gerçekleştirilen askeri operasyonların tamamlanması sonrası resmi açıklamalara göre hedef PKK/YPG kontrolündeki Münbiç  ve Rakka olacak!


Güvenlik uzmanlarına göre TSK ‘nin özel birlikleri ve ÖSO,  PKK/YPG kontrolü ve denetimindeki Afrin ve Münbiç’e yönelik  ABD ile işbirliği içerisinde nokta operasyonlarına başladığına da dikkat çekiliyor. Ben, Rakka öncesi TSK ve ÖSO’nun Afrin ve Münbiç’e yönelik askeri harekata başlayacağına inanıyorum.


FIRAT KALKANI VE REFERANDUM..!


Ben askeri stratejist ya da uluslararası bir güvenlik uzmanı değilim. Yıllarca  Güney Marmara ve merkezi Bandırma’da yerel gazetecilik ve yazarlık yapmaktaydım. Yaklaşık son bir yıldır da Balıkesir büyükşehir basınında gazetecilik, yazarlık ve TV 100’de haber  programı  sunucusu ve konuğu olarak çalışmaktayım. Mesleki olarak bir sonraki adım da, öyle sanıyorum ki, yaygın basın ve yayın organları olacak! Her şey nasip, kısmet..!


Ancak, güney sınırlarımızda yaşanan  ve ülkemizi tehdit eden gelişmelerden, hareketliliklerden, çatışmalardan  bölgesel ve yerel bir gazetecinin ve  yazarın bi haber olabilmesi ve ilgilenip, neler olup bittiğine dair kafa yormaması mümkün değil.


Eminim ki, tüm meslektaşlarım, şu veya bu oranda sınırlarımızın hemen ötesinde bizim de ülke olarak müdahil olduğumuz  askeri hareketliliği ilgi ile takip edip, anlamaya çalışıyor. Bundan daha doğal bir şey de  olamaz.


OYNANAN OYUNU GÖRMEK,BOZMAK  ZORUNDAYIZ!


Öncelikle bir gerçeğin vurgulanması gerekiyor. Güney sınırlarımızda  Irak ve Suriye merkezli  yaşananlar küresel güç ve çıkar odaklarının yani emperyal ülkelerin  bölgesel paylaşım ve taksim hesaplarından, mevcut ulus devletlerin etnik ve mezhep temelinde yıkılıp, yeni suni devletçiklerin kurulmasını amaçlıyor. Burada belirleyici ve etkin güç, ABD öncülüğünde İsrail, AB ve NATO ülkeleri yanı sıra Rusya  başı çekiyor!


İsrail’de yayınlanan bir gazetede suriye iç savaşı ve DAEŞ’le mücadelenin sona ermesi sonrası oluşturulacak yeni Suriye haritasına göre, Suriye’nin dört-beş parçaya fiilen bölünüp, parçalandığı her parçada etnik ve mezhep temelli  suni devletçiklerin kurulmasının hedeflendiği saklanmıyor. Suriye’yi bekleyen felaket Irak için de geçerli ve Irak’ın da toprak bütünlüğünü kaybederek, suni olarak üç-dört parçaya bölündüğü ve her parçada etnik ve mezhep temelli suni devletçikler kurulmasının amaçlandığı  aşikar.


Şimdi şu sorunun yanıtını vermek elzem oluyor: Başından beri Türkiye’nin Suriye ve Irak’a olan ilgisini ve askeri duyarlılığını sorgulayan ve ‘buralarda ne işimiz var’ sorusunu sorarak, Atatürk’ün  yurtta sulh cihanda sulh prensibini içe dönük politik malzeme olarak kullanan siyasal anlayışlar, aynı zamanda emperyal güçlerin  bu alanda yoğun bir biçimde sürdürdükleri algı operasyonlarının da aracı, işbirlikçisi ve  maşası konumuna düşüyorlar.


ALGI OPERASYONLARIYLA BELİMİZİ KIRMAK İSTEDİLER!


Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve siyasal iktidarın DAEŞ’le işbirliği yaptığı, askeri mühimmat dahil terör örgütüne lojistik destek sağladığı , Suriye veya Irak’ta çatışmalarda yaralanmış DAEŞ militanlarına ülke içinde tedavi ve barınma olanakları sunduğu yönünde  çatışmaların başından bugüne  sürdürülen algı operasyonlarının boyutu da kamuoyu tarafından iyi biliniyor.


Oysa ki, bugün ABD ve Batı ülkeleri kamuoylarında bile DAEŞ’in  bizzat ABD, İngiltere ve İsrail gibi Batılı devlet ve  istihbarat örgütleri tarafından kurulup, beslendiği, silahlandırıldığı ,eleman sağlandığı en yaygın itham ve iddialar, tartışmalar kapsamında.


Keza, yaşanan iç savaş ve ortaya çıkan otorite boşluğu nedeniyle PKK/YPG’nin  Kuzey Suriye’de ve sınırlarımıza bitik bir hat üzerinde Akdenize uzanacak bir ‘terör koridoru’ oluşturarak, bölgede  suni bir ‘Kürt Devleti’ kuruluşunu sağlamaya dönük  operasyonun başından beri mimarı, organizatörü, hamisinin yine başta ABD olmak üzere NATO ve İsrail olduğu, Rusya’nın da bu sürecin parçası olduğu  biliniyor.


Bir anlamda adeta  matruşka gibi kanlı, kirli ve karanlık bir oyun planlanıp sergileniyor.


HDP/PKK/YPG/PYD-DAEŞ  BİRER ABD VE NATO PROJESİDİR!


Şimdi, Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG’nin kantonlaşma sürecini, ‘Rojava devrimi’ adı altında  emperyal amaç ve hedefle sahnelenen oyunun maskelenmesi çabalarını, DAEŞ ile  PKK/YPG’nin çatıştırılarak, mağdur edebiyatı üzerinden PKK/YPG’nin Türkiye ve dünya kamuoyu nezdinde meşrulaştırılmaya çalışılması çabalarını bir düşünün ve sorgulayın..


DAEŞ,PKK/YPG/PYD’nin Irak’ın ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü yitirişinde, bölünüp, parçalanmasında  başta ABD olmak üzere NATO ile  İsrail ve Rusya’nın ‘koç başı’ rolünü üstlendiğini göreceksiniz!


Bu durum PKK/YPG/PYD ve DAEŞ tarafından gizlenmiyor bile…Bir anlamda herkes kartını açık açık oynuyor.


Örneğin, HDP genel başkanı Demirtaş’ın  bölgede hendek savaşlarına yönelik  Emniyet ve TSK’nin başlattığı operasyonlar döneminde  BM ve NATO’dan bölgeye müdahale edilmesini  talep etmesi, partisi içinde emperyalizme karşı mücadele edilmesi yönündeki sesleri, ‘bugün zamanı değil’ diyerek bastırması,15 Temmuz darbe ve işgal girişimi öncesinden başlayarak darbecilerle geliştirdikleri ilişkinin deşifre olmuş olması  Türkiye’nin nasıl bir kuşatma ve saldırı altında olduğunu bize gösteriyor.


Türkiye’ye dönük kuşatma ve saldırıların, terör eylemlerinin, algı operasyonlarının referandum sürecinde daha da yoğunlaştırılacağına inanıyorum. Referandum sürecinde ‘evet’ ve ‘hayır’ nezdinde yaşanan ve hızla derinleştirilmeye çalışılan gerilim  ortamı bir çatışmaya dönüştürülmek isteniyor. Referandum oyununun bir ayağı Irak ve Suriye’de yaşananlardır. FETÖ  ile hesaplaşmanın  frenlenmesi Irak ve Suriye’nin bölünüp, parçalanması kervanına Türkiye’nin de katılmasının sağlanmasıdır. Türkiye, siyasi ve sosyal alanda yine bir 15 Temmuz girişimine referandumla  tanık oluyor, olacak!


Bu oyunu bozmak, milletin ve  ülkenin egemenliğine, istiklal ve istikbaline  sahip  çıkmak demektir!


Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 91