Bugün: 15.12.2017

İşçiler ve Sendikalar


Sendikalar, demokratik yaşamın vazgeçilmezidir!

Geçtiğimiz günlerde Bandırma Liman İş Sendikası eski Başkanı Besim Dönmez, ani bir kalp kiriziyle aramızdan erken ayrıldı.


HOŞÇAKAL BESİM..!

Dönmez’le baba dostuyuz.
Arkadaşlığımız, yarenliğimiz çocukluk yıllarına uzanıyor. Sendika başkanlığı  döneminde özgün bir gazeteci-sendikacı ilişkimiz oldu.
Bugün, limanın özelleştirilmesiyle sendika kalmadı ve kapandı. Liman işçileri başta İzmir olmak üzere  savruldu, gitti.
Besim’in cenazesinde Liman İş eski yöneticileriyle, bir çok liman işçisiyle, sendikacı dostlarıyla biraraya geldik.
Söylenecek fazla bir söz yok!
Ölüm, sözün bittiği noktadır ve bir dostu, erken yaşta kaybetmiş olmanın hüznüyle camii avlusunda hasret giderdik.Oğlu Semih, dedesinin adını almış.Onunla da acısını,hüznünü paylaştık.

BALKIŞ,GÖKDENİZ
 VE SENDİKAL HAREKET

Bandırma’da sendikal alan hızla daralıyor. Geçmiş yıllarda Bandırma’da örgütlü bir işçi hareketinin varlığını ve gücünü yaşamın iyi kötü her alanında yaşar, hissederdik.
Sendikaların varlığı  demokratik yaşam için vazgeçilmezdir.
Limanın özelleştirilmesiyle Liman İş, gitti...Ardından Tekel’in özelleştirilmesiyle Tek Gıda İş, tarih oldu. Bandırma’da  Petrol İş ve Genel İş sendikaları kaldı. Onlarda farklı ama ciddi sorunlarla, sıkıntılarla karşı karşıyalar.
Besim’in cenazesinde ne zamandır görmediğim ve sohbet etme olanağı bulmadığım Petrol İş Sendikası eski Başkanı Recep Gökdeniz’le biraraya geldik ve Tüm Yapı da sevgili dostumuz Mehmet Tüm’ün ofisinde uzun uzadıya söyleşme olanağı bulduk.
Gökdeniz’in sendika başkanlığı döneminde Petrol İş Şubesi aktif bir sendikacılık örneği sergiledi ve ülkeyi, bölgeyi ve kenti ilgilendiren hemen hemen tüm sorunlarda etkin bir rol oynadı.
Bu, Gökdeniz’le başlayan bir süreç değildi. Öncesinde de özellikle Levent Balkış’ın sendika başkanlığı döneminde Petrol İş, tarihsel ve toplumsal rolünü layıkıyla yerine getirdi.

SINIF VE KİTLE
SENDİKACILARI VE SINIF

Peki, Balkış ve Gökdeniz, neden ve niçin Petrol İş sendikası’nda şube başkanlıklarını yitirdiler?
Bu konu üzerinde basında da fazla durulmadı, irdelenmedi.Ancak, sınıf ve kitle sendikacılığını anlayış bazında savunan her iki ismin de yönetime gelmelerinden sonraki ilk kongrede yönetimi kaybetmiş olmaları üzerine fazla kafa yorulmadığına inananlardanım.
Balkış’la bu konular üzerine konuşma ve tartışma olanağımız hiç olmadı. Biz de
Gökdeniz’le bu konuyu söyleştik.

SERMAYE AKILLANDI, YA
ÇALIŞANLAR!?

Gökdeniz, yaşanan sorunun salt Bandırma ile ilgili görülmemesi gerektiğini belirterek, sorunun genel nitelikleriyle ele alınmasının kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Yani  sendikal hareketin sorunu, ülkesel, hatta küresel bir sorun ve sıkıntı..
Gökdeniz, değişen dünya ekonomik politikalarınının ya da küresel kapitalizmin, üretimi sürekli kılma ve sendikal hareketin belini kırarak etkisizleştirme politikaları karşısında sendikal hareketin ve sendikal aktivistlerin gerekli refleksleri geliştirememelerinin  farklı örgütlenme sorunlarına neden olduğunu
belirtiyor.
Kapitalizm, küresel bazda sürekli kendisini yenilerken sendikal hareketin  “yenilenme” konusunda  “tutuk” davranmasının sermayenin ve iktidarların işlerini kolaylaştırdığına dikkat çekiyor.
Örneğin, bir işletmede yüzlerce binlerce işçi çalıştıran sermayenin, tarihsel açıdan işçi hareketlerinden gerekli dersleri çıkartarak, devasa ve entegre işletme yapılarından vazgeçerek, işletme ve üretim yapısını parçaladığını,böylece işçi sınıfının örgütlü birlik ve dayanışma  olayını kendi içersinde kırdığını vurguluyor.
Bir üretim sürecinde, sermayenin işletmeyi farklı  bünyelerde toplamasının sendikal hareketi dumura uğratması yanı sıra örgütsüzlüğü teşvik ettiği  ve taşeron çalıştırmanın da önünü açtığını belirtiyor.
Kuşkusuz, bu ekonomik politikanın uygulanmasında serbest piyasa ekonomisi ile buna bağlı olarak geliştirilen özelleştirme politikalarının vazgeçilmezliği tartışılmaz.

ASKERİ DARBELER VE
İŞÇİLER

Burada gözden kaçırılmaması gereken tarihsel bir süreç de var. Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş yıllarında kapitalizmin gelişmesini ve örgütlü işçi hareketliliklerini irdelemeden ve anlamadan günümüzde yaşanan sorunları anlayabilmek de mümkün görünmüyor.
Loncalar, manifaktür üretim, acentacılıkla birlikte gelişen komprodorluk ve işbirlikçilik, azınlıkların üretim ve ticarette, ithalat ve ihracattaki  belirleyiciliği ve Osmanlı’nın çöküş ve işgal, kurtuluş yılları, bağımsızlık  ve yeni bir Devlet’in kuruluşu sonrası izlenen ekonomik politika iyi irdelenmeli.
Bununla da iş bitmiyor. Cumhuriyet sonrası izlenen ekonomik politika da dümdüz bir hat içermiyor.
Türkiye’de kapitalist üretim ilişkilerinin gelişme tarihi bir anlamda işçilerin örgütlü mücadele tarihini de belirliyor. 60’lı yılların ikinci yarısında ivme kazanan işçi hareketinin 15/16 Haziran’ları yaratması sonrasında 12 Mart askeri darbesinin hışmına uğraması ve 70’lerin ikinci yarısında tarihinin en güçlü dönemini yaşaması ve bu sürecin yine 12 Eylül askeri darbesiyle kesintiye uğraması ve günümüze kadar bir daha belini doğrultamaması, Türkiye’de kapitalizmin gelişmesi ve güçlenmesiyle işçi hareketinin gelişmesi ve güçlenmesi süreçlerini doğrudan askeri darbelerle ilişkili kılıyor. Sendikal hareket, demokratik ve özgürlükçü ortamlarda nefes alıp, gelişme ve güçlenme zemini bulabiliyor.

60’LI VE 70’Lİ YILLARIN
SENDİKACILIĞI

Gökdeniz’le bu konularda genel olarak hem fikiriz.
Konunun burasında bir ayraç açmak da yarar görüyorum.
Türkiye’de sendikal mücadele tarihine bakıldığında 60’lı yıllarda KİT’ler nezdinde hızla örgütlenen ama özel sektörde de bir çok önemli işletmede ciddi mücadeleler veren işçi sendikalarının özellikle 12 Mart sonrası süreçte, 60’lı yılların sendikal örgütlenmede yaratılan sermayeyi tükettiğini görürüz. Sendikal hareket, bu yıllarda örgütlenmede kolaycılığa yönelir.60’lı yıllarda  kıyasıya mücadele ile edindiği kadrolarını 70’li yıllarda  toplumsal politik mücadele içersinde adeta öğütür. Bu öğütme, 12 Eylül askeri darbesiyle hırpalanmaya, ezilmeye, kırılmaya, imhaya  ve tasfiyeye dönüşür.

SENDİKALAR VE
SİYASAL DOSTLARI

Tam da bu nokta da gözden kaçırılmaması gereken bir ‘şey’ daha vardır.60’lı yıllarda sendikal işçi hareketindeki kabarış  bu yıllarda kurulmuş ve tarih yazmış TİP’in varlığıyla da yakından ilgilidir. Birbirinden bağımsız düşünülemez.
Keza, 70’li yıllardaki sendikal hareketteki kabarışın ardında da politik açıdan gelişen sol toplumsal muhalefet vardır. Sendikal hareketle toplumsal demokratik ve özgürlükçü politik hareketler bu yıllarda adeta  birbirini beslemiştir.

SENDİKAL HAREKETİ
FAŞİZM EZDİ!

12 Eylül 1980 askeri darbesinin en kalıcı tahribatı Türkiye’nin geleceği olan her iki damarı da hoyratça kopartıp,hırpalamasında ve imhasında aranmalıdır.
Onun içindir ki, işçiler, askeri darbelere yani faşizme karşı  dimdik durmayı varlıkları için vazgeçilmez görmelidirler.
Gökdeniz’le olayın bu yönünü de sorguladık ve tartıştık. Hem fikir olduk. Sınıfın gerçek anlamda siyasal dostları sınıf ve kitle sendikacılığı için kaçınılmaz.Bu gerçek bir demokrasinin ülkede tüm kurum ve kurallarıyla egemen olabilmesinin, özgürlük ve adaletten söz edebilmemiz için de vazgeçilmez.
Kuşkusuz, tam da bu nokta da, şunu sorabiliriz: Günümüz gerekliliklerine göre yenilenemeyen ve kendisini geliştiremeyen sadece sendikalar ve sendikal önderlik mi?
Hayır..!
İşçi sınıfının siyasal dostları da, ne yazık ki, kendilerini yenileyip, geliştiremediler.
İşte, bence, günümüzün en önemli sorunlarından birisi budur..!
Onun içindir ki, sınıf, sahte politik temsilcilerinin ve önderlerinin elinde heba olup, gün gün tükenip,kırılmak da..!

2009 YEREL SEÇİMLERİ
VE SENDİKALAR

Gökdeniz’le 2009 Mart yerel seçim süreci ve yaşananlar üzerine de karşılıklı söyleştik.
Bilindiği gibi, 2009 Mart yerel seçimleri öncesinde kentimizdeki işçi ve kamu çalışanları, bir cok sivil toplum kuruluşuyla, “Yerel Seçim İnsiyatifi”ni kurdu. Gökdeniz de, ben de bu İnsiyatifin temsilcisi ve yöneticisiydik..
Sendikaları ve dernekleri adına bu toplantılara katılan ve biraraya gelen bir tek arkadaşımızın bile samimiyetini sorgulayamam. Zaten bu haddime de düşmez..!
Sonuçta, dönemin DSP’den belediye başkan adayı olan Bora Öziş ve CHP’den belediye başkan adayı olan Sedat Pekel arasında kaldık ve istemeye istemeye de olunsa, CHP ve Pekel’in desteklenmesi kararına varıldı.
“İnsiyatif”, desteğini ortak kabul  edilmiş  bir “Deklerasyon”a da bağladı ve kamuoyuna açıklarken, kendi içinden bir ismi de Meclis üyesi listesinde görev verilmesidoğrultusunda CHP’ye bildirdi.Bu isim, Muhsin Eker’dir..!

Peki, ne oldu?
Seçimlerin üzerinden 4 yılı aşkın bir zaman geçmiş olmasına karşın, İnsiyatif yayınladığı ortak deklerasyon çerçevesinde amacına ulaşarak, daha yaşanabilir, daha demokratik ve daha özgürlükçü bir kente ulaşılabilmesinde  rol oynayabildi mi?

TARİHSEL HAYAL KIRIKLIĞI

Öncelikle, belirtelim: Muhsin Eker’in adaylığı ve seçilmesi sonrası  İnsiyatif bileşenleri nezdinde tam bir hayal kırıklığı yaşandı.
Aynı hayal kırıklığı, 1989 yerel seçimlerinde Pekel’e verilen destek ve seçilmesi için verilen isimlerde de yaşanmıştı ve bu ikinci bir tarihsel yanılgı(ya da kazık) olarak, karşımızda duruyor..!
Şu yanlış anlaşılmasın: Eker, arkadaşımızdır ve kişiliği ile ilgili benim de bir sorunum yok! Ancak,bu yanlış tercih yapıldığı gerçeğini ortadan kaldırmıyor.!

OYUN AYNI OYUN!

İkincisi, İnsiyatif bileşenlerinin tüm çabalarına damgasını vuran ‘şey’, AK Parti gerçeği ve iktidarı idi.
AKP, Cumhuriyet Devleti’nin ve değerlerinin,  Mustafa Kemal’in düşmanı bir siyasal partiydi ve gizli ya da açık amacı,şeriat veya Türkiye’nin ılımlı bir İslam Cumhuriyeti’ne taşınmasıydı...
AKP, Amerikancı ve AB’ciydi ve AKP iktidarı, Türkiye’nin bölünmesi demekdi..Bu nedensellikler farklı gerekçelerle uzatılabilinir.

BU SENARYOLARI
KİM YAZIYOR!?

2009 Mart yerel seçimlerinin üzerinden 4 yılı aşkın bir zaman geçti. Bugün benzer itham ve iddialarla AKP iktidarının devrilmesine, AKP’nin kapatılmasına,vb., amaçlara ulaşılması yönünde TSK bünyesinde askeri birçok  darbe girişiminin yapıldığı  yargı önünde.
Kimilerine göre, bu itham ve iddialar hayali ve halen tutuklu bulunan bir çok TSK mensubu, Mustafa Kemal’in Askerleri olarak tutsak ve TSK çökertiliyor!

Bir anlamda bilmiyorduk, hiç yaşamamıştık ama öğrendik:
- TSK, bünyesinde ve yönetiminde Mustafa Kemal’in Askerleri varmış..!
- Bu Paşalar, ASLA darbeci olamazlarmış..!
- Bunlar anti-emperyalist, ulusal bağımsızlıkçılarmış..!

Dedik ya, bilmiyorduk, görmüyorduk, duymamıştık, yaşamamıştık ama öğrendik...!

Peki, şeriat muhabbeti!?
CHP lideri Baykal’ın don gömlek nasıl tasfiye edildiğini ve istemem yan cebile koy dercesine Kılıçdaroğlu’nun nasıl CHP ‘nin başına geçip, Alman gazetelerine, “Türkiye’de şeriat tehlikesi yok” dediğini biliyoruz.
Türkiye’nin siyasal ve sosyal yaşamında “UMACI” yaratmanın ve yaratılan umacının üzerine 7 katlı İKTİDAR inşa etmenin ne olduğunu da bugüne kadar hep gördük,yaşadık..

“BÜYÜK BİRADER;ABD.!”

Ne hikmetse, birbirlerine ve partilerine, iktidarlara “kefen “biçen siyasetçilerimiz ve partiler konu “büyük birader” olduğunda hep “es” geçmeyi  görev biliyorlar.
Peki, “Büyük Birader”, kim?
ABD..!
Türkiye’de yıllanmış iktidar oyununun adı ABD’dir ve bu ülkede 16-17 yaşındaki gençler, “Kahrolsun” dedikleri için yıllardır sürüm sürüm süründürülmüşlerdir...!

Gökdeniz’le bu yıllanmış iktidar oyununa bizlerin de bilinçsizce figüran yapılıp yapılmadığımızı soruyorum. İnce ince düşünüyor...
Evet, düşünmemiz, konuşmamız, tartışmamız gerekiyor.

ÜLKE DE, BANDIRMA DA
DEMOKRATİK VE ÖZGÜR BİR
 YÖNETİMİ HAK EDİYOR!

Peki, İnsiyatif, Pekel ve yönetimiyle geçen 4 yıl sonucunda ‘deklerasyon’da dile getirdiği amaçlarına ulaşabildi mi?
Gökdeniz, “kesinlikle hayır..!”DİYOR.
Bandırma, bu geçen 4 yıl da gerçekten “HALKÇI” bir yönetime tanık oldu mu?
“HAYIR!” diyor..
Bandırma, 4 yıldır, “DEMOKRAT VE ÖZGÜR BİR KENT” olma yolunda emin adımlar atabildi mi?
“Kesinlikle HAYIR!”diyor..

Uyu yavrum uyu,uyutayım seni
Ninnelerle, türkülerle avutayım seni...

Bandırma, 4 yıl öncesi ve sonrasıyla böyle uyutulup, avutuldu. Geriye dönüp baktığımda Paşa Mehmet’in belediye başkan adaylığını ve bir avuç insanın verdiği mücadeleyi daha iyi anlıyor, takdir ediyorum.

Esen kalın...
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ