Bugün: 27.06.2017

İKTİDAR VE ŞARK URNAZLIĞI


“Ey vaiz, 
dudakla fısıldayıp duayı havaya üfürmek yetmez 
Kelamın içe sinmesi kalp iledir 
Mideye indirdiğin söz içime bir türlü sinmez 
Bizim katımızda dua kalpten dudağa akar 
Her kim ki hak ve hakikat için yazarsa 
Kurduğu her cümlesiyle dünyayı yeniden kurar 
Aksine,kem küm ile vesvese edip 
Yalana yanlışa çanak tutarsa eğer 
Kurduğu her cinsi sapık cümlesiyle 
Kalbimizi kırıp dünyayı yıkar gider başımıza 

Bizim için kim yüce gönüllü ve zorunluysa 
Son kırıntısına dek gerçekçi, 
Bir dost gibi içimizden geçsin istiyoruz 
İçi dışı bir. Mevlana’nın deyişiyle arif 
Ustaların gözüyle zarif olmalı ki 
bize ilham versin.Evhamı ve yeisi bırakın. 
Biz gün boyu tepemizde reis falan istemiyoruz. 
Çekirdekten yetişen bir usta olsun. 
Çünkü bir işe yaramıyor, 
Onca salya sümük ağlayarak edebiyat yapan 
Ali okulundan terk okumaz- yazar, bozar takımı. 

Ey sonsuz düşüncenin gönül dostları! 
Dili uzun, aklı kısa,sayıca kalabalık 
Cücelerin teveccühünden uzak durun 
Sözünü tutmayan utanmazların 
Yaratıcıya yaranma yüzsüzlüğünden 
Onlar ki Cizvit oyunlarıyla, 
hazret pozlarıyla bize caka atarlar. 
Hakim sınıfların,tiranların ağzından 
Ne kadar içi boş, sığ ve kof laf varsa ondan ederler 
ağzımıza. 

Onların sadece tencereleri var 
Pencereleri yok ki onların 
Yüz yılın kürsüsünden bize hayatı okusun 
Yıkılan bir dünyayı yeniden inşa etmek için 
Adeta içimizden geçenleri okusun”
 
Cemal Öztürk’ün “Adamlığın Azlığı=Şark Kurnazlığı” isimli şiiri vazgeçtik dünyada ve ülkede yaşananlardan, son zamanlarda sanki Bandırma’da yaşananlar için yazılmış geldi bana..
Şiirin manevi yada dini yönü, felsefesi beni ilgilendirmiyor. Bunu ‘birileri’dert  ediniyor ve sorguluyorsa, dinden bi haber olup da, her fırsatta ellerini açanlara,camilere koşup, abdest bile almasını bilmeden, dua okur gibi dudaklarını kımıldadıp, ateist kimliğini ve kişiliğini an’lık menfaatler yada cemaata yaranmak için peş keş çekenlerden bunu  öğrenecek değiliz.
Şair’de bunu “Adamlığın Azlığı”  ve “ Şark Kurnazlığı” olarak isimlendirip, oturup, şiirini yazmış.!

Evet, şairin bu şiiri adeta Bandırma’da son zamanlarda yaşananları özetliyor. Kuşkusuz, bu benim anladığım ve hissettiğim...Sonuçta bu şiirden kim ne hisse alıyorsa, buyursun alsın..Bugün garibin sofrasında bu var!

Yerel gündem de işler  karışık. Gündemin bu kadar karmaşık ve karışık olmasının kuşkusuz nedenleri var. Çünkü, siyaset ve idare adına hareket ettiğini iddia edenler bir  riya makinesi gibi çalışıp sürekli yalan yanlış şeyler yapıyor ve üretiyorlar.
Aman aman kimse yazdıklarımı okuyup da ‘Engin, yine bizden söz ediyor’ diye kendi kendisine rol ve misyon biçip,havalara girmesin. Derdimiz ve davamız kişiler değil...Bir  anlamda, herkes kendi işine bakmalı ve işini de layıkıyla yapmalı...!
Gazetecilik ve yazarlık yaşamımda şişkin agoları doyurmak gibi bir işim, derdim hiç bir zaman olmadı. Kimin böylesi bir derdi varsa, egosunu şişirdiği yer de indirsin, kente ve insanlarına gölge etmesin!

Bunlar kibirli insanlar..

Öyle ki,bilmem kime yetkiyi vermişler, tutmuş babasını kesmiş ifadesine uygun kibirleri için etraflarını çatır çatır yakmanın adayıdırlar. Ki, garibin ekmeğini koz olarak kullanıp, ekmeği yani o adını çoktandır unuttukları nimetin cambazlığını yapıp,etraflarındaki insanları hırsları için tepe  tepe kullanmaya çalışırlar.

Ahmet Arif’in şiirinde dillendirdiği gibi,;
“Bunlar, 
Engerekler ve çıyanlardır, 
Bunlar, 
Aşımıza, ekmeğimize 
Göz koyanlardır, 
Tanı bunları, 
Tanı da büyü... 
Bu, namustur 
Künyemize kazınmış,
 Bu da sabır, 
Ağulardan süzülmüş.
 Sarıl bunlara 
Sarıl da büyü...”

Evet, Bandırma, bunları yani içimizdeki ‘engerek’ ve ‘ çıyanları’ iyi bilip, tanımalı...Yalan ile riya ile  yol almaya  çalışanları, bir şekilde yol alıp da başımızda saltanat haramisi kesilenleri  Bandırma iyi tanımalı, bilmeli...
Bu işin şucusu bucusu yok..!
Bu işin şeriatçısı, komünisti, liberali, milliyetçisi, sosyal demokratı, Atatürkçüsü, muhafazakarı falan yok!
Bu işin dinlisi dinsizi, hıristiyanı, müslümanı, alevisi sünnisi yok!
Bu işin kürdü, türk’ü, çerkezi ,gürcüsü, lazı pomakı yok!
Çünkü, engerek ile çıyan engerek ve çıyandır..!
Onun için kılıfına, derisine, gömleğine bakmadan içindekini görüp, bunları bilmeli ve tanımalı..


“Bütün taşlar gibi vekarlı,
hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
bütün yük hayvanları gibi battal, ağır
ve aç çocukların dargın yüzlerine benzeyen elleriniz.

Arılar gibi hünerli, hafif,
sütlü memeler gibi yüklü,
tabiat gibi cesur
ve dost yumuşaklıklarını haşin derilerinin 
altında gizleyen elleriniz.

Bu dünya öküzün boynuzunda değil,
bu dünya ellerinizin üstünde duruyor.

Ve insanlar, ah, benim insanlarım,
yalanla besliyorlar sizi,
halbuki açsınız,
etle, ekmekle beslenmeye muhtaçsınız.

Ve beyaz bir sofrada bir kere bile yemek 
yemeden doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.

-----------

İnsanlarım, ah, benim insanlarım, 
Avrupalım, Amerikalım benim,
uyanık, atak ve unutkansın ellerin gibi,
ellerin gibi tez kandırılır, kolay atlatılırsın....

İnsanlarım, ah, benim insanlarım, 
antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,
beyaz perde de yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,

dua yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin
gecelerinde ay ışığı,

söz yalan söylüyorsa,
renk yalan söylüyorsa,
ses yalan söylüyorsa,
ellerinizden geçinen 
ve ellerinizden başka her şey 
herkes yalan söylüyorsa,

elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.

Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı,
bu zulüm bitmesin diyedir.”

Koca Nazım,binlerce şiiri gibi bu şiirinde de garibin ve çilekeş halkının dilini, yüreğini coşturmuş.
Nazım, şiirinde ‘yalana’ vurgu yapmış ve yalanı iş edinmişlerin, yol eylemişlerin derdinin “bezirgan saltanat’ları ile  yıkılası “zulüm” düzenleri olduğunu vurgulamış.


-YALAN...
-BEZİRGAN SALTANATI...
-ZULÜM...

Bu üç sözcüğün buluştuğu yerde ülkelerin, kentlerin ve insanlarımızın çilesi başlıyor.
Bu, çilenin yani bezirgan saltanatlarının yalan ve zulümle sürmemesi için, kıyı  da köşe de  açan her çiçek, bunlar tarafından ‘yeminli düşman’ ilan edilip, hoyratça kopartılmaya çalışılıyor.

Neymiş..?
Kentin gündemi karışıkmış..!
Neden ve niçin karışıkmış..?

İşte insan soyunun varlık yokluk mücadelesine baktığınızda,ne boyun eğişe, ne biata, ne goy goya tanık olursuz.
Tam tersi, hep soru sormayı beceren ve cesaretle, inançla soru sormaya devam eden insan soyunun çiçekleşmesine tanık olursunuz!

ÇÜNKÜ; SORU SORMAK İNSANLAŞMAK TIR, İNSAN OLMAKTIR!

O karmaşıklaştırılmış gündemi  anlaşılır kılabilmek için bir kaç soru soralım mı?
Evet, soralım..!

-1/ 100 binlik planları  halktan neden ve niçin gizleyip,ısrarlı sorularımıza karşın hep sustunuz?

- Koca bir kenti iktidar hırsına yenilip Kent konseyi’nde neden karmaşık  oyunlarınıza alet ettiniz?

- Bu kentin yazan, çizen, aydın insanlarını eleştiriyor ve soru soruyorlar diye ayrıştırıp, ötekileştirmek hakkına nasıl sahip olabiliyorsunuz?

- İktidarınızın karar ve icraatlarınızın sonuçlarını görünce, yavuz hırsız ev sahibini evinden kovarmış misali neden ve niçin günah keçisi arıyorsunuz?

Soru çok ama yanıt yok..!
Neden ve niçin?

Nazım’ın dediği gibi; 
YALAN, BEZİRGAN SALTANATLARININ SÜRMESİNİN  VAZGEÇİLMEZ İLACI İSE ZULMÜNÜZÜ NE YAPACAĞIZ..?

Esen kalın...

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 806