Bugün: 12.12.2017
  • Ana Sayfa
  • »
  • İĞNEYİ ÖNCE KENDİMİZE BATIRMAK..!

İĞNEYİ ÖNCE KENDİMİZE BATIRMAK..!


16 Nisan referandumu öncesi  yerel hizmetler ve Anayasa değişikliği paketiyle ilgili Balıkesir TV 100’de her hafta yayınlanan ‘ Basın Ekspres’ haber programında bir çok  ilçe belediye başkanını, Karesi AK Parti ilçe parti başkanını, ANKA Gençlik derneği başkanı yanı sıra son iki programda da  milletvekilleri Kasım Bostan  ile Mahmut Poyrazlı’yı konuşmacı olarak ağırladık.

Referandum sonrası da  Balıkesir büyükşehir belediye başkanı Ahmet Edip Uğur, programımızın konuğu oldu ve referandumun genel  ve Balıkesir sonuçlarını ekranda değerlendirdik.

16 Nisan referandumunun genel sonuçları ile ilgili yazılacak ve söylenecek fazla bir şey yok ve sonuç ortada: TBMM’nde Ak Parti ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla kabul edilmiş 18 maddelik Anayasa değişiklik paketi  referandumda da yüzde 51.4 oy oranı ile kabul edildi ve konu kapandı…

Referandum sonrası  özellikle ‘Yeni CHP’ ve  ‘hayır cephesi’ nde  mühürsüz oy zarfları ve sonuca yönelik tartışmalar ve itirazlarla ilgili  tepkileri demokratik bir hak olarak görüyor ve anlıyorum. Ancak, YSK’nın bu tartışmalar ve itirazlarla ilgili verdiği karar ile birlikte bu tartışma ve itirazların da sonlandırılması gerektiğine  inanıyorum.

Neden ve niçin?

AMAN DİKKAT..! PROVAKASYONA GELMEYELİM..!

Referandumda ‘hayır cephesi’ nin başını Yeni CHP çekti ve  paydaşları içerisinde yer alan parti ve partililer, örgütler ve gruplar  uluslararası bir gerçeği çok iyi biliyorlar. Küresel güç ve çıkar odakları yani emperyalizmin  az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yönelik operasyonlarında gerçekleşen seçimlere yönelik  hep klasik bir manipülatif bir oyunu sahnelenmiştir. Çıkarlarına ters  ve onaylamadıkları bir seçimi  algı operasyonları ve manipülatif  çabalarla, sahte belgeler ve tanıklıklarla provake etmek, toplumsal ayrışmayı ve gerilimi yükselterek, kaos yaratmak. Bunun bir adım ötesi  terörle yaratılan iç savaş zeminini de kullanarak  askeri faşist darbelerin ve işgalin önünü açmak.

Ben, başta CHP olmak üzere ‘hayır’ bileşkeleri ve paydaşlarının emperyalizmin bu kirli, karanlık ve kanlı oyununa  düşmeyeceğine ve  direneceğine inanmak istiyorum.

Çünkü, bu işin şakası yok!

ABD ve Batı’dan çıkan seslere bakıldığında New Yok Times gazetesi  referandum sonuçlarından hareketle NATO’nun Türkiye’ye müdahale etmesinden, bir Fransız akademisyen   ise ekranlarda fütursuzca iç savaştan ve cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öldürülmesinden söz edebildi.

Bu olayın bir yönü..

SANDIK SONUÇLARINI İYİ OKUMAK LAZIM..!

Biz, bu yazımızda  referandum ve cumhurbaşkanlığı seçim  sonuçlarının büyükşehir, Güney Marmara ve dolayısıyla Bandırma sonuçları üzerinde durmak  ve değerlendirmek istiyoruz. Bu konuda ana kriterimiz ve ölçümüz, genel ya da yerel seçimlerden öte,  12 Eylül 2010 yılında 26 maddelik Anayasa değişiklik paketinin referandum sonucu, 2014 yılı Ağustos’un da gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçim sonucu ve son olarak  16 Nisan  2017 tarihinde gerçekleşmiş 18 maddelik Anayasa değişiklik paketinin referandum sonucu olacaktır.

Buna göre;

12 Eylül 2010 yılı referandumunda Balıkesir’in seçmen sayısı 858. 343,Bandırma’nın seçmen sayısı  101.779, Balıkesir’de sonuç yüzde 48.30 ‘evet, % 51,96 ‘hayır’ olurken, Bandırma’da sonuç, yüzde 36.33 ‘evet’, yüzde 63.66 ‘hayır’dır..!

10 Ağustos 2014 tarihinde gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise   R.Tayyip Erdoğan  357,17 oy alarak yüzde 47.80 oranında oy alırken, S. Demirtaş 21.273 oy ile oyların yüzde 2.85’ini, E. İhsanoğlu ise 368 .822 oy alarak oyların yüzde 49.36’sını alırken; Bandırma’da R.T. Erdoğan 33.320 oy ile % 38.50, S .Demirtaş 3.041 oy ile oyların % 3.052’sini, E.İhsanoğlu ise  50.021 oy ile oyların % 57.91’ini aldı.

16 Nisan 2017 referandumunda ise büyükşehirin seçmen sayısı  919.852,katılım oranı %89,62 ve  ‘evet’ yüzde 45.5, ‘hayır’ 54.5 olurken Bandırma’da  ‘evet’ yüzde 36, ‘hayır’ yüzde 64..!

AŞIRI SİYASALLAŞMA  SANDIĞI DA MİLLETİ DE VURUYOR..!

Türkiye’nin  siyasal ve toplumsal yaşamında yıllardır yaşadığımız bir eksiklik ve yanlış var. Aşırı siyasallaşma ve siyasallaştırma. Bunun sonucu ise siyasal ve toplumsal kutuplaşma, gerilim, ayrıştırma ve ötekileştirme… Kuşkusuz, demokrasilerde siyasi ve toplumsal yaşamın vaz geçilmez unsuru siyasi partiler ve çok partili yaşamdır.

Örneğin, siyasal  iktidarın yönetimini ve dolayısıyla da devlet yönetimini, bürokrasiyi siyasallaştırması ve bunun sonucu partizanca uygulamalar, muhalefet partilerinin de devlet ve iktidar, iktidar partisi ile ilişkilerini  farklı bir mecraya taşıdığı gibi yürütme-yasama ve yargı dengesizliğini de bozmakta, siyasal ve sosyal yaşamda hemen her konu ve her şey iktidar ve muhalefet partileri  açısından ak-kara mantığı ile ele alınıp, iktidar ve muhalefet partileri açısından varlık-yokluk sorununa indirgenerek, ulusal birlik ve beraberlik, ulusal yarar  gibi kavramların hızla içi boşalmakta. Bunun psikolojik ve hatta patolojik, depresif, travmatik sonuçlarını her gün değişik şekillerde yaşıyoruz.

Konunun ve olayın bu yönü de ayrı bir yazı konusu…

SEÇMEN REJİM VE SİSTEM KONUSUNDA ÜRKEK VE KAYGILI..!

Örneğin, geçtiğimiz günlerde ziyaretime gelen bir grup partili, bugün 16 Nisan referandumu yinelense, sonucun ‘evet’ yönünde daha baskın olacağını söylemesi, siyasi ve toplumsal yaşamımızın ne kadar dalgalı  ve iniş-çıkışlı olduğunu gösteriyor.

 Neden?

 Çünkü, referandum sonrası  farklı  endişe ve kaygılarla ‘hayır’ diyen seçmen, referandum sonrası endişe ve kaygılarının ne kadar yersiz olduğunu gördü ve yaşadı..! Kimse alınmasın! Aynı durum  sandıkta ‘evet’ diyenler için de geçerli..

Büyükşehir nezdinde gerçekleşen referandumlar ve sonuçlarının bize sunduğu bir gerçek var: Seçmen dolayısıyla da vatandaş, siyasal iktidarın,  devlet ve toplumsal yaşamında köklü değişiklere neden olacak  karar ve uygulamaları konusunda endişeli ve kaygılı. Siyasal iktidar merkezi ya da yerel iktidarları aracılığıyla ne kadar büyük hizmet ve yatırım olanakları yaratırsa yaratsın, devasa projelere imza atarsa atsın, rejim ve sistemde değişiklik içeren karar ve politikalar konusunda ürkek, kaygılı ve direngen..! Birey ve toplum nezdinde yaşanan  bu ürkeklik, kaygı ve direngenlik ise siyaset ya da dış güç ve odaklar tarafından istismara açık bir nitelik taşıyor.

Bunda siyasal iktidar temsilcilerinin ya da kamu yönetiminde söz sahibi olan kişilerin sorumluluğu yok mu? Tabii ki var ama tüm sorun ve sıkıntıları kişilere bağlama ve sorunları kişiselleştirmek de toplumsal yaşamımızda her şeyi siyasallaştırmak kadar  tehlikeli ve yanlış değil mi?

Esen kalın…

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 117